

4 Ağustos 2026 -
18 Safer 1448 - Salı
(gün)
Cemal Külünkoğlu Meali
içinde 1324 adet sonuç bulunmuştur.
(O) din gününün sahibidir.
Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki, gerçekte inanmadıkları halde, “Biz Allah’a ve ahiret gününe inanıyoruz.” derler.
Onlara: “Yeryüzünde yozlaşmaya ve bozgunculuğa yol açmayın.” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz.” derler.
İyi bilin ki onlar bozguncudur ve yozlaşmaya yol açan kimselerdir; ama bunun kendileri de farkında değillerdir.
Yahut onların durumu; gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak halinde boşalan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Onlar ölümün dehşeti içinde yıldırımlardan korunmak için parmakları ile kulaklarını tıkarlar; oysa Allah, inkarcıları çepeçevre kuşatmıştır.
Allah, hakikati ortaya koymak için bir sivrisineği hatta (yaratılışta) ondan daha da küçük olan bir şeyi örnek vermekten imtina etmez. İnananlar onun Rablerinden gelen doğru ve uygun bir örnek olduğunu bilirler. İnkarcılar ise: “Allah’ın böyle bir örnek vermesinin ne anlamı var?” derler. Böylece Allah’ın verdiği bu örnekle birçokları sapıtır, birçokları da doğru yola ulaşır. Fakat şu bir gerçektir ki bu örnekle (Allah) ancak fasıkları (yoldan çıkmış olanları) sapıklıkta bırakır.
Onlar öyle (fasıklardır) ki (emirlerine kayıtsız şartsız bağlı kalacaklarına dair) Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah’ın sürdürülmesini emretmiş olduğu (sosyal ve insani) ilişkileri keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.
Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde (hükümlerimi icra edecek) bir halife (etkili ve yetkili olmaya elverişli insan) yaratacağım.” buyurmuştu. Melekler de: (Ya Rab!) “Seni övgüyle yüceltip takdis eden bizler varken, orada bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. (Allah da) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.”
(Allah, Adem’e:) “Ey Adem! Eşyanın özelliklerini meleklere bildir.” buyurdu. O da özellikleriyle/kanunlarıyla onları bildirince (Allah) buyurdu ki: “Ben size dememiş miydim, göklerin ve yerin sırlarını sadece ben bilirim. Ayrıca sizin neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı da bilirim.”
Ama şeytan (cennette ebedi kalmak istiyorsanız bu ağaçtakinden yiyin diyerek) ikisini de içinde bulundukları yerden (bahçeden) çıkardı (ve böylece sahip oldukları konumu yitirmelerine sebep oldu). Bunun üzerine biz de: “(Şeytana uyduğunuz için) birbirinize düşman olarak çıkın gidin! Yeryüzü sizin için belirli bir süreye kadar barınak ve geçim yeri olacaktır (dedik).
Siz kitabı okuduğunuz halde, insanlara erdemli olmayı öğütlüyor da kendinizi unutuyor musunuz? Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiç kimseden (azaptan kurtulmak için) herhangi bir şefaat (bedel ve karşılık) kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara yardım da edilmez.
Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun yokluğunda buzağıya taparak zalimlerden olmuştunuz.
Ve (Tih çölünde, Sina’da sizi güneşin yakıcı sıcaklığından korusun diye) üstünüze bulutları gölge yapmıştık. Size kudret helvası ile bıldırcın indirmiş, “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin,” demiştik. (Buna rağmen isyan etmişlerdi ama böyle yapmakla onlar) Bize değil, kendilerine zarar vermişlerdi.
Ve yine hatırlayın o günleri (Sina çölünü geçtikten sonra), “Bu beldeye (Kudüs ya da Eriha’ya) girin ve yiyeceklerinden dilediğiniz kadar bolca yiyin. Kapıdan tevazu içinde (şükür) secdesi ederek girin ve “Hıtta!” (Günahlarımızın yükünü üzerimizden kaldır!) diye dua edin ki günahlarınızı bağışlayalım. Çünkü iyilik yapanlara sınırsız mükafat vereceğiz.” diye vaadimiz vardır.
(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı. O zaman biz ona: “Asanı (bastonunu) kayaya vur.” demiştik (o da vurmuştu ve) ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece her soy (kabile), su alacağı kaynağı bilmişti. Ve (onlara): “Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın” (demiştik).
Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse (faydalı işler yaparsa) onlara Rableri katında mükafat vardır. Onlar gelecekten endişe etmeyecek ve geçmişten dolayı da üzüntü duymayacaklardır.
Andolsun ki içinizden (ibadet etmek yerine balık avlayarak) cumartesi günü yasağını ihlal edenleri biliyorsunuz. (Bu davranışlarından ötürü) onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” demiştik.
(Onlar) demişlerdi ki: “Bizim için Rabbine yalvar da o sığırın niteliklerini bize bildirsin.” (Musa) demişti ki: “Allah buyuruyor ki: O (sığır) ne yaşlı ne körpe, ikisi arasında orta yaşta dinç bir sığırdır. Artık emrolunduğunuz işi yapın!”
(Ey Musa!) “Bizim için, Rabbine yalvar da onun tam olarak nasıl bir şey olduğunu bize açıklasın, (çünkü) bize göre tüm sığırlar birbirine benzer. Allah dilerse elbette biz doğru yolu buluruz.” demişlerdi.
Onlar: “Sayılı birkaç gün dışında bize ateş asla dokunmayacaktır.” derler. Onlara de ki: “Allah’tan bir söz mü aldınız? Aldıysanız ne ala, Allah sözünden asla caymaz.” Yoksa bil(e)mediğiniz şeyleri Allah adına mı söylüyorsunuz?
(Buna rağmen) birbirinizi öldürüyor ve içinizden bazılarını yurtlarından sürüyor, onlara karşı kötülük ve düşmanlık için aranızda iş birliği yapıyorsunuz. Onları sürgüne göndermeniz yasaklandığı halde sürgüne gönderiyorsunuz. Sonra size esir olarak geldiklerinde ise fidye alışverişi yaparak kendilerini kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitap’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Oysa içinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Onlar kıyamet günü de azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Andolsun ki, Musa size apaçık delillerle geldi. Siz ise onun yokluğunda (Tûr Dağı’na gittikten sonra) kendinize yazık ederek buzağıya taptınız.
(O Yahudilere) de ki: “Eğer Allah katında ahiret yurdu (cennet), diğer insanlara değil de sadece size mahsus ise ve (bu iddianızın da) doğru olduğunuzu düşünüyorsanız, hemen ölümü isteyin (ki cennete kavuşup dünyanın sıkıntısından kurtulun)!”
Oysa onlar kendi (iradeleriyle) işlemiş oldukları (günahlar) yüzünden ölümü kesinlikle istemezler. Hiç şüphesiz, Allah zalimleri hakkıyla bilendir.
De ki: Kim Cebrail’e düşmansa iyi bilsin ki hem senden evvel indirilen kitapların doğruluğunu bildiren hem de inananlara doğru yolu gösteren ve bir müjdeci olan Kur’an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine o (Cebrail) indirmiştir.
(Tevrat’ı bırakıp sihirle meşgul olan Yahudiler) Süleyman (Peygamber)in hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat o şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Harût ve Marût adlı iki güç sahibine ilham edilen (sihr)i öğretmek sûretiyle küfre girdiler. Halbuki o ikisi: “Biz yalnızca bir fitneyiz (imtihan vesilesiyiz, sihri caiz görüp de) sakın küfre sapma(yın)!” demedikçe, hiç kimseye (sihir adına bir şey) öğretmiyorlardı. Fakat (bazı düzenbazlar) o ikiliden erkekle karısının arasını açan sihri/haram tılsımları öğreniyorlardı. Oysa onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen (onlar böyle yaparak) kendilerini zarara uğratacak ve fakat kendilerine hiçbir fayda getirmeyecek şeyleri öğreniyorlardı ve Andolsun, onu (büyücülük sırlarını) satın alanın ahirette hiçbir payı olmadığını da biliyorlardı. Karşılığında kendi nefislerini (ve ahiret nimetlerini) sattıkları şeyin ne kadar kötü (pişmanlık verici) bir şey olduğunu bilselerdi (böyle davranmazlardı).
Biz yürürlükten kaldırdığımız veya unutturduğumuz herhangi bir mesajı mutlaka daha iyisi veya benzeri ile değiştiririz. Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?
Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
Namazı ikame edin, zekatı verin (mali yükümlülüğünüzü yerine getirin). Çünkü kendiniz için önceden yaptığınız her iyiliği Allah katında mutlaka bulacaksınız. (Unutmayın ki) Allah bütün yaptıklarınızı görendir.
Yahudiler: “Hıristiyanlar (dinde sağlam) bir temele dayanmamaktadır.” dediler. Hıristiyanlar da: “Yahudiler (sağlam) bir temele dayanmamaktadır.” dediler. Oysa hepsi de Kitap’ı okuyorlar. Gerçeği bilmeyenler de onların dediğini söylemişlerdi. Kıyamet günü Allah, anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecektir.
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizin (İslam’la şereflenerek) diğer kavimlere üstün gelmenizi sağladığım günleri hatırlayın!
Hiç kimsenin başkasına bir yararının olmayacağı, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yerden yardım görmeyeceği günden sakının!
Hani biz, Kabe’yi insanlar için sevap kazanmaya yönelik (insanların her taraftan gelip bir araya gelecekleri) bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yapmıştık. Siz de (İbrahim’in takipçileri olduğunuzun bir göstergesi olarak) İbrahim’in (Kabe’de namaza durduğu) yeri namaz/dua yeri edinin (onu kendinize örnek alarak tevhid dinin savunucuları olun)! İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kabe’yi) tertemiz tutun!”
Hani İbrahim: “Ey Rabbim! Bu şehri güvenli bir yer kıl, halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle besle.” demişti. (Allah da) “Onlardan kafir olanı dahi (yaşadığı müddetçe) bir süre geçindirir, sonra cehennem azabına katlanmak zorunda tutarım. Ne kötü bir varış yeridir orası!” buyurmuştu.
“Rabbimiz! İçlerinden onlara bir Resûl gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları (günahlardan) arındırsın. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız Sensin.”
Yoksa siz; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve oğullarının Yahudi veya Hıristiyan olduğunu mu iddia ediyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah tarafından kendilerine verilen bir delili örtbas edenden daha zalim kim olabilir? Ama (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
(Ey Muhammed! Kıblenin Kabe’ye çevrilmesi hususunda) biz senin çok defa yüzünü semaya doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. Şimdi seni elbette hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yönünü Mescid-i Haram’a (Kabe’ye) doğru çevir. Siz de (ey mü’minler) her nerede olursanız olun, yönünüzü oraya doğru çevirin! Şüphesiz kendilerine Kitap verilenler, bu emrin Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.
Sizi mutlaka korkuyla, açlıkla, (sahip olduğunuz) mallarınızın bir kısmını eksiltmekle (ya da telef etmekle), can kaybına uğratmakla (veya sakatlığa maruz bırakmakla), mahsulünüzü afete uğratmakla (kıtlıkla) imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların yararı için denizlerde seyreden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları değişik yönlerden estirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette aklını kullanan bir topluluk için deliller vardır.
İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah’tan başkasını O’na denk tutar da onları Allah’ı sever gibi severler. Oysa iman edenlerin Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. (Allah’a ortak koşarak) nefislerine zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah’ta bulunduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu (anlayacaklar ama) keşke (bunu önceden) bilselerdi.
Nitekim (Allah’la beraber) kutsananlar, o gün azabı gördüklerinde, kendilerine tabi olanları tanımazlıktan gelecekler ve aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.
Allah size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanı yasaklamıştır. Ama kim mecbur kalır da bir arzu ve iştah duymamak, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan yerse ona hiçbir günah yoktur. Hiç şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Allah’ın indirdiği vahiyden bazı kısımları gizleyenler ve bunu az bir kazanç (dünyalık menfaat) karşılığında değiştirenlere gelince; işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmazlar. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz (onları muhatap bile almaz) ve onları temize de çıkarmaz. Onlara acıklı bir azap vardır.
İyi ve erdemli olmak (yalnızca) yönünüzü bazen doğu bazen batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyi ve erdemli kişi(ler); Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitap’a (Kur’an’a) ve nebilere inanıp; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunanlara veren; namazı ikame eden, zekatı veren; sözleştikleri zaman sözlerinde duran, darlıkta, sıkıntıda ve çetin şartlar altında sabredenlerdir. İşte onlardır imanlarında samimi olanlar ve işte onlardır Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar.
Ey inananlar! (Kasten) öldürülenler hakkında size kısas (misilleme yapmak) yazılı bir kanun haline getirildi. (Öldürülen) hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin varisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle tazminat ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Buna rağmen hak ve adalet sınırlarını bilerek ve isteyerek ihlal eden için şiddetli azap vardır.
Herhangi birinize ölüm yaklaştığında eğer geride bir servet bırakıyorsa ana-babaya ve yakın akrabalara geleneklere uygun biçimde vasiyette bulunması, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerine bir borçtur.
Ve her kim vasiyeti işittikten sonra değiştirirse, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Muhakkak ki Allah, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Bunun yanında kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da ikisinin arasını bulursa artık ona günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Ey inananlar! Oruç, korunmanız (sağlıklı yaşamanız) için sizden öncekilere yazıldığı (zorunlu hale getirildiği) gibi size de (sayılı günlerde) yazılmıştır (farz kılınmıştır).
(O farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Ancak sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde orucunu tutsun. İhtiyarlıktan yahut şifa bulması ümit edilmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaya gücü yetmeyenler, bir yoksul doyumu fidye versin. Bununla beraber her kim, yapmaya yükümlü olduğundan daha fazla iyilik yaparsa bu onun için daha iyidir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız (zor da olsa) sizin için daha hayırlıdır.
(Oruç tutmanız gereken o sayılı günler) Ramazan ayıdır ki insanlara yol gösteren (kılavuz olan), doğru yola ait apaçık delilleri içeren, eğri ile doğruyu birbirinden ayıran Kur’an o ayda indirilmiştir. Bundan dolayı, sizden kim bu aya erişirse, orucunu tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde (aynı sayıda oruç tutsun). Allah sizin için kolaylık diler, zorluk çekmenizi istemez. Bu da oruç günlerini tamamlamanız ve size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı yüceltmeniz içindir. (Allah) şükredesiniz diye (size) bu kolaylığı gösterir.
Oruç (günlerinin) gecesinde kadınlarınızla ilişkide bulunmanız size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise/eş, siz de onlar için bir elbise/eş gibisiniz (istediğiniz gibi içli dışlı olup birbirinizle ilişkide bulunabilirsiniz). Allah, (gereksiz yasaklamalarla onlara yaklaşmamakla) nefislerinizin arzularına karşı zafiyet göstereceğinizi bildiği için tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık bundan böyle (oruç gecelerinde de) onlarla ilişkide bulunun, Allah’ın sizler için yazıp takdir ettiği (cinsel tat elde etmek ve çocuk sahibi olma gibi) nimetlerden istifade edin. (Şafağın) beyaz ipliği (çizgisi gecenin) siyah ipliğinden (çizgisinden yani fecrin aydınlığı gecenin karanlığından) seçilinceye kadar yiyin, için, sonra da akşam oluncaya (iftar vaktine) kadar orucu tam tutun. Ama mescitlerde itikafta iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. O halde bu sınırları ihlal etmeyin! Allah, sakınıp korunmaları için mesajlarını insanlara böyle açıklıyor.
Sana, hilallerin niçin sürekli değişip durduğunu (yani ayın geçirdiği evreleri) sorarlar. De ki: “Onlar, (doğal bir takvim olarak) insanların (yıl, ay ve günleri belirlemesine yarayan) yapacakları işlerin ve hem de (oruç ve) hac ibadetinin vaktini gösteren ölçülerdir.” Evlere arkalarından gelip girmeniz asla iyi bir davranış değildir. Lakin iyi davranış, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır. O halde evlere kapılarından girin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtulasınız.
Artık (yaşadığınız yerde, yeryüzünde) zulüm ve baskı kalmayıncaya (herkese temel insan haklarını sağlayan bir düzen kuruluncaya) ve (din de yalnız Allah’ın iradesine uygun bir hale gelinceye ve barış ortamı tüm dünyada egemen) oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet (zulüm ve haksızlıklardan) vazgeçerlerse (bilinçli olarak) zulüm işleyenlerin dışındakilere karşı tüm düşmanlıklar sona erecektir.
Haram ay, (saldırmazlık örfünün geçerli olduğu aylar: Zilka’de, Zilhicce, Muharrem ve Recep düşmanlarınızın uyduğu) haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) da karşılıklıdır (düşman hangi aya hürmet gösterip savaş yasağına uyuyorsa siz de o aya hürmet gösterip savaş yasağına uymalısınız). Öyleyse kim size (savaş yasağına uyması gerektiği ayda) saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah’ın emirlerine uygun yaşayın, ona karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah, kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlarla beraberdir.
Haccı da umreyi de Allah (rızası) için yapın. Fakat (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız Kabe’ye, güç yetirebileceğiniz nitelikte bir kurban gönderin. Gönderdiğiniz kurban yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Ancak sizden her kim hasta olur veya başında bir rahatsızlık bulunu(up da tıraş olmak zorunda kalı)rsa ona da fidye gerekir ki o da ya (üç gün) oruç tutmak ya da sadaka (altı fakire fitre) vermek veya bir kurban kesmektir. Sonra emin olduğunuzda kim hac zamanına kadar umreyle faydalanmak (hacc-ı temettü yapmak) isterse kolayına gelen bir kurban keser. Fakat kesecek kurban bulunamazsa veya buna gücü yetmezse ona hac günlerinde üç gün, vatanına döndüğü zaman da yedi gün ki tam on gün oruç tutmak vacip olur. Bu hüküm, Mescid-i Haram civarında yaşamayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının (hac ahkamını koruyun) ve bilin ki Allah’ın azabı cidden çok şiddetlidir.
Hac, bilinen aylar(da)dır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda (ihramlı iken) cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz hayır olarak her ne yaparsanız, Allah mutlaka onu bilir. Bir de (yol için) kendinize azık edininiz. Şüphesiz ki azığın en hayırlısı, Allah’a karşı gelmekten (günaha sebep olan hareketlerden) sakınmaktır. Ey akıl sahipleri! Bana karşı gelmekten sakının!
Hac mevsiminde ticaret yaparak Rabbinizin lütfundan istifade etmenizde size herhangi bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (Müzdelife’ye) akın ettiğiniz zaman Meş’ar-i Haram’da (Müzdelife’de) Allah’ı zikredin (onu dua ve telbiyelerle anın). Ve size doğru yolu gösterdiği gibi siz de (dünyanın farklı yerlerinden hacca gelmiş bulunan kardeşlerinize) Allah’ı ve onun gönderdiği dini anlatın. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
(Hac dönemindeki) sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek özel dualarla) Allah’ı anın. Kim iki gün içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönmek isterse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. O halde Allah’ın istediği şekilde yaşayın ve bilin ki sonunda onun huzurunda toplanacaksınız.
İnsanlardan öyleleri vardır ki dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna gider. Bir de kalbindeki (nifak ve menfaat düşüncesi)ne rağmen (din konusunda samimi olduğuna dair) Allah’ı şahit tutar. Halbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır. Bkz. 63/4
Ancak hakimiyeti eline alır almaz yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah bozguncuları hiç sevmez.
Kendisine ne zaman: “Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakın!” dense, yersiz gururu onu günaha sevk eder. Böylelerinin payına cehennem düşecektir. (Orası) ne kötü bir konaklama yeridir!
İnkarcılara dünya hayatı süslü göründü. Bu yüzden (sadece dünyaya kilitlenen inkarcılar hem dünyayı hem de ahireti önemseyen) mü’minlerle alay eder oldular. Oysa Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle (dünya-ahiret dengesini sağlayarak) yaşayanlar, kıyamet günü onlardan üstün konumda olacaklar. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
Sana haram ayı (saldırmazlık örfünün geçerli olduğu ayı) ve onda savaşma hakkında soru yöneltiyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkar etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır.” Zulüm ve baskı, öldürmekten daha beterdir. İnkarcıların güçleri yetse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. Sizden her kim dininden döner de kafir olarak ölürse onların yaptığı ameller dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar cehennem halkıdır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Fakat günahları faydalarından daha büyüktür.” Ve yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İhtiyacınızdan arta kalan her şeyi.” Allah size mesajlarını böylece açıklıyor ki düşünüp ders alasınız.
Dünya ve ahiret hakkında (sizin için faydalı olan davranışları düşünün ve ona göre hareket edin). Bir de sana yetimlere nasıl davranılacağını soruyorlar. De ki: “Onların (mallarını muhafaza ederek, haklarını koruyarak ve onlara yardımda bulunarak) durumlarını düzeltmek en doğru olandır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız (doğru olanı yaparsınız. Çünkü) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, (yetimler için) bozgunculuk yapanla yararlı iş yapanı bilir. Eğer Allah dileseydi sizi (de onlar gibi) zor durumda bırakır (ve hiçbir şekilde yetimlerin mallarından faydalanmanıza müsaade etmez) di. Şüphesiz ki Allah, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Sana “kadınların regl dönemini (adet halini ve adetli iken ne yapıp yapamayacaklarını) soruyorlar. De ki: “O, (kadını sıkıcı ve erkeği tiksindirici, cinsel ilişkiye engel olan bir çeşit) hastalık halidir. Bu yüzden adet halinde kadınlardan uzak durun ve temizleninceye kadar onlara (cinsel ilişki için) yaklaşmayın (fakat cinsel ilişki dışındaki olağan karı-koca ilişkilerini devam ettirebilirsiniz). Temizlendikleri zaman, cinselliğin fıtri seyrine uygun olarak Allah’ın size emrettiği şekilde onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah, pişmanlıkla kendisine yönelenleri sever, özlerini temiz tutanları da sever.”
Kadınlarınız, sizin için (neslin devamına imkan veren) bir hayat kaynağıdır. Öyleyse eşlerinize (adet halleri dışında) uygun ve meşru şekilde yönelin. Kendiniz için önceden, birbirinizin hayrına olacak maddi ve manevi hazırlıklar yapın. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın ve O’na mutlaka kavuşacağınızı bilin. (Ey Nebi!) İnananları müjdele.
Allah, düşünmeden yapmış olduğunuz (hayırsız ve yarasız) yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmayacak, ama kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutacaktır. Allah, çok bağışlayandır, halimdir (rızıkları günahlardan dolayı kesmeyen ve ceza vermekte de acele etmeyendir).
Boşanmış kadınlar, (evlenmeden) kendi başlarına üç adet hali ve temizlenme süresi beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın, rahimlerinde yarattığını saklamaları (hamileliklerini gizlemeleri) helal olmaz. Ve bu (üç aylık) süre zarfında kocaları barışmak isterlerse (kadınlar da rıza gösterirse), onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Adalet ölçülerine göre erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Fakat erkekler (aile reisliği ve sorumlulukları bakımından çalışmayan) kadınlara göre bir derece daha üstünlüğe sahiptir. Allah, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Karşılıklı ve geri dönüş imkanlı) boşama iki defa geçerlidir. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Onlara verdiğiniz bir şeyi (mihri) geri almanız size helal olmaz. Erkek ve kadın Allah’ın (evlilik hakkındaki) yükümlülükleri yerine getiremeyeceklerinden korkarlarsa o başka. (Ey karı koca arasında hüküm verecek olanlar!) Siz de bunların Allah’ın verdiği yükümlülükleri yerine getiremeyeceklerinden korkarsanız, o zaman kadının ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Eğer erkek, karısını (temizlik hallerinde bilinçli olarak) bir defa daha (iki defa boşadıktan sonra üçüncü kez) boşarsa artık o kadın başka biriyle (formalite değil, gerçekten) evlenmedikçe ona helal olmaz. Bu ikinci koca da onu boşarsa, Allah’ın koymuş olduğu sınırları koruyup ayakta tutabileceklerini umarlarsa eski karı kocanın birbirine dönüp yeniden evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar, bilip anlayan bir topluluğa, Allah’ın açıkladığı (uyulması gereken) sınırlarıdır.
Kadınları boşayıp da bekleme sürelerini doldurdukları zaman eğer daha önceki kocaları ile örfe uygun (meşru) bir biçimde anlaşırlarsa evlenmelerine engel olmayın! Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha isabetli ve daha temizdir. Allah (neyin sizin için daha isabetli olacağını) bilir, siz bilmezsiniz.
Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk yüklenmez. Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın. (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Ve eğer (anne-baba), her ikisi, (anne ile çocuğun) ayrılmasına karşılıklı rıza ve danışma ile karar verirlerse (bundan dolayı) onlara bir günah yoktur ve eğer çocuğunuzu sütannelere emanet etmeye karar verirseniz, teslim edeceğiniz çocuğun emniyetini uygun bir şekilde sağlamanız şartıyla size bir günah yüklenmez. Allah’ın emirlerine uyun ve bilin ki Allah tüm yaptıklarınızı görmektedir.
Sizden ölen erkeklerin geride bıraktıkları eşleri, (evlenmeden, görücüye çıkmadan, süslenmeden) kendi başlarına dört ay on gün (iddet süresi) beklerler. Bekleme süresini doldurunca artık kendi haklarında meşru biçimde (evlenmek, süslenmek, görücüye çıkmak gibi) yaptıklarından dolayı size de onlara da günah ve sorumluluk yoktur. Allah tüm yaptıklarınızdan haberdardır.
Böyle (bekleme süresi içindeki) kadınlara evlenme isteğinizi ima yoluyla üstü kapalı olarak anlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Farz olan bekleme müddeti sona erinceye kadar onları nikahlamaya kalkmayın! Şunu da bilin ki Allah, içinizden geçeni hakkıyla bilir. Artık ona karşı gelmekten sakının! Ve yine bilin ki Allah çok bağışlayandır ve halimdir (günahlarından dolayı insanların rızkını kesmez ve cezada da acele etmez).
(Evlenmek için bir araya geldiğiniz fakat) kendileriyle henüz cinsel ilişkide bulunmadığınız ya da bir mehir takdir etmediğiniz kadınları (onunla uyuşup uyuşmayacağınız kanaati hasıl olunca) boşarsanız, üzerinize bir günah ve sorumluluk yoktur. Onları, zengin olan kendi gücü, darda olan da kendi imkanı oranında, maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik eden ve erdem sahibi olan kimselere yakışan bir görevdir.
Boşanmış kadınların, örfe uygun (meşru) bir şekilde (kocalarından) menfaat sağlamak (nafaka almak) hakları vardır. Bu, Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşamak isteyen herkes için bir görevdir.
Musa’dan sonra, İsrailoğullarından ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir nebiye: “Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım.” demişlerdi. O da: “Ya size savaş emredilir de savaşmazsanız?” deyince, onlar da: “Biz Allah yolunda neden savaşmayalım? Hem yurtlarımızdan çıkarıldık hem de oğullarımızdan ayrıldık.” demişlerdi. Fakat ne zaman ki onların üzerine savaş farz kılındı, içlerinden pek azı müstesna hep geri döndüler. Allah, gerçek zalimlerin kim olduğunu çok iyi bilmektedir.
Talût (cihat etmek için Kudüs’ten) askerleri ile ayrılınca (ordusuna) şöyle dedi: “Gerçekten Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecek; kim ondan (bolca) içerse benden değildir. Eliyle sadece bir avuç alanlar dışında kim ondan içmezse o bendendir (bana bağlı olanlardandır). İçlerinden pek azı dışında, hepsi ırmaktan bolca içtiler. Talût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Calût’a (zalim düşman hükümdarına) ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yoktur.” dediler. Ahirette Allah’ın rahmetine kavuşacaklarını kesin olarak bilen (o nehrin karşı tarafındaki Talût’a) bağlılar ise: “Nice sayıca az bir topluluk, Allah’ın izniyle sayıca daha çok olan bir topluluğa galip gelmiştir. (Unutmayın ki) Allah sabredenlerle beraberdir.” dediler.
(Onlardan iman edenleri) savaş için, Calut ve ordusuna karşı meydana çıktıkları zaman şöyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır (ve sebat) yağdır, ayaklarımızı sabit (ve bizi metanetli) kıl, (Hakkı ve adil düzeni inkar eden ve zulmü hayat tarzına dönüştüren) inkarcılar topluluğuna karşı bize yardım et!”
Ey inananlar! İçinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin bulunmadığı bir gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin. Gerçekleri inkar edenler zalimlerin ta kendileridir.
Allah kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile münakaşa eden (Nemrût’u) görmedin mi (ondan haberin olmadı mı)? Hani İbrahim: “Benim Rabbim hem diriltir hem de öldürür.” demişti. O (Nemrut) da: “Ben (de) yaşatır ve öldürürüm (istediğimi katleder, istediğimi öldürmekten vazgeçerim).” demişti. (Bunun üzerine) İbrahim: “Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir.” deyince kafir (Nemrut) hayret etmiş. Allah haddini bilmeyen kimseleri doğru yola ulaştırmaz.
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi (Üzeyr’i duymadın mı? Kendi kendine): “Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü moduna sokmuş, sonra da hayata döndürmüştü. (Melek vasıtasıyla kendisine): “Bu halde ne kadar kaldın?” diye sormuştu. O da: “Bu halde bir gün veya bir günden biraz daha az kaldım.” diye cevap vermişti. (Allah): “Hayır, (bu halde) yüzyıl kaldın! İşte yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış. Bir de merkebine bak (kemikleri nasıl birbirinden ayrılmış). Senin bu durumunu da insanlara delil yaptık. Hele o kemiklere dikkat et, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara nasıl et giydiriyoruz!” demişti. Bütün bunları apaçık gördükten sonra: “Allah’ın her şeye kadir olduğunu artık çok iyi biliyorum.” demişti.
Güzel bir söz ve (bir kusuru) bağışlama, peşinden onur kırıcı davranışlar getiren bir yardımdan daha hayırlıdır. Allah, zengindir (kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur), halimdir (günahlarından dolayı insanların rızkını kesmez ve cezada acele etmez).
Ey inananlar! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Bu durum, üzerinde toprak bulunan bir kayanın haline benzer, bir sağanak vurunca onu sert ve çıplak bırakıverir. Böyleleri kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah, (verdiği nimetlere nankörlük ederek yoksullarla paylaşmaktan kaçınan) inkarcı toplumu (inatları ve kötü eylemleri yüzünden) doğru yola iletmez.
Yardımları açıktan yapmanız güzeldir. Ancak bu hayırları gizli tutarak muhtaçlara ulaştırırsanız bu sizin için daha güzeldir/hayırlıdır ve (Allah bu sebeple) sizin günahlarınızdan bir kısmını affeder. Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Mallarını gece gündüz, gizli açık (demeden hangi durumda olursa olsun ihtiyaç gördüğü an derhal) infak edenler var ya işte onların mükafatı Allah katındadır. Onlar için bir korku söz konusu değildir ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
(Farklı isim ve sistemler altında) riba/faiz yiyerek (ve tefecilik yaparak insanları sömüren zalimler) kıyamet günü ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkar. Bu, onların: “Alışveriş de zaten ribagibidir.” demelerinden (ve ribayı helal görmelerinden)dir. Oysa Allah alışverişi helal, ribayı haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve hemen (ribadan) vazgeçerse evvelki kazançlarını koruyabilir ve onun hakkında karar vermek artık Allah’a kalır. Kim de tekrar (ribaya) geri dönerse işte onlar ateş ehlidirler ve orada ebedi olarak kalacaklardır.
Allah, ribayı/faizli kazançları bereketten mahrum eder, sadakası verilen malları da artırır (bereketlendirir). Allah günahta (haramda) ve inkarda direnen hiç kimseyi sevmez.
Allah’a döneceğiniz ve sonra hiç kimseye haksızlık edilmeksizin herkese kazancının eksiksiz olarak verileceği günden sakının!
Ey inananlar! Birbirinize belirli bir süreye kadar borçlandığınızda, onu yazın. Aranızdan doğru olduğu bilinen bir katip de kendisine Allah’ın öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın. Rabbi olan Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle davransın ve borcunu asla eksik yazdırmasın. Şayet borçlu; aklı ermeyen, zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise velisi adaletle yazdırsın. Bu işleminize erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek şahit bulunmaz ise karşılıklı olarak onayladığınız bir erkek ile iki kadını şahit tutun. Ta ki (kadınlardan) biri yanılınca öbürü ona hatırlatsın. Ve şahitler çağrıldıklarında gitmemezlik etmesinler. Küçük olsun büyük olsun, her anlaşma maddesini vade tarihi ile birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah nazarında daha adil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sizi şüpheye düşmekten alıkoymakta daha uygun olandır. Ama eğer (aranızdaki ticaret) birbirinize doğrudan doğruya devredeceğiniz hazır mallar ile ilgiliyse onu yazmamanızda bir mahzur yoktur. Ve birbirinizle alışveriş yapacağınız zaman (para ya da kıymetli eşya karşılığında ev, araba, arsa ve dükkan gibi menkul veya gayrimenkul devrettiğinizde) bir şahit bulundurun. Ama yazıcı da şahit de bir zarara uğramasın (masrafları ne ise verilsin). Eğer onlara (zarar verici bir iş) yaparsanız unutmayın ki bu, sizin için günahkarca bir davranış olacaktır. Allah’ın istediği gibi hareket edin. Allah (böylece senetleşme ve borçları garanti altına alma gibi her şeyi) size öğretiyor. Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir (ve ona göre hüküm koyandır).
Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı bulamazsanız alınmış taahhütler yeterlidir. Ancak birbirinize güveniyorsanız kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Ve şahitlikte bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu gizlerse bilsin ki onun kalbi vebal altındadır (günah içindedir). Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.
Resul, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti. (Ona tabi olan) mü’minler de (iman ettiler). Onların hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman etti. “O’nun resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. (Davetini) işittik (emrine ve istediklerine) itaat ettik. Ey Rabbimiz, (amellerimizde eksiklik ve davranışlarımızda yanlışlık olduğu için) günahlarımızı bağışlamanı dileriz, dönüş (ancak) sanadır.” dediler.
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden daha fazlasını yüklemez. Herkesin kazandığı (iyilik ve güzellik) kendi yararınadır; yüklendiği (kötülük ve vebal de) kendi zararınadır. “Ey Rabbimiz! Unutarak ya da yanılarak hata edersek bizi (ondan) sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bize, bizden önceki toplumlara (isyanlarından ve Hakka karşı) direnmelerinden dolayı yüklediğin (helak ve hezimet imtihanı gibi) yük yükleme! Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz şeyleri bize taşıtma! Günahlarımızı bağışla, bizi affet, bize merhamet eyle! Sensin bizim (sığınıp korunabileceğimiz) dostumuz. O halde (yeryüzünde fesat çıkaran) inkarcı topluluğuna karşı bize yardım et!”
Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan (onun özünden/maddesinden) eşini var eden ve her ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize gönülden bağlanarak emirlerine itaat edin ve kötülüklerden sakının! Kendisi adına (Allah aşkına, Allah’a yemin olsun, Allah şahittir ki… gibi yemin edip) birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının, emirlerine sımsıkı sarılın ve aranızdaki komşuluk/akrabalık bağlarını koparmamaya özen gösterin! Unutmayın ki Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.
(Vefat eden akrabalarınız ya da bir başkası tarafından sizler emanet edilen) yetimlere (gerekli yaşa ulaştıklarında) mallarını veriniz, temiz olanı (helali) pis olanla (haramla) değiştirmeyiniz! Onların mallarını (hileli yollarla) kendi mallarınıza katarak yemeyiniz! Biliniz ki bu, çok büyük bir günahtır.
Eğer, yetim kızlarla evlendiğiniz taktirde onlara haksızlık edeceğinizden korkarsanız (veya bu kadınlar size cazip gelmediği halde kendilerine miras kalan mallarına sahip çıkmak için onlarla evlenmeyi düşünüyorsanız, o zaman böyle yetim kızlarla değil), size helal olan ve hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer (birden fazla kadınla evlendiğiniz taktirde o kadınlar arasında) adaletli davranamayacağınızdan endişe ederseniz, o takdirde bir tane (hür kadın) alın ya da (bir çözüm olarak) elinizin altındaki savaş esiri bir cariye ile yetinin. İşte bu durum adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır.
Allah’ın koruyasınız diye sizin sorumluluğunuza bıraktığı (yetimlere ait) malları muhakeme yeteneği zayıf (çocuklara ve aklı ermeyen) kimselere emanet etmeyin! Bu mallarla onların geçimlerini karşılayın, onları yedirin, giydirin ve onlarla nazik bir şekilde (gönüllerini hoş tutarak) konuşun!
Evlenme çağına gelene kadar yetimleri (gözetip) deneyin. Eğer reşit olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. (Yetimler) büyüyecek (ve bu mallar elimizden çıkacak) diye onları(n mallarını) savurganca tüketmeye kalkmayın! Eğer (yetimlere bakmakla yükümlü) kişi zenginse bu mallara hiç el sürmesin. Fakat fakirse (yetimin malını koruduğu için) bu mallardan geleneklere uygun düşecek ölçüde (ihtiyacı kadar) yararlansın. Mallarını kendilerine teslim ederken yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.
(Kendileri ölüp de) arkalarında kendi haklarını koruyamayacak kadar küçük ve aciz çocuklar bıraktıkları takdirde (onların büyümesi ve yetişmesi konusunda), onlar için endişe edenler, (empati kurarak yetimlere) haksızlık yapmaktan öyle korksunlar. Allah’ın emirlerine uygun davransınlar, cezalandırmasından sakınsınlar ve mutlaka doğru şahitlik edip, doğru söz söylesinler!
Doğrusu yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar. Zaten onlar (günahları ve haksızlıkları yüzünden) çılgın bir ateşe gireceklerdir.
(Mal ve mülk sahibi olarak ölüp de geriye miras bırakan) eşlerinizin/hanımlarınızın (önceki kocalarından) çocukları yoksa, yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa bıraktıklarınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri yine edeceğiniz vasiyet ve borcun ödenmesinden sonra onlarındır. Eğer (ölen) bir erkeğin ya da kadının, babası ve çocukları (hayatta) bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir verilir. Eğer onlar birden fazla iseler; zarara uğratılmaksızın üçte birine ortak olurlar. Bunlar; yaptıkları vasiyet ve borç ödendikten sonradır. Bu, Allah tarafından size bir emirdir. Allah her şeyi hakkıyla bilen ve cezalandırmada acele etmeyendir.
Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, kayınvalideleriniz, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanınızda kalan (ve koruyuculuğunu üstlendiğiniz) üvey kızlarınız (ile evlenmeniz) size haram kılındı. Eğer onların (analarıyla) gerdeğe girmemişseniz (o kızlarla evlenmenizde) size bir engel yoktur. Kendi sulbünüzden olan (öz) oğullarınızın eşleri ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahınız altında bulundurmanız yine size haram kılındı. Fakat geçmişte olanlar geçmişte kalmıştır. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
(Savaş esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna olmak üzere evli kadınlar (da size) haram kılındı. (İşte bütün bunlar) Allah’ın size farz kıldığı yazılı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, namuslu-iffetli, zinadan kaçınarak mallarınızla (mehir verip) istemeniz size helal kılınmıştır. O halde onlardan hangisinden (nikah akdiyle) yararlandıysanız, mehrini takdir edildiği şekilde verin. Takdir edildikten sonra karşılıklı rıza ile anlaşmanızda size bir vebal yoktur. Şüphesiz ki Allah bilendir ve yegane hikmet sahibidir.
Sizden kim iffetli, hür ve mü’min kadınlarla evlenecek güce sahip değilse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınızdan/cariyelerinizden alsın. Allah imanınızı en iyi bilendir. Siz mü’minler hep birbirinizden sayılırsınız. O halde fuhuşta bulunmayan, gizli dost edinmeyen, namuslu yaşamakta olan cariyeleri sahiplerinin izniyle nikahlayınız, mehirlerini de güzelce veriniz. Eğer evlendikten sonra zina işlerlerse kendilerine özgür kadınlara verilecek cezanın yarısını uygulayınız. Bu (cariyelerle evlenme izni), içinizden (zinaya sapmak yoluyla) günaha gireceklerinden korkanlara tanınan bir imkandır. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Allah, size bilmediklerinizi bildirmek, sizi sizden önceki (iyi kimse)lerin (onurlu) yollarına iletmek ve tevbelerinizi kabul ederek günahlarınızı bağışlamak ister. Çünkü Allah, her şeyi en iyi bilendir, (sizin yararınız için) en uygun hüküm verendir.
Eğer uzak durmanız emredilen büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (diğer küçük) kusurlarınızı da örteriz ve sizi bereket ve nimet dolu bir yere yerleştiririz.
Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine (doğal ve ilahi iradenin tecellisi gereği) üstün kılması ve mallarından (aile efradına) harcaması (ve ailenin sorumluluğunu üzerine alması) sebebiyle erkekleri kadınların yöneticisi ve koruyucusu kılmıştır. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah’ın koruduğu (ve korunmasını emrettiği) namuslarını, aile içi mahremiyetlerini koruyan sadık ve itaatkar kadınlardır. Kötü niyetlerinden ve (yuvanızın yıkılmasına sebep olabilecek) çirkin davranışlarından korktuğunuz kadınlara gelince; onlara (kendilerini düzeltmeleri için önce) öğüt verin; sonra (uslanmazlarsa ilginizi azaltarak) onları yataklarında yalnız bırakın; (bu da fayda vermez ve edepsizliklerine devam ederlerse) son çare olarak onları (aşırıya gitmemek kaydıyla) dövün. Eğer bundan sonra size itaat ederlerse onları incitmekten kaçının! Şüphe yok ki Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Onlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de (gerçekten) inanmayan kimselerdir. Şeytan kime arkadaş olursa, o ne kötü bir arkadaştır.
Allah’a ve ahiret gününe inansalar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden (gösteriş yapmadan) infak etselerdi ne olurdu sanki! Allah onların durumunu hakkıyla bilendir.
(Hesap günü) her ümmetten haklarında tanıklık edecek bir şahit (resûl) getirdiğimiz ve seni de bu ümmete karşı şahit gösterdiğimiz zaman, bakalım (o inkarcıların) halleri ne olacak?
Allah’ı inkar edip Resûl’e itaatsizlik yapanlar, o gün toprağın kendilerini yutmasını isteyecekler ama (onlar) olup biten hiçbir şeyi Allah’tan gizleyemeyecekler.
Yahudilerin bir kısmı, (Tevrat’taki) kelimelerin anlamını çarpıtırlar. Sözleri asıl bağlamından koparıp tahrif ederek, “İşittik ama karşı çıkıyoruz!” ve “Dinle, dinlemez olası!” ve “Asıl sen bize kulak ver (bizim çobanımız ol ey Muhammed)!” derler. Böylece dilleriyle oyun oynarlar ve (sahih) itikadın yanlış olduğunu ima etmeye çalışırlar. Halbuki onlar, sadece “İşittik ve itaat ediyoruz!” ve “Bizi dinle, bize katlan (organize edip yönet)!” deselerdi, gerçekten bu onlar için daha hayırlı ve daha dürüstçe bir davranış olurdu. İşte Allah inkarları (ve isyanları) yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.
Allah, kendisine ortak koşulmasını (başkalarının ilahlaştırılmasını) asla bağışlamaz. Onun dışında, (iyi niyet ve amellerine bakarak) dilediği kimsenin günahını bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa kesinlikle büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.
Şu kendilerini temize çıkaranları (günahsız görenleri) görmüyor musun? Oysa Allah dilediği kimseyi (iyi niyet ve faydalı çalışmalarından dolayı) arındırır, fakat hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz.
Bak Allah’a karşı nasıl yalan uydurup iftira ediyorlar. Bu, apaçık bir günah olarak (onlara) yeter.
Mesajlarımızı inkar edenleri zamanı geldiğinde ateşe mahkûm edeceğiz. Derileri her yanıp döküldüğünde yerlerine taze deri yaratacağız ki azabı (tam olarak) tadabilsinler. Şüphe yok ki Allah mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey inananlar! Allah’a itaat edin, Resul’e de itaat edin ve aranızdan kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara da (itaat edin). Eğer Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıyorsanız anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah’a ve Resul’üne götürün (onları Kur’an ve sünnetle çözün). Bu (sizin için) en hayırlısıdır ve sonuç olarak da en iyisidir.
Biz, bütün peygamberleri Allah’ın izni (emri) ile kendilerine sadece itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar (günah işleyip) kendilerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve resûl de onların bağışlanması için dua etseydi, Allah’ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu elbette göreceklerdi.
Allah (O’dur ki), O’ndan başka ilah yoktur. (O,) hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?
Bir de hem sizden ve hem de kendi kavimlerinden emin olmak isteyen başka kimselere rastlayacaksınız. Bunlar ne zaman fitneye (şirke veya inananlarla savaşmaya), bozgunculuğa itilseler ona canla başla atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmaz ve size barış teklifi getirerek savaştan (ve sizi öldürmeye yeltenmekten) geri durmazlarsa onları yakalayın ve nerede bulursanız öldürün. Onlara karşı size apaçık bir yetki verdik.
Bir mü’minin diğer bir mü’mini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mü’mini yanlışlıkla öldürenin, bir mü’min köleyi azat etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadığı sürece ona diyet ödemesi gerekir. Öldürülen, sizinle savaş halinde olan bir topluluğa mensup bir mü’min ise, (öldürenin yalnız) mü’min bir köle azat etmesi gerekir. Şayet (öldürülen kimse) kendileriyle aranızda anlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve mü’min bir köle azat etmek gerekir. Kim (gerekli para veya özgürlüğüne kavuşturacak bir köle) bulamazsa, Allah’ın tevbesini kabul etmesi için aralıksız iki ay oruç tutar. Hiç şüphesiz Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman inkarcıların aniden size zarar vermesinden endişe ederseniz, namazları kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz inkarcılar, sizin apaçık düşmanınızdır.
Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken Allah’ı anmaya (Onunla birlikte olduğunuz bilinciyle yaşamaya) devam edin. Emniyete kavuştuğunuzda da namazı (eksiksiz) ikame etmeye devam edin. Çünkü namaz mü’minler üzerine vakitleri belli (zamanında eda edilmesi gereken) bir farzdır.
(Günah işleyerek) kendilerine ihanet eden kimseler için didinip durma (tebliğ et ve onları iradeleriyle baş başa bırak)! Çünkü Allah, hainlikte direnen günahkarları sevmez.
(Onlar günah işlerken ve plan yaparken) insanlardan gizle(yebili)rler de Allah’tan gizle(ye)mezler. Oysa onlar gecenin karanlığında Allah’ın hoşnut olmadığı planları kurarken Allah onlarla beraberdi (onların konuştuklarını ve yaptıklarını görüyordu). Çünkü Allah, onların yaptıkları her şeyi ilimi ve kudretiyle çepeçevre kuşatmıştır.
İşte siz, öyle kimselersiniz ki, dünya hayatında o (hainlik yapa)nlardan yana (haklı olduklarını sanarak) çekişip durursunuz. Ya kıyamet günü Allah’a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?
Kim bir kötülük yapar yahut (günah işleyerek) nefsine hainlik eder, sonra da Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok affedici ve çok bağışlayıcı olarak bulacaktır.
Kim de bir günah işlerse, onu yalnız kendi aleyhine olacak şekilde işler (kimse Allah’a zarar veremez). Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir hata ya da günah işler de sonra onu bir masumun (suçsuzun) üzerine atarsa, elbette o bir iftira (suçu işlemiş) ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.
Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Sadaka vermeyi (infakta bulunmayı) veya iyilik yapmayı ya da insanların arasını bulmayı (barışı sağlamayı) teşvik edenler müstesna. Kim bunları sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla yaparsa, Biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Muhakkak ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilerse bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, elbette o derin/apaçık bir sapıklığa düşmüştür.
(Unutmayın ki siz); ne kendi hayal ve kuruntularınızla (cennete) ulaşabilirsiniz ne de Ehl-i Kitap (kendilerini selamette görme) kuruntularıyla (cennete) ulaşabilirler. Doğru olan şudur ki: Her kim bir kötülük yaparsa, kötülüğünün cezasını mutlaka çekecek ve Hesap Günü kendisine Allah’tan başka ne bir dost bulabilecek ne de bir yardımcı!
Ey iman edenler! Allah’a, Resûlü’ne, Resûlü’ne indirmiş olduğu Kitaba ve daha önce indirilmiş kitaplara iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.
Oysa Allah size indirdiği kitapta (inkarcılarla oturduğunuz bir mecliste) onun ayetlerinin inkar edildiğini ya da alaya alındığını işittiğiniz zaman (orada bulunanlar) başka bir konuya geçmedikleri sürece onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınızı bildirdi. Hiç kuşkusuz Allah, münafıklarla inkarcıların tümünü cehennemde toplayacaktır.
Onlar (iki yüzlülüğü tabiat haline getirmiş münafıklar) sizi gözetleyip durmaktadır. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet inkarcılar zafer elde ederse, (bu defa da onlara) “Sizi üstün gelmeniz için (mü’minlere karşı) desteklemedik mi?” derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Ve yine (mü’minler imanlarının gereğini yerine getirerek üzerlerine düşeni yaptıkları taktirde) Allah, inkarcıların inananlara zarar vermesine asla fırsat vermeyecektir.
Eğer iman edip şükrederseniz, Allah (geçmiş günahlarınızdan dolayı) ne diye sizi azaba uğratsın ki? Allah, şükredenlere karşılığını hakkıyla veren ve (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Ehl-i Kitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa’dan bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Bunun üzerine zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı ilah edinmişlerdi. Onları yine de affettik. Ve Musa’ya açık bir delil (yetki) verdik.
Ve Tûr’u (Sina Dağı’nı) verdikleri sözün delili olarak tepelerine kaldırdık. Onlara: “(Şu ele geçirdiğiniz Kudüs şehrinin) kapısından (kibirle ve çalımla değil) baş eğerek (hürmet içinde tevazu ile) girin ve Cumartesi (günü çalışma) yasağını ihlal etmeyin!” diye emretmiştik ve kendilerinden de sağlam bir söz almıştık (fakat bunu da hiçe saydılar).
(Diğer bir sebebi ise:) “Biz, Allah’ın resulü (olduğunu iddia eden) Meryemoğlu İsa Mesihi öldürdük!” diye böbürlenmeleridir. Aslında onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler, sadece onlara öyle (olmuş gibi) göründü ve o konuda farklı görüşler ileri sürenler de gerçekten şaşkındılar, onunla ilgili (gerçek) bir bilgileri yoktu ve sadece bir zanna uymuşlardı. Kesin olan şu ki onu öldürmediler.
Nitekim kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki; ölümünden önce (can boğaza geldiğinde) bu gerçeği tasdik etmiş olmasın. Kıyamet günü, o (İsa) onlar aleyhine tanık olacaktır.
Fakat onlardan gerçek ilim sahipleri ve (sana) inanan mü’minler; hem sana indirilen (Kur’an ayetlerin)e ve hem de senden önce indirilen vahiylere inanırlar. (Evet) namazı ikame edenler, zekatı verenler ve Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük bir mükafat vereceğiz.
Ey iman edenler! Allah’ın (ibadet için) koyduğu sembollere, (savaşmanın yasak olduğu haram) ay’a, süslenmiş kurbanlıklara ve Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Mescid-i Haram’a yönelenlere karşı saygısızlık etmeyin! (Hac farizasını bitirip) ihramdan çıktıktan sonra avlanabilirsiniz. (Daha önce) sizi Mescid-i Haram’dan alıkoyanlara karşı öfkeniz saldırganlık yapmanıza yol açmasın! İyilikte ve fenalıklardan sakınmada birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve düşmanlıkları körüklemek amacıyla yardımlaşmayın! Allah’a karşı gelmekten sakının! Çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen (kurban edilen), boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek canı çıkmış, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar ve ayrıca fal oklarıyla kısmet aramanız (kumar yoluyla size dağıtılan et ve yiyecek) de size haram kılındı. İşte bunları yapmak (doğru) yoldan çıkıştır. Artık bugün inkarcılar dininizi söndürmekten ümitlerini kestiler. Öyleyse onlardan korkmayın, bana karşı gelmekten sakının. İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam’ı beğendim/seçtim. Kim günaha meyletmeksizin açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, haram olan etlerden yiyebilir. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Bugün size temiz olan yiyecekler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helaldir ve sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. İffetli mü’min kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilmiş olan iffetli hanımlar mehirlerini verdiğiniz takdirde; iffetlerini korumanız, zinadan uzak durmanız ve gizli dost edinmemeniz şartıyla size helaldir. Her kim iman etmeyi reddederek, Allah’ın yasalarını inkar ederse, bütün yaptıkları boşa gidecektir ve o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
Ey iman edenler! Allah için hakkı/adaleti ayakta tutun ve adaletle şahitlik eden kimseler olun! Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin (kırgınlık ve kızgınlık), sakın sizi adaletsizliğe sürüklemesin! (Siz her zaman, herkese karşı) adil davranın! Bu (davranışınız), Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamanın ta kendisidir. Allah’a karşı gelmekten sakının! Şüphe yok ki Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
(Buna rağmen o günün Yahudileri) verdikleri sözlerden caydıkları için onları (rahmetimizden mahrum ederek) lanetledik ve (hakikati idrak etme melekelerini körelterek) kalplerini katılaştırdık. Onlar ki kelimelerin anlamlarını (Tevrat’ı) tahrif ederler, kendilerine öğütlenen şeyden pay çıkarmayı da unuttular. Pek azı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de Sen onları bağışla (kaba ve kırıcı olma), yaptıkları (densizliklere) aldırış etme (sabret ve güzellikten yana ol)! Çünkü Allah iyi davrananları ve iyi yapanları sever.
(Bunun gibi) “Biz Nasarayız/Hristiyan’ız” diyenlerden de (peygamberlerine ve kitaplarına inanıp itaat edeceklerine dair) sağlam söz almıştık. Ama onlar da kendilerine öğretilen hakikatlerden pay almayı/nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden, Biz de aralarına (ta) kıyamete kadar sürecek olan bir kin ve düşmanlık soktuk. Yakında (Mahşer günü) Allah yaptıklarını (sanata dönüştürdükleri dini tahrif etmeyi) onlara haber verecektir!
Ey Ehli Kitap! Kitaptan (Tevrat ve İncil’den) gizlemekte olduğunuz birçok şeyi size açıkça bildiren ve birçoğunu da (gerekli görmediği için yüzünüze vurmayıp) affeden Resulümüz gelmiştir. İşte size Allah’tan bir nûr ve hakikatleri açıklayan bir kitap (Kur’an) gelmiştir.
Yahudi ve Hristiyanlar: “Biz Allah’ın çocukları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: (madem Allah’ın çocuklarısınız) “O halde ne diye günahlarınızdan ötürü (Allah) sizi cezalandırıyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından birer beşersiniz. O, kullarından (niyet ve eylemlerine göre) dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah’ındır. (Sonunda) dönüş ancak O’nadır.”
“(Beni öldürürsen) dilerim ki hem benim günahlarımı hem de kendi günahlarını yüklenesin de cehennem halkından olasın. Zalimlerin cezası işte budur” (dedi).
Allah’a ve Resulüne (dolaysıyla inananlara) savaş açanların ve (terör, gasp, insan kaçırma, ırza tecavüz gibi fiillerle) yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya dönekliklerinden (ve karşı çıkmalarından) dolayı yetkilerinin, işlerinin ve gezip dolaşma özgürlüklerinin ellerinden alınması (hapsedilmesi) yahut bulundukları yerden (yurtlarından) sürülmeleridir. Bu (cezalar) dünyada onlar için bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Ancak onları ele geçirmenizden önce (pişmanlık duyup) tevbe eden (ve kendiliklerinden teslim olan)lar bunun dışındadır. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
Ey inananlar! Allah’a karşı gelmekten sakının ve O, nasıl istiyorsa öyle yaşayın! O’na (güzel ve faydalı çalışmalar sergileyerek) daha yakın olmaya çalışın, (hoşnutluğunu kazanmak için sebepler bulun (vesileler arayın). O’nun yolunda gayret gösterin ki (dünyada ve ahirette) kurtuluşa eresiniz.
İnkarcılar, yeryüzünde ne varsa hepsine, hatta bir misli fazlasına sahip olsalar da kıyamet gününün azabından kurtulmak için tamamını fidye olarak verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara çok acıklı bir azap vardır.
Biz (Tevrat’ta onlara şöyle) yazmıştık: “Cana can, göze göz, burna burun, kulağa kulak, dişe diş. Yaralar da kısastır (her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bu hakkından vazgeçerse o da kendi günahlarına kefaret olur (bu bağışlama günahlarını örter). Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak nebilerin izleri üzerinde Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Biz, ona, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara bir rehber ve bir öğüt olarak Tevrat’tan (o güne) kalanı tasdik eden, içinde rehberlik ve aydınlık bulunan İncil’i verdik.
O halde İncil’e inananlar da Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmış günahkarların ta kendileridir.
Sana da (Ey resul!) senden önceki (İlahi) kitap(ların asılların)ı tasdik edici ve onlara gözcü/koruyucu olmak üzere Hakk olan Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. O halde (seni hakem seçtikleri taktirde) sen de Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet! Gerçek olan sana gelmişken onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat verdiği (farklı eğilimler, imkanlar, yetenekler) sizi denemesi içindir. O halde hayır işlerinde yarışın! Hepinizin dönüşü Allah’adır. O hakkında ayrılığa düştüğünüz (ihtilaf konusu yaptığınız) şeyleri size bildirecektir.
(Ey Resul!) Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet! Onların arzu ve heveslerine uyma! Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmında seni şaşırtmalarından sakın! Eğer yüz çevirirlerse, bilmiş ol ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti (fitneyi) tattırmak istiyor. Şüphe yok ki, insanların çoğu (dini kendi arzularına uydurmalarından dolayı) ilahi sınırları aşmışlardır.
Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez.
Ey inananlar! Sakın sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve inkarcılardan dininizi alaya alanları, eğlence konusu yapanları dost edinmeyin! Eğer gerçekten inanıyorsanız, Allah’ın emirlerine uygun yaşayın!
(Ey Resul! Yahudilere ve Hıristiyanlara) şöyle de: “Ey Ehl-i Kitap! Biz yalnızca Allah’a, bize indirilene ve bizden önce indirilen(ler)e inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz.”
Onlardan birçoğunun günah işlemekte, düşmanlık etmekte ve ve haram yemekte birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kadar kötüdür!
(Peki,) başlarındaki din alimlerinin ve hahamların, onları günahkarca söz söylemekten ve haram yemekten alıkoymaları gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!
Yahudiler: “Allah’ın eli sıkıdır (rızık vermede Allah cimridir)” dediler. Sıkı olan onların elidir. Bu iddialarından dolayı (Allah tarafından) lanetlenmişlerdir. Aksine, O’nun (rahmet) elleri sonuna kadar açıktır. O, (lütfunu) dilediği gibi dağıtır. Ama (Ey resul!) Rabbin tarafından sana indirilen her şey, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz, (yaptıkları yüzünden) onların arasına kıyamet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bıraktık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
Ve eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve onlara Rableri tarafından indirilmiş olanı (Kur’an-ı) dosdoğru uygulasalardı gökyüzünün ve yerin tüm nimetlerinden yararlanırlardı. İçlerinde tutumlu (ılımlı) bir topluluk vardır, ama onların çoğunun yaptıkları şeyler pek çirkindir.
Ey resul! Rabbinden sana indirileni (olduğu gibi) tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş olursun. (Görevini yaparsan) Allah seni (inanmayan) insanlardan (gelecek tehlikelere karşı) koruyacaktır. Doğrusu Allah, inkarcılar topluluğunu (istemedikleri için zorla) doğru yola iletmez.
De ki: Ey Ehl-i Kitab! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilen (Kur’an’)ı dosdoğru tatbik etmedikçe asla sağlam bir temele dayanmış olamazsınız. (Ey Resul!) Rabbinden sana indirilen (şu ayetler), onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse o inkarcılar toplumu için üzülme!
İman edenler ile Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla bir korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.
Gerçekten, “Allah Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler hakikati inkar etmişlerdir. Halbuki o Mesih demiştir ki: “Ey İsrailoğulları! (Yalnızca) hem benim Rabbim hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin! Unutmayın ki, kim Allah’tan başka bir varlığa ilahlık yakıştırırsa, Allah onu cennetten mahrum edecek ve böylelerinin varış yeri cehennem olacaktır. Ve o gün hiç kimse zalimlere yardım edemeyecektir.”
De ki: Ey Kitap Ehli! Dininizde haksız yere (bid’at ve hurafeleri dine ekleyerek) taşkınlık yapıp sınırı aşmayın! Daha önce hem kendileri sapmış hem birçoğunu saptırmış ve (halen de) dosdoğru yoldan sapmakta olan bir topluluğun heveslerine uymayın!
Onlardan birçoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. İhtiraslarının onları sürüklediği şey (öyle) kötüdür (ki) Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde yaşayacaklardır.
Allah, bilinçsiz olarak yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama bilerek ve isteyerek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutar. Böylece, yemini bozmanın kefareti, on yoksulu kendi ailenize yedirdiğinizin aynısı ile yedirip doyurmak yahut onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Buna imkanı olmayan ise üç gün (arka arkaya) oruç tutacaktır. Her ne zaman yemin eder ve onu bozarsanız yeminlerinizin kefareti işte budur. Öyleyse yeminlerinize sadık kalın. Allah ayetlerini size böylece açıklıyor ki şükredersiniz.
Ey inananlar! Allah, kimsenin görmediği anda bile kendisine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanları ayırt etmek için, (hac esnasında) ellerinizin ve silahlarınızın menziline girebilen hayvanları avlanmak konusunda (yasak getirerek) elbette sizi deneyecektir. Kim bundan sonra sınırı aşarsa (emirlere uygun yaşamaz ve yasaklardan kaçınmazsa) onun için acı bir azap vardır.
Ey inananlar! Sizler (hac veya umre ibadetini yerine getirmek için) ihramlı iken av hayvanı öldürmeyiniz! Kim bu durumdayken kasten bir av hayvanı öldürürse, işlediği suçun vebalini tatması için, içinizden iki adil kişinin öldürülen av hayvanının dengi olduğuna karar verecekleri bir kurbanlığı ceza olarak Kabe’ye ulaştırıp kesmesi yahut kefaret olarak (o nispette) yoksullara yemek yedirmesi ya da bunun dengi kadar gün oruç tutması gerekir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha aynı suçu işlerse Allah ondan intikamını alır (bedelini ona ödetir). Hiç kuşkusuz Allah mutlak galiptir, (işlenen günahın karşılığını vermede) intikam sahibidir.
Deniz avı ve onu yemek; size de yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece, kara avı yasaklanmıştır. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah’la karşı karşı gelmekten sakının!
Allah, Beyt-i Haram-ı (hürmete layık) olan Kabe’yi, (içinde hac farizasının icra edildiği) o haram olan ayı, (hacılar için gönderilen gerdanlıksız) kurbanlıkları veya gerdanlık takılan (haccın dışındaki adak) kurbanlıkları insanlar için hayat ve güven veren bir dayanak, bir ayağa kalkış aracı kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah’ın gerçekten her şeyin bilgisine vakıf olduğunu bilmeniz içindir.
Ey inananlar! Siz kendinizi düzeltin (doğru yolda olun). Eğer siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size hiçbir zarar veremeyecektir. Hepinizin dönüşü Allah’a olacaktır. Ve o zaman Allah, size (hayatta) yapmış olduğunuz her şeyi bildirecektir.
Ey inananlar! Herhangi birinize ölüm yaklaştığı zaman vasiyet ederken içinizden (sizinle mirasçılarınız arasında) iki adil kimseyi yahut yolculukta iken ölüm işaretleri baş göstermişse, sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun! Eğer bu şahitler(in adaletin)den şüphe ederseniz (herhangi bir) namazdan sonra kendilerini alıkoyun. Sonra her ikisi de Allah’ın adıyla şöyle yemin etsinler: “Dost ve yakınlarımızın çıkarı için bile olsa bu vasiyete ihanet etmeyeceğimize ve bu şahitliği gizlemeyeceğimize Allah için yemin ederiz. Aksi taktirde günah işlemiş olacağımızı kabul ediyoruz.”
Eğer daha sonra (yeni delillerin ortaya çıkmasıyla) bu şahitlerin (yalan söyleyip gerçeği gizlemeleri gibi) bir günah işledikleri ortaya çıkarsa, (bunların şahitlikleri yüzünden hakları çiğnenen mirasçılar arasından ölüye) en yakın olan iki kişi onların yerine geçer ve: “Bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur, biz hiçbir hakkı çiğnemiş değiliz, yoksa zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.
Bu (yemin şekli), şahitliği gerektiği şekilde yapmaları yahut yeminlerinden sonra (başka tanıkların şahitliklerine başvurma sonucunda, yalan söylediklerinin ortaya çıkması sebebiyle), yeminlerinin reddedileceğinden korkmalarını sağlama bakımından en uygun yoldur. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve (O’nun emirlerine) kulak verin. Zira Allah emrinden sapmış olan topluluğu doğru yola götürmez.
Allah, bütün resulleri bir araya getireceği gün (onlara şöyle) soracak: “İnsanlar çağrılarınıza ne cevap verdi?” Resuller de: “Bizim bildiğimiz bir şey yok. Yaratılmışların idrakini aşan, görülmeyen ve bilinmeyen her şeyi tümüyle bilen sensin!” diyecekler.
Allah (kıyamet günü) şöyle buyuracak: Ey Meryem oğlu İsa! “Sen mi insanlara, Allah’la beraber beni ve annemi iki ilah edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni tenzih ederim. (Söylemeye) hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer ben, onu söylemişsem sen, onu elbette bilirsin. Zira Sen, benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. Şüphe yok ki yaratılmış varlıkların idrakini aşan her şeyi yalnızca bilen sensin.”
(Ve Hesap Günü) Allah şöyle buyuracak: “Bugün sözlerine sadık olanların, doğruluklarının (kendilerine) fayda vereceği gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan memnun olmuşlardır. İşte büyük başarı ve mutluluk budur!”
Odur sizi çamurdan (balçıktan) yaratan ve sonra (sizin için) bir ecel (ömür) tayin eden. Bir de O’nun katında (sizin bilmediğiniz) muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Ama siz hala şüphe içinde bocalayıp duruyorsunuz.
Göklerde ve yerde gerçek ilah (hakiki mabud) sadece Allah’tır. (O) sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. (İyi ve kötü) yaptıklarınızı da bilir.
Onlardan önceki nice nesilleri (yaptıklarından dolayı) helak ettiğimizi görmüyorlar mı? Oysa o nesillere size vermemiş olduğumuz derecede geniş yerleşme ve yaşama imkanları vermiştik. Yurtlarına gökten bol yağmurlar yağdırmış, ayakları altından nehirler akıtmıştık. Fakat (bunca nimete karşılık şükürleri sadece isyan oldu) Biz de işledikleri günahlar yüzünden onları yok ederek arkalarından başka nesiller meydana getirdik.
De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve hakikati yalanlayanların sonlarının ne olduğuna bir bakın!”
De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” De ki “Allah’ındır.” O, affetmeyi kendisine ilke edinmiştir. O, (varlığı) her türlü şüphenin üstünde olan kıyamet günü hepinizi mutlaka bir araya toplayacaktır. Ama (aklını kullanmayarak) kendilerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.
Gece ve gündüzün içinde barınan her şey O’nundur. Ve O’dur yalnızca her şeyi hakkıyla duyan ve hakkıyla bilen.
De ki: “Eğer ben, Rabbime karşı saygısızlık edersem, cidden büyük bir günün azabından korkarım!”
O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah ona merhamet etmiştir. İşte bu da apaçık bir kurtuluştur.
De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” (Cevap olarak) de ki: “Allah benimle sizin aranızda (nebiliğime en büyük) şahittir. Bu Kur’an bana, onunla sizi ve (sizden sonra) eriştiği herkesi uyarmam için vahyolundu. (Şimdi) siz (bütün bunlara rağmen), Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” (Cevaben) de ki: “Ben (böyle bir iftiraya asla) şahitlik etmem.” Yine de ki: “O, ancak tek bir ilahtır ve muhakkak ki ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”
O gün onların hepsini bir araya toplayacağız ve o zaman, Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlara: “İddia edip durduğunuz ortaklarınız nerede?” diye soracağız.
Bak, (mahşer günü hesap verilirken) kendi kendilerine nasıl da yalan söylediler ve düzmekte oldukları hayalleri (sahte tanrıları) nasıl da onları yüzüstü bıraktı!
Allah’a kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten kaybetmişlerdir. Nihayet kıyamet/ecel ansızın gelip çattığı zaman; günah yüklerini sırtlarına yüklenerek: “Orada yaptığımız eksiklerden dolayı yazıklar olsun bize!” diyecekler. Dikkat edin, o yüklenip taşıdıkları şeyler ne kötüdür!
Onların sözlerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Aslında onların yalanladığı sen değilsin. Bu zalimlerin inkar ettiği, aslında Allah’ın mesajlarıdır.
(İnkarcılar, madem Muhammed peygamber olduğunu iddia ediyor, o halde) “Ona, Rabbinden bir mucize indirilseydi ya” dediler. (Onlara) de ki: “Allah’ın böyle bir mucize indirmeye gücü yeter.” Fakat onların çoğu (gerçekleri) bilmez.
Hayır! Ortak koştuğunuz her şeyi unutur da sadece O’na yalvarırsınız. O da dilerse, kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır.
(Derken) onlar kendilerine yapılan uyarıları unuttular. Biz de (önce) bütün nimetlerin kapılarını yüzlerine açtık ve nihayet kendilerine bahşedilen (bol) nimetler yüzünden şımarıklığa kapıldıkları (ve günaha daldıkları) bir sırada kendilerini ansızın, kıskıvrak yakalayıverdik de bütün ümitleri sönüverdi!
Biz, resullerimizi yalnızca müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. O halde kim(ler) iman edip doğru ve yararlı işler yaparsa, (hesap gününde) ne korkuya kapılacaklar ne de üzülecekler (çünkü onlara vaat edilen cennet vardır).
Ayetlerimizi anlamaktan geri duranlara (ve onlara ilgi göstermeyenlere) gelince; onlar günah işlemeyi adet edindiklerinden dolayı azaba çarptırılacaklardır.
Günahı hayat tarzı haline getirenlerin yolu (mü’minlerin yolundan kesin çizgilerle) belli olsun diye ayetlerimizi, işte böyle ayrıntılı biçimde ortaya koyuyoruz.
Geceleyin (uyutarak) sizi ölü (gibi) yapan, sonra (kendisi tarafından) tespit edilen ömrü tamamlamak üzere sizi (uyandırarak) her gün hayata geri döndüren ve gündüzün ne yaptığınızı bilen O’dur. En sonunda O’na döndürüleceksiniz. Ve o zaman (dünyada) yaptığınız bütün her şeyi size gösterecektir.
Ayetlerimiz hakkında alay yollu söz edenleri gördüğün zaman, onlar başka bir konuya geçinceye kadar onlardan yüz çevir (onlara tavır koy ve kendilerinden uzak dur). Eğer onlardan yüz çevirme işini, şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra hemen kalk ve o zalimler kavmi ile oturmaya devam etme!
Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara, o (inanmaya)nların hesabından dolayı bir sorumluluk yoktur. Fakat (günahkarlar, olur ki) Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye onlara nasihat etmek gerekir.
Dünya hayatının rahatına dalarak eğlenceyi ve geçici zevkleri dinleri haline getiren kimseleri (kendi hallerine) bırak! O Kur’an ile şunu hatırlat ki; bir kimse kazandığı (günah)tan dolayı felakete düşmeye görsün; artık onun için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. O, (kurtulmak için) bütün varlığını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden felakete sürüklenmiş kimselerdir. İnkar ettiklerinden dolayı da onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.
O’dur gökleri ve yeri (belli bir hikmete göre) Hak ile yaratan. O ne zaman “Ol” dese emri hemen yerine gelir (ve oluş süreci başlar). O’nun sözü hakikatin ta kendisidir. (Yeniden diriliş için) Sur’a üfürüldüğü gün hükümranlık yine O’nun olacaktır. O, görüleni de görülmeyeni de bilendir. O, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir (ve her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
(İbrahim) gecenin karanlığı üzerine çökünce bir yıldız gördü. (Babasının ve kavminin putlara, yıldızlara, aya ve güneşe tapmaları karşısında) “bu (mudur) benim Rabbim?” dedi. Sonra yıldız batıp gidince, “ben batıp gidenleri sevmem (ilah edinmem)” dedi.
Sonra, ayın doğduğunu görünce, “(Öyleyse) Rabbim bu ha!” dedi. Ama ay da batıp gidince, “Gerçekten, eğer Rabbim beni doğru yola iletmemiş olsaydı andolsun ki (ben de babam ve kavmim gibi rastgele şeylere taparak) doğru yoldan sapmış kimselerden olacaktım!” dedi.
Nihayet güneşi doğarken görünce de: “(Demek) Rabbim budur, zira bu (hepsinden) daha büyüktür” dedi. O da batıp gidince, dedi ki: “Ey kavmim! Ben sizin taptığınız şeylerden uzağım.”
Kavmi, onunla tartışmaya girişti. (Bunun üzerine) onlara dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Ben, sizin O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak Rabbimin dilediği olur! Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
“Hem siz; (kendilerine ibadet edileceğine dair) Allah’ın size hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na şirk koşmaktan korkmazken; kendisine şirk koştuğunuz (sahte ilahlarınız)dan ben ne diye korkayım?” Şimdi biliyorsanız (söyleyin) güvende olmak bakımından, bu iki taraftan (Allah’ın bir olduğuna inananlar mı, yoksa Allah’a ortak koşanlar mı) hangisi emin olmaya daha layıktır?
(Yahudiler:) “Allah insana hiçbir şey indirmemiştir” diyerek Allah’ın azamet ve kudretini bilip anlayamadı(klarını ortaya koydu)lar. (Onlara) de ki: “(Madem Allah hiçbir şey indirmedi o halde) Musa’nın insanlara bir nur, bir hidayet olarak getirdiği (ve sonradan adı Tevrat olan) Kitab’ı kim indirdi? (Gerçi) siz onu (ciddiye almadınız), parçalara ayırarak ve kağıtlarda yazıya dökerek işinize geleni açıkladınız ve çoğunu da (işinize gelmediği için) gizlediniz. Halbuki sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler (Kur’an’la) size öğretilmiştir. (İşte o Kitab’ı indiren de) Allah’tır.” de ve sonra bırak onları, boş laflarla oyalanıp dursunlar.
Allah’a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken “Bana da vahyolundu” diyenden ve “Ben de Allah’ın indirdiği ayetlerin benzerini indireceğim” iddiasında bulunandan daha zalim kim olabilir? (Ey Resul!) Kendilerini ölüm sancıları içinde bulduklarında ve melekler ellerini uzatarak: “Ruhlarınızı teslim edin! Allah’a gerçek olmayan şeyleri izafe ettiğiniz ve kibre kapılarak O’nun ayetlerine karşı büyüklük tasladığınız için bugün aşağılanma cezası ile cezalandırılacaksınız!” diye o zalimlere seslendiklerini bir görsen!
(Ve o zaman Allah şöyle buyuracak:) Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi, bize yapa yalnız geldiniz. Ve size (hayatta iken) bahşettiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Hani, hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu sandığınız (Allah’a ulaşmak için aracı kıldığınız, dünyalık menfaatler için gölgesine sığındığınız) şefaatçilerinizi sizinle beraber görmüyoruz. Andolsun ki; aranızdaki bağlar artık kopmuştur. (Çok güvenip itimat ettiğiniz ve sizi kurtarabileceklerine inandığınız sahte ilahlarınız) sizi yüzüstü bırakıp gitmiştir.
O, karanlığı yarıp sabahı çıkaran, geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kılandır. Bütün bunlar, sonsuz kudret ve ilim sahibi olan Allah tarafından mükemmel bir ölçüyle takdir edilmiştir.
Gökyüzünden suyu (yağmuru) indiren O’dur. Sonra biz onunla her çeşit bitkiyi çıkarırız. O bitkiden bir filiz, ondan da büyüyüp birbirinin üstüne binmiş taneler, başaklar çıkarırız. Hurma tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm, zeytin ve nar bahçeleri yetiştiririz. Bunlardan kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine, bir ilk meyve verdiklerinde bir de tam olgunlaştıklarında bir bakın! Hiç kuşkusuz bütün bunlarda inanacak insanlar için derin mesajlar vardır
Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).
Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah yolundan saptırırlar. (Çünkü) onlar (aklın ve vahyin gereklerine göre değil) ancak zanna göre hareket ederler. Bundan dolayıdır ki onlar kurgusal bilgiye dayanırlar.
Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, kimin O’nun yolundan saptığını ve kimin doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.
Günahın aşikare olanını da gizlisini de bırakın. Çünkü günah işleyenler; kazandıkları (günahlar) yüzünden (bir gün mutlaka) cezalandırılacaklardır.
Üzerinde Allah’ın adı (kasten) anılmayan (hayvanların etlerin)den asla yemeyin! Çünkü bu davranış tam bir yoldan çıkıştır. Ve (insanların kalplerindeki) şeytani dürtüler, sahiplerine, sizi (neyin günah olduğu ve neyin olmadığı konusunda) tartışmaya çekmelerini fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.
Ve işte böylece biz, her kasaba ve şehrin büyüklük taslayan (varlıklı) günahkarlarını -orada hileli düzenler kursunlar diye- (fırsat verip) oranın ileri gelenleri durumuna getirdik. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun farkına varmazlar.
Onlara ne zaman (Kur’an’dan) bir ayet gelse, derler ki: “Allah’ın resullerine verilenin (vahiy ve mucize gibi) bir benzeri bize de verilmedikçe biz kesin olarak iman etmeyeceğiz.” Allah, elçiliğini kime vereceğini (onlardan) daha iyi bilir. Bu şekilde günah işleyenlere, kurdukları hileli düzenleri nedeniyle Allah katından bir aşağılama ve çok şiddetli bir azap isabet edecektir.
İşte o (mahşer) günü (Allah), onların hepsini huzurunda toplayacak ve: “Ey cinler (görünmeyen) şeytani varlıklar! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız” (diyecek). Onların insanlardan dostları da şöyle diyecekler: “Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık.” (Bunun üzerine) Allah da buyuracak ki: “Sizin durağınız cehennemdir. Allah aksini dilemedikçe orada kalacaksınız.” Şüphesiz Rabbin tam hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
İşte böylece işledikleri günahlar yüzünden zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız (inatları yüzünden birbirlerini felakete götürürler).
(O gün Allah zalimlere soracak) Ey görünmeyen ve görünen akıl sahibi iradeli varlıklar! Size ayetlerimi anlatan ve böyle bir günle karşılaşacağınızı (haber vererek) sizi uyaran içinizden resuller gelmedi mi? Onlar da: “Haksız olduğumuza bizzat kendimiz şahitlik ederiz” diyecekler. Böylece dünya hayatı onları aldatmış olur ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
Şüphe yok ki size vaat edilen o (hesaplaşma günü) mutlaka gelecektir. Siz, onu engelleyemezsiniz.
Bir de (Allah’a ortak koştukları) varlıklara veya güçlere olan inançları, Allah’tan başka şeylere ilahlık yakıştıranların çoğuna çocuklarını öldürmelerini (bile) güzel gösterir ve böylece (bu durum) onları yok olmaya ve inançlarında şaşkınlığa götürür. Şayet Allah, dileseydi (onları kendi iradelerine bırakmasaydı) bunu yapamazlardı (fakat Allah onları zorla doğru yola iletmeyi dilememiştir). Artık sen, onları uydurdukları yalanlarla (saçma geleneklerle, batıl inançlarla, hurafelerle) baş başa bırak.
(Allah) deveden de iki, sığırdan da iki (çift yarattı.) De ki: “Allah, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah’ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz?” Bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını ben söyleyeyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın! Anaya-babaya iyilikten ayrılmayın (onlara karşı saygısızlık yapmayın. Fakirlik korkusuyla) çocuklarınızı öldürmeyin! (Allah buyuruyor ki:) Sizin de onların da rızkını biz veririz. İster açık olsun ister gizli, kötülüğün ve ahlaksızlığın her çeşidinden uzak durun! Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın, Allah’ın haram kıldığı bir cana kıymayın!” İşte, bunları (Allah) size bildiriyor. Umulur ki aklınızı kullanırsınız (da bütün bunlara riayet edersiniz).
Bir de erginlik çağına girinceye kadar (himayeniz altında bulunan) yetimlerin mallarına uygun yolla ilgilenme dışında yaklaşmayın! Ölçüyü ve tartıyı tam ve denk yapın! (Biz) hiç kimseye taşıyabileceğinden daha ağır bir sorumluluk yüklemeyiz. (Şahitlik etmek ve hüküm vermek gibi herhangi bir konuda) bir görüş belirteceğiniz zaman, yakın akrabanız da olsa adil olun (taraf gözetmeyin). Allah’a karşı taahhütlerinize (daima) riayet edin! Öğüt alırsınız (ve gereğini yerine getirirsiniz) diye (Allah) size bunları emretti.
Yoksa o inkarcılar (iman etmek için), meleklerin kendilerine inmesini yahut (bizzat) Rabbinin (karşılarına gelip gözlerine) görünmesini veya O’ndan (kıyamet ve ölüm gibi) bazı alametlerin gelmesini mi bekliyorlar? (Ama) Rabbinin (kesin) işaretlerinin ortaya çıkacağı gün iman etmenin, daha önce inanmamış yahut inandığı halde bir hayır yapmamış olan kimseye hiçbir yararı olmayacaktır. De ki: “(Ya şimdiden iman edin ve faydalı işler yapın, ya da ahiret gününü) bekleyin! Doğrusu biz de bekliyoruz!”
İnançlarının bütünlüğünü bozup (tanınmaz hale getirerek) gruplara, fırkalara ayrılanlara gelince; onlar için yapabileceğin bir şey yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Zamanı geldiğinde Allah onlara vaktiyle yaptıklarını gösterecektir.
De ki: “Ben, Allah’tan başka bir Rab mı arayacağım? Halbuki O, her şeyin Rabbidir. İnsanların yaptığı eylemler yalnızca kendilerini ilgilendirir ve hiçbir günahkar başkasının (günah) yükünü taşımaz (hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenmez). Zamanı gelince hepiniz (Mahşerde) Rabbinize döneceksiniz. İşte o zaman Allah, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz her şeyi size açıklayacaktır.”
O (kıyamet) gün(ü herkesin dünyada yaptığını) ölçmek ve değerlendirmek haktır. Kim(ler)in (sevabı) tartıda ağır gelirse; işte onlar kesintisiz mutluluğa erişecektir.
Kim(ler)in de (günahları ağır, sevapları) tartıda hafif gelirse; işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini zarara uğratanlardır.
(Allah:) “Öyleyse oradan (bulunduğun konumdan) çık/in! Çünkü o (makamda) büyüklük taslamak senin (hakkın) olamaz. Hemen çık (bulunduğun yerden). Gerçekten sen, aşağılanmış kimselerdensin” buyurdu.
(İblis: “Hiç olmazsa insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar bana süre ver” dedi.
Sonra Andolsun ki: “Onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından gelip sokulacağım. Ve sen, onların çoğunu nankörlük eden kimseler olarak bulacaksın” dedi.
(Allah) buyurdu ki: “(Şeytana uyduğunuz için) buradan (şeytan ve siz) birbirinize düşman olarak göç edin bakalım! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır.”
De ki: “Rabbim (yalnızca) doğru olanın yapılmasını emretmiştir. O halde kulluğunuzu göstermek üzere giriştiğiniz her işte bütünüyle O’na yönelin! Dini yalnız kendisine has kılarak (gönlünüze başka ilahlar getirmeden sadece) O’na dua edin! (Unutmayın ki,) ilk defa sizi yarattığı gibi (yeniden yaratacak ve) yine O’na döneceksiniz.”
De ki: “Allah’ın kulları için yarattığı güzelliği, rızkın iyisini, temizini yasaklayan kimdir?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara tahsis edilmiştir. Biz, ayetlerimizi bilen bir kavim için böylece açıklarız.
De ki: “Rabbim, ancak açık ya da gizli kötülükleri, günahın her çeşidini, haksız yere (başkalarının hak ve özgürlüklerine) göz dikmeyi, hakkında hiçbir delil indirmediği varlıkları Allah’a ortak koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah’a izafe etmenizi yasaklamıştır.”
Ve her toplum için bir vade belirlenmiştir. Öyle ki, vadeleri dolduğunda ne bir an geri kalabilirler ne de bir an öne geçebilirler.
Ey Ademoğulları! İçinizden size ayetlerimizi anlatan resuller geldiğinde, her kim (kötülük yapmak ve günah işlemekten) sakınırsa ve (davranışlarını) düzeltip ıslah olursa, işte onlar gelecek kaygısı taşımayacak ve geçmişte yaptıkları için de üzüntü duymayacaktır.
(Uydurduğu hükümleri Allah’a nispet ederek) Allah adına yalan uyduran veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? (Onların) kaderden nasipleri (ne ise) kendilerine ulaşacaktır. Melekler gelip canlarını alırken onlara: “Hani, nerde Allah’tan başka yalvarıp durduğunuz varlıklar?” dediklerinde: “Onlar bizi bırakıp kayboldular!” diye karşılık verecekler ve (böylece) hakkı inkar eden kimseler oldukları konusunda kendi aleyhlerine tanıklık etmiş olacaklar.
Ve (bunun üzerine) öncekiler, sonrakilere şöyle diyecek: “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Öyleyse yaptığınız kötülükler yüzünden tadın azabı!”
Onların içlerinde kinden ne varsa söküp atarız. Altlarından ırmaklar akarken derler ki: “Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bize doğru yolu göstermeseydi kendiliğimizden hidayete eremezdik. Andolsun ki; Rabbimizin resulleri hakkı getirmiştir.” (Onlara:) “İşte (dünyada yapmış olduğunuz) güzel işlere karşılık, şu cennete varis kılındınız” diye seslenilir.
(Yine) A’raf ehli, simalarından kendilerini tanıdıkları birtakım (inkarcı) kimselere seslenerek derler ki: “Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı.”
O inkarcılar ki; dinlerini alaya eğlenceye aldılar ve böylece dünya hayatı(nın cazibesi) onları aldatmış oldu. Artık onlar bu günlere yetişeceklerini unuttukları ve bizim ayetlerimizi inkar ettikleri gibi Biz de onları bugün unutacağız.
(O inkarcılar) O (hesap günün)ün gerçekleşmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, onu daha önce önemsemeyenler: “Rabbimizin resulleri (bize) gerçeği getirmişlerdi (ama biz yine de iman etmemiştik). Ah, keşke Allah katında sözü geçen ve kurtuluşumuz için aracılık edebilecek şefaatçilerimiz olsaydı da bizim adımıza şefaat etselerdi! Yahut daha önce yaptıklarımızdan farklı işler yapmak için (dünyaya) geri gönderilsek” diyecekler. Onlar cidden kendilerine yazık etmiş ve uydurdukları varlıklar (ilahlar) da onları yüzüstü bırakmıştır.
Şüphesiz ki sizin Rabbiniz olan Allah, gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra da arş üzerinde istiva eden (yarattığı her şeyin kanununu koyarak evreni sınırsız kudret ve iktidarıyla hükmü altına alan)dır. Geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüzle bürüyüp örten, Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları yasalarına boyun eğmiş olarak yaratan O’dur. Dikkat edin, yaratmak da yarattıklarını koyduğu yasalara göre yönetmek de yalnız O’na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
(Allah’ın mesajlarıyla, barış ve huzur anlamında) belli bir düzene girmiş olan yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! (Azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak O’na dua edin! Çünkü Allah’ın rahmeti iyilere/iyilik yapanlara her zaman yakındır.
Andolsun ki Nuh’u da (resul olarak) kavmine gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a (gönülden boyun eğin ve yalnızca O’na) kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben üzerinize (inecek olan) büyük bir günün azabından korkuyorum.”
Kavmi içinden önde gelenler: “Doğrusu, biz senin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu görüyoruz!” diye karşılık verdiler.
Halkından ileri gelen inkarcılar ona: “Biz seni aptal olarak görüyoruz ve bir yalancı olduğunu düşünüyoruz” dediler.
“Allah’ın sizi Ad kavminden sonra onların yerine geçirdiğini ve ovalarında köşkler edinip dağlarında yontma evler yaptığınız bir bölgeye yerleştirdiğini hatırlayın! (Evet) Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan kaçınınız!”
(Salih’in bu çağrısına karşılık) kavminden imana gelmeyip kibirlenenler, içlerinden iman eden zayıflar için, alay yollu, şöyle dediler: “Siz Salih’in hakikaten Rabbi tarafından gönderilmiş bir resul olduğuna inanıyor musunuz?” Onlar da: “Doğrusu biz, (ona ve) onun aracılığıyla gönderilen her şeye iman ediyoruz” dediler.
Ve böyle (diyerek Allah’a itaatin simgesi olan) dişi deveyi yatırıp hunharca kestiler ve böylece Rablerinin buyruğuna burun kıvırıp sırt çevirdiler. Ve (bununla da kalmayıp): “Ey Salih! Eğer gerçekten Allah’ın elçilerinden biriysen, haydi getir şu bizi korkutup durduğun azabı!” dediler.
Ve (geride kalanların) üzerlerine (helak edici) bir yağmur yağdırdık. İşte görün, günaha gömülüp gidenlerin (ve isyana dalanların) başına geleni!
Medyen toplumuna da kardeşleri Şuayb’ı (elçi olarak) gönderdik. Şuayb onlara dedi ki: “Ey milletim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka bir ilahınız yoktur. İşte size Rabbiniz tarafından açık bir delil geldi: Artık ölçüde ve tartıda dürüst olun, insanların eşyalarını eksik vermeyin, yeryüzünde huzur sağlandıktan sonra bozgunculuk çıkarmayın! Eğer inanıyorsanız sizin için hayırlı olan budur.”
(Şuayb’ın sözlerine karşılık) kavmi içinde ileri gelen, kendini beğenmiş kimseler dediler ki: “Ey Şuayb! Hiç şüphen olmasın ki, ya seni ve inanan yoldaşlarını ülkemizden sürgün edeceğiz yahut kesin bir biçimde bizim yolumuza döneceksiniz!” O da: “Peki, ya bunu (sürgünü ya da yolunuza dönmeyi) istemiyorsak ne olacak?” dedi.
Yahut hangi memleketin halkı, (işleyecekleri kötü fiillerden dolayı) azabımızın, güpegündüz onlar oyalanıp dururken başlarına gelmeyeceğinden emin olabilir?
Yoksa onlar Allah’ın mekrinden (tuzağından, azabından) emin mi oldular? Hüsrana uğrayanlar topluluğundan başkası Allah’ın azabından emin olmaz.
Önceki kuşakların (helak oluşunun) arkasından yeryüzüne varis olanlar için (şu gerçek) hala ortaya çıkmadı mı: Eğer dileseydik kendi günahları yüzünden onları da mahvedebilirdik; hem de (hakikati) idrak etmesinler diye kalplerine mühür basarak!
Ve biz onların çoğunda doğru olan şeylere karşı (içsel) bir bağlılık (sadakat) bulmadık. Tersine, onların çoğunu yoldan çıkmış günahkarlar olarak bulduk.
Sonra onların ardından Musa’yı ayetlerimizle Firavuna ve onun ileri gelen adamlarına gönderdik. Onlar buna karşı haksızlık ettiler. Sonra bak, o bozguncuların sonu ne oldu?
“Karşı çıkmanızdan ve döneklik etmenizden dolayı işlerinizi bitireceğim, yetkilerinizi ellerinizden alacağım, sizi tutuklayıp seyahat özgürlüğünüzü elinizden alacağım sonra da hepinizi (çarmıha gererek) asacağım.”
Kavmi ona: “Biz, sen gelmeden önce de çok eziyet çektik, geldikten sonra da!” dediler. (Musa cevaben:) “Belki de Rabbiniz düşmanınızı yok edip bulunduğunuz bölgeye sizi varis kılacak ve sonra sizin nasıl (ve neler) yaptığınıza bakacak!”
Onlara bir iyilik geldiğinde: “Bu, bizim içindir” derlerdi. Ne zaman da başları dara düşse bunu Musa ve onun yandaşlarının uğursuzluğuna verirlerdi. Şüphesiz, onların uğursuzlukları (yaptıkları yüzünden) Allah tarafından öngörülmüştür. Ne var ki, çokları bunu bilmezler.
Bunun üzerine biz de onlara, ayrı ayrı birer mucize olarak tufan (su baskını, hayatı felç eden) çekirge sürüsü, (ürünlere zarar veren) böcekler, kurbağalar ve (sularını kızıla boyayan) kan gönderdik. Yine de büyüklük taslayarak günahkar bir toplum oldular.
O güne kadar horlanan, ezilen toplumu bereketlerle donattığımız toprakların doğusuna ve batısına mirasçı kıldık. İsrailoğullarının sabretmelerine karşılık, Rabbinin onlara verdiği o güzel söz gerçekleşti. (Zalimlere gelince;) Firavunun ve soydaşlarının ortaya koydukları eserleri ve yükselttikleri yapıları yıkıp yok ettik.
Ve Musa için (Sina Dağında) otuz gecelik bir süre belirledik. Ve buna bir on gece daha ekledik ki böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye tamamlandı. Ve Musa kardeşi Harun’a şöyle dedi: “Halkımın arasında benim yerime geç, dürüst (ve erdemli) davran, bozguncuların yoluna uyma!”
Musa kavmine döndüğünde, pek kızgın ve üzgün olarak şöyle dedi: “Benim arkamdan ne kötü işler yapmışsınız. Rabbinizin (azap) emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?” (Elindeki) Tevrat levhalarını bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) “Annem oğlu, bu topluluk beni güçsüz gördüler ve neredeyse beni öldüreceklerdi. Bari sen, düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte değerlendirme!” dedi.
Hani (halkı zalim olan bir şehre yerleşecekleri zaman) onlara denmişti ki: “Bu şehre (Kudüs ya da Eriha’ya) yerleşin ve nimetlerinden de dilediğiniz gibi yiyiniz! (Fakat şehrin) kapısından girerken, başlarınızı eğerek (hürmet ve tevazu ile) girin ve ’Rabbimiz! Bağışla bizi’ deyiniz ki, günahlarınızı bağışlayalım ve iyilik edenlerin mükafatını artıralım.”
Onlara, denizin kıyısındaki o kasaba (halkı)nın durumunu (başına gelen felaketi) sor. Hani onlar, (birtakım hileli yollarla) cumartesi gününü ihlal ederek haddi aşmışlardı. Zira tatil yaptıkları cumartesi günleri balıklar sürüyle geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. Biz onları işledikleri kötülükler sebebiyle işte böyle deniyorduk.
Onlardan bir topluluk: “Allah’ın, (yaptıkları yüzünden) kendilerini helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler de) dediler ki: “Rabbinizin katında sorumlu olmayalım ve (bu bozguncular) belki böylece (öğüdümüzden etkilenirler de) sorumluluk bilincine erişerek erdemli bir hayatı tercih ederler diye” (öğüt veriyoruz).
Ve (senin) Rabbin, (Yahudiler kötü alışkanlıklarından vazgeçmedikçe) kıyamet gününe kadar, onlara en kötü eziyeti yapacak (zalim) kimseleri başlarına musallat edeceğini bildirmiştir. Doğrusu, senin Rabbin ceza vermekte çabuktur, ama O aynı zamanda çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Kıyamet gününde: “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye, hani Rabbin, Ademoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkarmış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim (demişti)?” Onlar da: “Evet (Rabbimizsin) şahit olduk” demişlerdi.
Eğer biz dileseydik, onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Ama o yere saplandı, arzu ve isteklerine uydu. Onun durumu; üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek olan haberi onlara aktar. Umulur ki düşünürler.
Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır ve zamanı geldiğinde onu ortaya çıkaracak olan sadece O’dur. (O gün) göklere ve yere bütün ağırlığıyla çökecek ve sizi mutlaka umulmadık bir anda yakalayacaktır.” Sanki sen (kıyametin ne zaman kopacağını) biliyormuşsun gibi sana (onun vaktini) soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.”
Kim o gün savaşmak için bir tarafa çekilmek veya diğer bir birliğe ulaşıp mevzi tutmak dışında onlara arkasını dönüp kaçarsa, şüphesiz ki Allah’ın gazabına uğrar ve varacağı yer de cehennem olur. Orası ne kötü bir varış yeridir!
Ey inananlar! Allah’a ve O’nun resulüne itaat edin ve artık (O’nun mesajını) işitmiş bulunduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin!
Ve yeryüzünde azınlıkta, çaresiz (ve korumasız bir topluluk) olduğunuz (ve zalim) insanların sizi kapıp (esir) götürmesinden (ya da öldürmesinden) korktuğunuz günleri de hatırlayın! Bu halde iken Allah sizi yer-yurt nasip ederek barındırdı, yardımıyla destekledi, şükredesiniz diye size temiz ve helal rızıklar bahşetti.
Oysa sen onların arasında olduğun müddetçe, Allah (tüm şehri helak edecek şekilde) onlara azap edecek değildi. Ayrıca Allah, aralarında bağışlanma dileyenler varken onları cezalandıracak değildir.
Onlar Mescid-i Haram’ın bakımına ehil olmadıkları halde (inananları) oradan alıkoyarken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’ın emirlerine uygun olarak yaşayanlardır. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.
İnkarcılara söyle: “Eğer saldırganlıklarından vazgeçerlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır. Yok, eğer eski tutumlarına dönerlerse, daha öncekiler için geçerli olan kurallar onlar için de işleyecektir.”
Bilesiniz ki, (savaşta) ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a ve resule, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a ve hakkın batıldan ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuz (Muhammed’)e indirdiklerimize inandıysanız (taksimatı buna göre yapın). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
(O halde) ey inananlar! Savaş durumunda (düşman) bir toplulukla karşı karşıya geldiğinizde, (asla gevşemeyin) sıkı durun ve Allah’ı çokça anın (O’nun sizinle beraber olduğunu hatırınızdan çıkarmayın) ki başarıya ulaşasınız!
Hani şeytan (Bedir’de savaştan hemen önce) yaptıkları işleri kendilerine güzel göstererek (inkarcılara): “Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yok, ben sizin arkanızdayım” demişti. Fakat iki ordu birbirini görünce, (şeytan) birdenbire geri dönerek: “Benim sizinle hiçbir ilgim yok, ben sizin görmediğiniz (melekler)i görüyorum ve ben Allah’tan sakınırım, çünkü Allah’ın azabı çok şiddetlidir” demişti.
Bu inkarcıların durumu tıpkı Firavun hanedanının (yandaşlarının) ve onlardan önceki (inkarcı zalim)lerin durumu gibidir. Onlar da Allah’ın ayetlerini inkar (ederek zulmetmeye devam) etmişlerdi. (Ama) Allah günahları yüzünden (onların da) yakalarına yapışmıştı. Çünkü Allah sonsuz kuvvet sahibidir, (hak eden için) azabı çetin olandır.
Bu inkarcıların durumu tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan önceki inkarcıların durumu gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanladılar, biz de onları günahları yüzünden helak ettik. Firavun ailesini denizde boğduk. Zaten onların hepsi zalim kimselerdi.
Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, çünkü sizin güçsüz olduğunuzu iyi biliyor. Bu durumda, sizden sabretmesini bilen (dirençli) yüz kişi çıkarsa, bunlar iki yüz kişiye galip gelir ve sizden böyle bin kişi çıkarsa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelir. Çünkü Allah (zulme karşı) direnenlerle beraberdir.
İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır. İnandığı halde (Medine’ye) göç etmeyenlere gelince, bunlar göç etmedikçe kendilerine karşı hiçbir yandaşlık, koruyuculuk (miras bırakmak) yükümlülüğünüz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluk aleyhinde olmamak üzere, kendilerine yardım etmeniz gerekir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Sonradan iman ederek hicret edip de sizinle birlikte cihada katılanlar da sizdendir. Fakat Allah’ın Kitabı’na göre yakın akrabalar birbirlerine (varis olmaya) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Ve (bu ültimatom her kabileden çok sayıda kişinin bir araya geldiği) büyük hac gününde, insanlara Allah’tan ve Resul’ünden bir bildiridir. (Herkes bilsin ki;) Allah ve Resulü, artık müşriklerden uzaktır. Şu halde (Ey müşrikler) eğer tevbe ederseniz; bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok, eğer yüz çevirirseniz; bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. (Resulüm!) Küfredenleri elem verici bir azapla müjdele!
(Başka) nasıl olabilirdi ki? Eğer (düşmanlarınız) size üstün gelselerdi (size karşı) ne bir sorumluluk üstleneceklerdi ne de yaptıkları antlaşmayı tanıyacaklardı. (Şimdi de ahde bağlılıktan bahsederek) dilleriyle sizi razı etmeye çalışıyorlar ama kalpleriyle kötülüğünüzü istiyorlar. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Allah’ın mescitlerini; ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı ikame eden, zekatı veren ve Allah’(ın azabın)dan başka hiçbir şeyden korkmayan onarır. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.
(Siz ey müşrikler! Alışkanlık haline getirdiğiniz Kabe’de) Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını üstlenmeyi; Allah’a ve ahiret gününe inanan ve Allah yolunda cihat edenle(rin yaptığı işler)le bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar asla bir olamazlar. Ve Allah, (kendisine eş koşan) zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler sizlere Allah’tan, O’nun resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyorsa, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Şüphe yok ki Allah, günaha batmış bir topluluğu asla doğru yola erdirmez.”
Andolsun ki; Allah, size (samimiyetinizden dolayı) birçok yerde ve Huneyn (savaşı) gününde yardım etmişti. Hani, çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra gerisin geri dönüp gitmiştiniz.
(Bu bozgundan) sonra Allah, Resulünün ve mü’minlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur ve güven veren rahmetini) indirdi, görmediğiniz ordular gönderdi ve Hakka karşı direnenleri de azaba uğrattı. İşte inkarda direnenlerin cezası budur!
Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlarla, Allah’ın ve O’nun elçisinin haram kıldığını haram kabul etmeyenlerle, kendilerine kitap verilenlerden hak dini din olarak benimsemeyenlerle (size karşı savaş başlatırlarsa), boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın!
O gün (biriktirdikleri altın ve gümüşler) cehennem ateşinde kızdırılacak da onlarla alınları, yan tarafları ve sırtları dağlanacak ve kendilerine: “Bunlar biriktirdiğiniz altın ve gümüşlerdir. Hadi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı” (denilecek).
Şüphesiz gökleri ve yeri yarattığı günden beri koyduğu yasalar uyarınca Allah katında ayların sayısı on iki aydır. Bunlardan dördü haram olan (hürmet gereken Muharrem, Receb, Zilkade ve Zilhicce) aylarıdır. İşte doğru hesap budur. O halde onlarda (Allah’ın koyduğu yasağı delerek) nefislerinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle nasıl toplu olarak savaşıyorlarsa, siz de onlarla (öylece) toplu olarak savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir.
Eğer (emrolunduğunuz bu savaşa) seferber olup çıkmazsanız, (Allah) sizi elem verici bir azapla cezalandırır ve yerinize başka bir millet getirip koyar da siz ona hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye gücü yetendir.
Allah’a ve ahiret gününe inananlar, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah, emrine uygun olarak yaşayanları çok iyi bilir.
Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler (savaşa katılmamak için) senden izin isterler.
Eğer onlar da sizinle beraber (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.
Onlardan bazıları da: “Bana izin ver (bu savaştan geri kalayım), beni fitneye (günaha) düşürme!” diyor. Haberiniz olsun ki, onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Şüphe yok ki cehennem, inkarcıları mutlaka kuşatacaktır.
(Münafıklar) sizin hoşnutluğunuzu kazanmak ve kendilerini (size) kabullendirmek için Allah’a yemin ederler. Oysa onlar mü’min olsalardı, Allah’ın ve Resulünün hoşnutluğunu kazanmayı daha gerekli görürlerdi.
Münafık erkeklerle, münafık kadınlar (hangi toplumda olursa olsun) birbirlerindendir (hepsi aynıdır). Kötülüğü teşvik edip iyiliği engellerler ve cimriliklerinden dolayı ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu (rahmetsiz bıraktı). Gerçekten münafıklar günaha gömülmüş kimselerdir!
Allah’a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söyleyip durmaları yüzünden, Allah da kendisine kavuşacakları güne kadar onların kalplerinde münafıklığı yerleştirdi.
(Seferden) geri döndüğünüzde (münafıklar) size özür belirttiler. De ki: “Özür belirtmenize gerek yok, size kesin olarak inanmıyoruz. (Zira) Allah bize, sizinle ilgili her şeyin içyüzünü bildirdi. (Bundan böyle) Allah da Resulü de sizin ne yaptığınıza bakacak. Sonra da görünen ve görünmeyen her şeyi bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız. O da yaptıklarınızı size haber verecektir.
Bedevilerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe (yürekten) inanırlar, harcadıklarını, Allah katında yakınlığa ve resulün dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu (harcadıkları mallar Allah katında) onlar için tam bir yakınlıktır. Allah, onları rahmeti (ile şereflendirecek ve cenneti)ne sokacaktır. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
(Müslümanlardan Tebük seferine katılmayan) diğerleri ise (tevbe ederek) günahlarını itiraf ettiler ve iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
(Pişmanlıkla kendisine yönelen) kullarının tevbesini ancak Allah’ın kabul edeceğini, sadakaları geri çevirmeyeceğini ve Allah’ın tevbeleri çokça kabul eden ve merhameti bol olan (bir ilah) olduğunu bilmiyorlar mı?
(Ey Resul!) Böyle bir yerde (Mescid-i Dırar’da) asla namaz kılma! İçinde namaz kılacağın en uygun mescit, daha ilk günden beri Allah’ın emrine ve rızasına uygun olarak yükseltilen mescittir (Kuba Mescididir). Onda, (manevi kirlerden) arınmayı içten arzulayan kişiler vardır. Allah günahtan arınmış tertemiz (kullarını) sever.
Binasını, Allah’a karşı sağlam bir sorumluluk bilinci ve O’nun rızasını/hoşnutluğunu kazanmak çabası/temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını, çökmek üzere bulunan bir yar kenarına kurup da onunla beraber cehennem ateşine yıkılıp giden mi? Allah zulmeden topluluğu doğru yola eriştirmez.
(Gerçek mü’minler; Allah’a yönelerek günahlarından) tevbe edenler, (yalnız Ona) kulluk/ ibadet edenler, (O’na) hamd edenler, (O’nun için) seyahat edenler, yalnızca O’nun önünde eğilip, sadece O’nun huzurunda yere kapananlar, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. (İşte böyle) mü’minleri müjdele!
Allah bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını açıkça belirtmedikçe (günahları yüzünden) onları sapıklığa düşürmez (sorumlu tutmaz). Hiç kuşkusuz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Bu şehrin halkına ve çevresinde (göçebe kabileler halinde) yaşayan bedevilere, Allah’ın resulünü (mücadelesinde) yalnız bırakmak, kendi canlarını onun hayatından üstün tutmaları yakışmaz. Çünkü onlar Allah yolunda ne zaman susuzluk, yorgunluk ya da açlık çekseler; ne zaman hakkı inkar edenleri şaşırtan bir adım atsalar ve ne zaman başlarına gelmesi mukadder olan şeye düşman eliyle uğratılsalar (sonuç ne olursa olsun) bu onların lehine kaydedilmektedir. Çünkü Allah, iyilik yapanların emeklerini asla boşa çıkarmaz.
Güneşi parlak bir ışık/enerji, ayı da aydınlık yapan, (takvim ölçümlerini) yılların sayısını ve (vakitlerin) hesabı(nı) bilmeniz için aya menziller takdir eden O’dur. Allah bütün bunları rastgele değil, şaşmaz ölçülere bağlı olarak yaratmıştır. O, ayetlerini bilip anlayacak bir topluma böylece bir bir açıklamaktadır.
Gerçekten, gece ile gündüzün değişmesinde (uzayıp kısalmasında) ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan bir topluluk için nice deliller vardır.
İnsana bir sıkıntı dokunduğunda gerek yan yatarken gerek otururken ve gerekse ayaktayken (sıkıntıdan kurtulmak için her halinde) bize dua eder. Ama sıkıntıyı üstünden kaldırdığımız zaman, sanki kendisine dokunan sıkıntının kaldırılması için bize hiç yalvarmamış gibi (nankörce davranmaya) devam eder (ve Bizi unutur). İşte tutarsız ve istikrarsız yaşayanlara yapmakta oldukları şey böylesine alımlı görünür.
Ayetlerimiz onlara açık-seçik parçalar halinde okunduğu zaman, bizimle karşılaşmayı beklemeyenler derler ki, “bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir.” (Onlara) de ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem olmaz. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Ben, Rabbime karşı gelirsem; büyük bir günün azabından korkarım.”
Allah adına yalan uydurandan ya da O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Gerçek şu ki; günahta ısrar edenler asla iflah olmazlar!
İnsanların başlarına gelen sıkıntılardan sonra kendilerine bir rahmet, bir rahatlık tattırdığımızda bakarsın ki, ayetlerimize karşı hemen gizli bir plan kurarlar. Onlara de ki: “Allah’ın planlarınıza karşılık vermesi daha çabuktur. Şüphe yok ki, elçilerimiz (olan melekler) kurduğunuz planları kaydetmektedir.”
Sizi karada ve denizde yürüten O’dur. Gemide bulunduğunuzda geminin onları hoş bir rüzgarla götürdüğünde ve onunla sevindiklerinde; birden şiddetli bir kasırga gelip onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda, Allah’ın dinine sarılarak: “Andolsun ki, bizi bu tehlikeden kurtarırsan, şükredenlerden olacağız” diye O’na yalvarırlar.
Dünya hayatının misali gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyerek beslendikleri nebatlar bolca yetişir; yeryüzü rengarenk, çeşitli mahsullerle süslenir ve yerin sahipleri bütün bunlara egemen olduklarını sandıkları sırada, geceleyin veya gündüzün emrimiz geliverir de orayı bir gün önce hiçbir şey yokmuş gibi biçilmiş hale çeviririz. Düşünen bir toplum için biz ayetleri böyle birer birer açıklıyoruz.
Güzel ve yararlı davranış gösterenlere daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzleri ne (günahtan) kararacak ne de (utançtan) kızaracaktır. İşte onlar cennetin sakinleridir, onlar orada kalacaklardır.
28-29.O gün onları bir araya topladıktan sonra, şirk koşanlara, “Haydi siz ve ortak koştuklarınız, yerlerinize!” deriz. Sonra onları birbirinden ayırırız. O zaman bize ortak koşulan varlıklar, ortak koşanlara şöyle derler: “Sizinle bizim aramızda Allah şahittir ki; (dünyada iken) sizin tapınıp durduklarınız biz değildik, sizin tapmanızdan haberimiz bile yoktu.”
28-29.O gün onları bir araya topladıktan sonra, şirk koşanlara, “Haydi siz ve ortak koştuklarınız, yerlerinize!” deriz. Sonra onları birbirinden ayırırız. O zaman bize ortak koşulan varlıklar, ortak koşanlara şöyle derler: “Sizinle bizim aramızda Allah şahittir ki; (dünyada iken) sizin tapınıp durduklarınız biz değildik, sizin tapmanızdan haberimiz bile yoktu.”
Aksine onlar özünü, hikmetini kavrayamadıkları ve üstelik o mesajın ayrıntılı açıklaması henüz kendilerine gelmemişken onu yalanladılar. Onlardan öncekiler de tıpkı böyle yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Onların arasında ona (Kur’an’a) inananlar da var inanmayanlar da. Rabbin bozgunculuk yapanları çok iyi bilmektedir.
(Allah) o kıyamet günü (onları) topladığı zaman (onlara öyle gelecek ki yeryüzünde) sanki sadece tanışmalarına yetecek kadar gündüzün bir saati kadar kalmışlar. (Vaktiyle) Allah’ın huzuruna çıkarılacakları uyarısını yalanlayan ve doğru yola girmekten geri duranlar (işte o zaman) en büyük kayba uğramış olacaklar.
De ki: “Söyleyin bakalım, eğer size O’nun azabı bir gece vakti, ya da gündüzün gelecek olursa ne yaparsınız? Günahkarlar onu aceleyle niye istiyor?”
Sonra da zulmedenlere: “Ebedi azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecek.
(Hakka karşı direnerek ve kötülüğü adet haline getirerek) kendisine zulmetmiş olan herkes, o gün yeryüzünün bütün servetine sahip olsa elbette bunu (azaptan kurtulmak için) fidye olarak verirdi. Onlar (kendilerini bekleyen) azabı görünce pişmanlıklarını gösterecek gücü dahi kendilerinde bulamayacaklar. O gün aralarında tam bir adaletle hükmedilir ve kimseye en küçük bir haksızlık yapılmaz.
Allah’a yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü (görecekleri azap) hakkındaki görüşleri nedir acaba? Hiç kuşkusuz Allah, insanlara karşı lütufkardır, fakat onların çoğu (buna) şükretmezler.
O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise (çalışıp kazanmanız için) aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda (ilahi mesajları) dinleyen bir topluluk için ibretler vardır.
Sihirbazlar (atacaklarını) atınca, Musa dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini rast getirmez.”
Günahkarlar hoşlanmasalar da Allah, kelimeleriyle hakkı ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır.
85-86.(Onlar da) şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a güvendik. Ey Rabbimiz! Zalim bir topluluğun zulmüne uğratmakla bizi imtihan etme! Bizi rahmetinle o inkarcılar topluluğundan kurtar!”
85-86.(Onlar da) şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a güvendik. Ey Rabbimiz! Zalim bir topluluğun zulmüne uğratmakla bizi imtihan etme! Bizi rahmetinle o inkarcılar topluluğundan kurtar!”
91-92.(Biz de ona:) “Şimdi mi (iman ediyorsun)? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. Senden sonrakilere ibret olman (ve zalimlerin akibetinin nasıl olacağını görmeleri) için bugün senin (cansız) bedenini kurtaracağız” dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimize karşı umursamazlık gösteriyor.
91-92.(Biz de ona:) “Şimdi mi (iman ediyorsun)? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. Senden sonrakilere ibret olman (ve zalimlerin akibetinin nasıl olacağını görmeleri) için bugün senin (cansız) bedenini kurtaracağız” dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimize karşı umursamazlık gösteriyor.
Andolsun ki, biz, İsrailoğullarını çok güzel (ve güvenli) bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar sunduk. Kendilerine hakikatin bilgisi (vahiy yoluyla) gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmemişlerdi. Şüphe yok ki, Rabbin kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri konularda haklarında hüküm verecektir.
Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle beraber bekleyeceğim.”
Sonra (azap günü geldiğinde) resullerimizi ve inananları kurtarırız. Bu hep böyle olmuştur. İnanıp güvenenleri kurtarmak boynumuzun borcudur.
“Rabbinizden af dileyiniz, tevbe ile O’na yöneliniz ki, belirli bir sürenin sonuna kadar sizi güzel bir geçimle faydalandırsın ve her erdemli kişiye erdemli davranışlarının karşılığını versin. Eğer (imandan) yüz çevirirseniz, elbette ben sizin için büyük günün azabından korkarım.”
Şayet azabı onlardan sayılı bir zaman/süreye kadar geciktirecek olsak: “Onu engelleyip alıkoyan nedir?” diyecekler. Bilin ki azap onlara geldiği gün, artık kendilerinden çevrilecek değildir ve alaya aldıkları şey onları iyiden iyiye kuşatacaktır.
“Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Doğrusu ben, hakkınızda acıklı bir günün azabından korkuyorum.”
Bunun üzerine kavminden inkarcıların elebaşları şöyle demişlerdi: “Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. İçimizden sana uyanların da aşağı tabakadan bir takım (dar görüşlü) insanlar olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla, sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü görmüyoruz. Aksine, sizin yalancı kimseler olduğunuz kanaatindeyiz.”
“Ey kavmim! Bu uyarı çabalarıma karşılık sizden maddi bir karşılık istemiyorum, benim hizmetimin karşılığını verecek olan Allah’tır. İnananları yanımdan kovacak değilim, çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat sizin gerçeklerden habersiz bir toplum olduğunuzu görüyorum.”
“Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum, insanın duyu ve algı alanının ötesini bilirim de (demiyorum), bir melek olduğumu da söylemiyorum; sizin o hor gördüğünüz (tertemiz) kimselere Allah’ın bir hayır ulaştırmayacağını ise zaten söyleyemem, çünkü onların kalplerinde olan (iman ve samimiyeti) en iyi bilen Allah’tır. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben de zalimlerden olurum.”
“Ey Nuh! Bizimle çekişip durdun, bu çekişmede ileri de gittin. (Yeter artık,) eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bizi tehdit edip durduğun o azabı getir de görelim” dediler.
(Ey Resul!) Yoksa o (Nuh’un kıssası)nı, “kendisi mi uydurdu” diyorlar? (Onlara) de ki: “Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlediklerinizden uzağım.”
O: “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nuh: “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Ve tam o anda aralarında bir dalga yükseldi ve (oğul) boğulup gidenlerin arasına karıştı.
“Ey kavmim, Rabbinizden af dileyiniz, arkasından O’na tevbe ediniz ki, size gökten bolca rahmet ve bereket göndersin ve gücünüze güç katsın. Artık siz de günahkarlar olarak (Allah’tan) yüz çevirmeyin!”
54-55.Bizim sana sözümüz ancak şudur: “Tanrılarımızdan bir kısmı seni fena halde çarpmıştır.” (Bunun üzerine Hud) dedi ki: “Ben, Allah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi, hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da (elinizden gelirse) bana göz açtırmayın.”
54-55.Bizim sana sözümüz ancak şudur: “Tanrılarımızdan bir kısmı seni fena halde çarpmıştır.” (Bunun üzerine Hud) dedi ki: “Ben, Allah’ı şahit tutuyorum ve siz de şahit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi, hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da (elinizden gelirse) bana göz açtırmayın.”
Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde Allah’ın lanetine uğradılar. Bakın, işte Rablerini ısrarla inkar eden işte bu Ad (kavmi) idi. Unutmayın ki; Hud’un kavmi Ad (tarih sahnesinden) işte böyle yok olup gitti.
Derken (Semûd halkının ileri gelenleri) onu kestiler. Bunun üzerine (Salih) dedi ki: (İşte bu olay sonunuzu getirdi!) “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın bakalım! (Sonra helak olacaksınız!) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir!”
Ve derken, (azap) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helak olmaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Andolsun, (melekler arasından seçip gönderdiğimiz) elçilerimiz, İbrahim’e (bir çocuğunun dünyaya geleceğine dair) müjde getirip: “Selam sana (Ey İbrahim)!” dediler. O da: “Size de selam olsun (Ey Allah’ın kulları)!” dedi ve sonra da oyalanmadan onların önüne (pişirilerek) kızartılmış bir buzağı getirdi.
Ve elçilerimiz, (delikanlı sûretinde) Lût’a geldiğinde; (sapık kavminin saldırısından korktuğu için) onların gelmelerinden endişeye düştü, çok sıkıldı ve: “İşte bu çok çetin bir gün olacak” dedi.
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı (nebi olarak) gönderdik. O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ve (birbirinizle olan alışverişinizde) ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi savurganlık içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”
Ve ey kavmim! “Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin, yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın!”
Dediler ki: “Ey Şuayb! (Bize) söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Üstelik biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer (sana arka çıkan) kabilen olmasaydı, seni taşlayarak öldürürdük. Çünkü senin bize karşı koyacak hiçbir gücün/üstünlüğün yok.”
“Ey kavmim! (Madem direnmekte kararlısınız, o zaman) elinizden geleni yapın. Doğrusu ben de (vazifemi) yapacağım. Alçaltıcı azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu (o zaman) göreceksiniz. Artık (başınıza gelecek olan azabı) gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlüyorum!”
Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!
Ahiret azabından korkan kimse için bu (anlatıla)nda kesin bir ibret vardır. O gün tüm insanların toplantı günüdür. Herkes o günün canlı tanığı olacaktır.
Ve biz o (kıyamet) günün(ün) gelip çatmasını, ancak (insanların imtihanı ve tekamülü için) sayılı bir müddete kadar erteliyoruz.
O gün gelince, O’nun izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bahtsızdır (mutsuzdur), kimi mutlu.
(Ey Resul!) Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın/aşırıya gitmeyin/azgınlık etmeyin! Unutmayın ki O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindide) ve gecenin (gündüze) yakın vakitlerinde (akşam, yatsı ve sabah da) namazı ikame et! Muhakkak ki iyilikler, kötülükleri (küçük günahları) ortadan kaldırır. İşte bu, anlayışı ve kavrayışı olanlar için bir öğüttür.
Sizden önceki nesillerde yeryüzünde bozgunculuktan sakındıran birtakım akıllı ve erdemli kimseler bulunmalı değil miydi? Ama içlerinden (mücadeleden yılmadıkları için) kurtuluşa erdirdiğimiz az bir topluluk dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise kendilerini şımartan ihtiraslarına kapılarak ağır suçlara daldılar.
Hani Yusuf babasına: “Babacığım; ben (rüyamda) on bir gezegenin, güneşin ve ayın önümde hürmetle eğildiklerini gördüm” demişti.
Nihayet (babalarını ikna ederek Yusuf’u yanlarına alıp yola çıktılar), kardeşleri onu götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz Yusuf’a: “Andolsun ki, gün gelecek sen, onların bu yaptıklarını (senin kim olduğunu) kavrayamayacakları bir anda kendilerine hatırlatacaksın!” diye vahyettik/ilham ettik.
(Yusuf) olgunluk çağına erişince ona bir muhakeme yeteneği ve bilgi yöntemi bahşettik. Ve işte iyiliği, güzel davranmayı huy edinenleri böyle mükafatlandırırız.
Ve (Yusuf’un) barındığı evin kadını (Züleyha) onun gönlünü çelmek istiyordu ve (bu niyetle kocasının evde olmadığı bir gün) kapıları sımsıkı kapatıp ona: “Haydi, gelsene!” dedi. Yusuf: “(Haşa) Allah’a sığınırım (sana yaklaşmaktan). Doğrusu O benim rabbimdir, bana güzel bir konum kazandırmıştır. Gerçek şu ki, zalimler (nankörler ve zina edenler) asla kurtulamazlar” dedi.
Kadının kocası, gömleğin arka tarafından yırtılmış olduğunu görünce karısına: “Hiç şüphesiz bu, siz kadınlara özgü bir komplodur, çünkü sizin komplolarınız gerçekten büyüktür” dedi.
(Adam: “Ey) Yusuf! Sen bu olayın üstünde durma (kimseye de bir şey söyleme)! Ve sen de (ey kadın) işlediğin günahtan ötürü bağışlanma dile, çünkü sen günah işleyenlerden birisi oldun” dedi.
Sonra onlar (Yusuf’un suçsuzluğuna dair) bu kadar delili gördükleri halde, yine de onu (dedikoduların kesileceği) bir zamana kadar zindana atmayı uygun buldular.
Onunla beraber iki delikanlı daha zindana girdi. Bunlardan biri: “Ben (rüyamda) kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkarken gördüm.” Öbürü de: “Ben de başımın üzerinde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm, bunların yorumunu bize bildir. Çünkü biz senin gerçekten iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler.
(Yusuf,) kurtulacağını anladığı arkadaşına: “(Buradan kurtulduğunda) efendinin yanında benden söz et (suçsuz olduğumu söyle ve özelliklerimi anlat)” dedi. Fakat şeytan, (Yusuf’un durumunu) efendisine anlatmayı ona unutturdu; (bu yüzden Yusuf) birkaç yıl daha zindanda kaldı (ve böylece tebliğ ve irşad vazifesine devam etti).
(Yusuf’un hapis hayatı devam ederken) bir gün kral dedi ki: “Ben rüyamda yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini gördüm; ayrıca yedi yeşil başak ve bir o kadar da kuru başak (vardı). Efendiler! Eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız, bu rüyamın ne anlama geldiğini bana açıklayın.”
(Yusuf’un bu sözlerini duyan) Kral: “Getirin onu (Yusuf’u) bana, onu yakın çevreme (sırdaş olarak) alayım” dedi. (Yusuf kralın yanına gelmeyi kabul etti. Kral) onunla konuşunca da (Yusuf’a): “Bugün(den sonra) sen artık bizim yüksek mevki sahibi ve güvenilir bir adamımızsın” dedi.
(Yusuf’un kardeşleri) dediler ki: “Allah’a yemin olsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede bozgunculuk yapmaya (hırsızlık etmeye) gelmedik, (biz) hırsız da değiliz.”
Görevliler: “Peki eğer yalan söylüyorsanız, size göre hırsızlığın cezasının ne olduğunu (biliyor musunuz)?” dediler.
(Yusuf’un kardeşleri) dediler ki: “Eğer o çalmışsa olabilir, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.” Bunun üzerine Yusuf, onlara belli etmeksizin kendi kendine dedi ki: “Asıl kötü durumda olan sizsiniz. İleri sürdüğünüz iddiaların içyüzünü Allah çok daha iyi bilmektedir.”
Yakup onlara: “Hayır, nefsiniz size bir işi süsleyip hayal gücünüzü artırmıştır. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah, onların hepsini (günün) birinde bana getirecektir. Şüphesiz ki O, (her şeyi) hakkıyla bilendir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.”
(Yusuf da:) “Bugün size sorgulama ve kınama yoktur. Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir” dedi.
Senden önce de memleketler halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım adamları (resul) olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetinin ne olduğuna bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için elbette çok daha hayırlıdır. Artık aklınızı kullanmayacak mısınız?
Nihayet, o resuller neredeyse büsbütün ümitlerini kaybettikleri ve yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada onlara yardımımız geldi de böylece dilediğimiz kimseler (davete uydukları için) kurtuluşa erdirildi. Suçlu, günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
Gördüğünüz gibi gökleri herhangi bir destek olmadan yükselten, sonra da yarattığı her şeyin kanununu koyarak hepsi üzerinde egemenlik kuran Allah’tır. Ayrıca her biri belli bir zamana kadar yörüngelerinde akıp giden güneşi ve ayı da koyduğu yasalara tabi tutan; var olan her şeyi yöneten, çekip çeviren O’dur. Bütün bu mesajları açık açık dile getiriyor ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.
O, yeryüzünü yayıp genişleten, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden/bitkiden (erkekli-dişili) iki çift yaratan ve geceyi gündüze bürüyendir (gündüzü kısaltıp geceyi uzatandır). Şüphesiz bütün bunlarda, düşünen bir toplum için derin mesajlar vardır.
Ve yeryüzünde birbirine komşu (fakat bitki örtüsü ve doğal zenginlik bakımından birbirinden farklı olan) kara parçaları (kıtalar), üzüm bağları, hububat ekili tarlalar, bir kökten sürgün verip küme halinde ya da tek başına boy veren hurma ağaçları vardır ki (bunların hepsi) de aynı su ile beslenir. Hal böyleyken yine de biz onların bazılarını bazılarına farklı kılmışız. Doğrusu, bütün bunlarda aklını kullanan bir toplum için mutlaka (alınacak) dersler vardır.
Eğer (Allah’ın yarattığı bu harikalara) şaşıyorsanız inkarcıların şu sözlerine de şaşın: “Nasıl yani! Biz toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?” İşte (bunu söyleyenler) Rablerini inkara kalkışan kimselerdir. İşte böyleleri (kıyamet gününde) boyunlarında (kendi davranışlarının bir sonucu olarak) demir halkalar (tasmalar) bulunan kimselerdir. İşte böyleleri yerleşip kalmak üzere ateşe giren kimselerdir!
(Bir de) senden, iyilikten önce, (tehdit edildikleri) kötülüğün (azabın dünyada iken) gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Muhakkak ki senin Rabbin, işledikleri zulümlere rağmen insanlara karşı (her zaman) mağfiret sahibidir. Bununla beraber (unutmayın ki) Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.
İnkarcılar derler ki: “(Mademki Muhammed peygamber olduğunu iddia ediyor) ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” Oysa sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir yol gösterici vardır (sen de onlar gibi bir yol göstericisin).
Her bir dişinin neye gebe olduğunu ve rahimlerin neyi ne kadar erken bırakacağını, neyi ne kadar (olağan süresinden) fazla bekleteceğini bilen Allah’tır. Çünkü (yarattığı) her şey O’nun katında bir ölçüye ve bir amaca bağlı kılınmıştır.
Sizden birinin sözlerini gizlemesiyle onu açığa vurması, geceleyin saklanmasıyla gündüzün dolaşması (bilinmesi bakımından O’nun için) aynıdır.
Rabbinden sana indirilen (vahy)in gerçekten hak olduğunu bilen kimse, (inkar eden) kör kimse gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alırlar.
23-24.(Bu mutlu akıbet,) Adn cennetleridir. Kendileri ile birlikte iyi davranışlı ataları, eşleri ve çocukları bu cennetlere girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerek (şöyle seslenir): “(Allah için dünyanın zorluklarına karşı) sabretmenizden dolayı selam olsun sizlere! (Gördüğünüz gibi geçici dünyanın ardından) gelen sonsuzluk yurdu (olan cennet) ne güzeldir!”
23-24.(Bu mutlu akıbet,) Adn cennetleridir. Kendileri ile birlikte iyi davranışlı ataları, eşleri ve çocukları bu cennetlere girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerek (şöyle seslenir): “(Allah için dünyanın zorluklarına karşı) sabretmenizden dolayı selam olsun sizlere! (Gördüğünüz gibi geçici dünyanın ardından) gelen sonsuzluk yurdu (olan cennet) ne güzeldir!”
Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara vadeliden cennet şöyledir. Oranın altından çeşitli ırmaklar akar, ağaçlarının meyveleri de gölgeleri de süreklidir (mevsim şartlarına bağlı olarak değişmezler). İşte Allah’ın emirlerine uygun olarak yaşayanların varacağı yer böyle olacaktır. İnkarcıların sonu ise cehennem ateşidir.
Onlardan öncekiler de (nebilere) tuzak kurmuşlardı. Halbuki bozulmayan planlar yaparak (kurulan ya da kurulacak olan düzenleri boşa çıkarmak) yalnızca Allah’a aittir. O, herkesin ne yaptığını bilir. İnkarcılar da dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.
Andolsun ki, Musa’yı da: “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (sıkıntılı ve huzurlu) günlerini hatırlat.” diye ayetlerimizle göndermiştik. Elbette bu (gibi hatırlatmaların yapılması)nda çok sabreden ve çok şükreden herkes için (alınacak) dersler vardır.
Resulleri (onlara) dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah(’ın yasaları, adaleti, kudreti) hakkında şüphe mi ediyorsunuz? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi (helak olmaktan kurtarıp) belli bir zamana kadar yaşatmak için (imana) çağırıyor.” Onlar da: “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize (Allah’ın elçileri olduğunuza dair) apaçık bir delil getirin” dediler.
13-14.İnkarcılar, resullerine; “Andolsun ki ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da bizim dinimize (yaşam biçimimize) döneceksiniz” dediler. Rableri de resullere şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz. Ve onlardan sonra o yere sizi yerleştireceğiz. Bu (söz, hesap vermek üzere) benim huzuruma (günahkar olarak) çıkmaktan çekinen ve benim azabımdan sakınan kimseler içindir.”
13-14.İnkarcılar, resullerine; “Andolsun ki ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da bizim dinimize (yaşam biçimimize) döneceksiniz” dediler. Rableri de resullere şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz. Ve onlardan sonra o yere sizi yerleştireceğiz. Bu (söz, hesap vermek üzere) benim huzuruma (günahkar olarak) çıkmaktan çekinen ve benim azabımdan sakınan kimseler içindir.”
Rablerini inkar edenlerin (ve bu küfrü zulümle besleyenlerin) amelleri fırtınalı bir günde şiddetli rüzgarda savrulan küle benzer, yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte koyu bir sapıklığın içinde olmak budur.
19-20.Allah’ın gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmüyor musun? Dilerse sizi giderir, (yerinize) yeni bir topluluk getirir. Ve bu Allah için zor da değildir.
19-20.Allah’ın gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmüyor musun? Dilerse sizi giderir, (yerinize) yeni bir topluluk getirir. Ve bu Allah için zor da değildir.
(Mahşer günü) tüm insanlar Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler, büyüklük taslayanlara: “Şüphesiz biz size uymuştuk. Şimdi siz, Allah’ın bize vereceği azabın herhangi bir bölümünü başımızdan savabilecek misiniz?” diyecekler. Onlar da diyecekler ki: “Eğer Allah bizi doğru yola iletseydi, biz de sizi doğru yola erdirirdik. Şimdi sızlansak da katlansak da değişen bir şey olmayacak. Çünkü kaçıp sığınabileceğimiz bir yer yoktur.”
(Hesap görülüp) iş bitirilince şeytan (cehennem ehline) diyecek ki: “Şüphesiz Allah, gerçek olan (ahireti, dünyada iken) size vaad etmişti. Ben de size (ahiretin olmadığını) vaad etmiştim. Söz verdim ama (gördüğünüz gibi) yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak bir gücüm de yoktu. Ben sizi sadece (isyana ve inkara) çağırdım, (işinize geldiği için) siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Aslında, beni Allah’a ortak tutmanızı (Allah’a inandığınız halde bana kulluk etmenizi) onaylamış da değildim (bu konuda beni bile geçtiniz). Hiç kuşkusuz zalimlere pek de acıklı bir azap vardır.
(Ve) inananlara söyle: Hiçbir pazarlığın, dostluğun, arkadaşlığın olmayacağı o gün gelip çatmadan önce, namaza devamlı ve duyarlı olsunlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli açık versinler.
32-33.Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri hizmetinize veren, nehirleri de (yararlanmanız için) akıtandır. Devamlı olarak yörüngelerinde seyreden güneşi ve ayı sizin emrinize veren, geceyi ve gündüzü de sizin yararınıza sunandır.
32-33.Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri hizmetinize veren, nehirleri de (yararlanmanız için) akıtandır. Devamlı olarak yörüngelerinde seyreden güneşi ve ayı sizin emrinize veren, geceyi ve gündüzü de sizin yararınıza sunandır.
“Rabbim, çünkü onlar (tapınma nesneleri ve müşrikler) insanlardan birçoğunu baştan çıkardılar. Artık bundan böyle kim bana uyarsa o bendendir, kim bana karşı gelirse (o da senin merhametine kalmıştır). Şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.”
“Ey Rabbimiz! Amellerin hesaplanacağı gün beni, anamı, babamı ve mü’minleri bağışla!”
(Ey Resul!) Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onlarla hesaplaşmayı, korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
(O gün onlar) havaya dikilmiş başları ve hiçbir tarafa bakamayan gözleri ile gönülleri bomboş bir şekilde (umutsuzca çağrıldıkları tarafa doğru) koşarlar.
(Bunun içindir ki,) insanları, kendilerine azabın geleceği gün konusunda uyar! O gün, zulmedenler: “Ey Rabbimiz! Bize yakın bir zamana kadar izin ver ki senin çağrına icabet edelim, resullere uyup arkalarından gidelim” diyecekler. (Onlara şöyle denilecek:) “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine dair yemin etmemiş miydiniz?”
O gün, yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve (insanlar) her şeyin üzerinde yegane hakim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.
49-50.O gün, suçluların zincirlerle birbirine bağlanmış olduğunu göreceksin. Onların giysileri katrandan olacak ve yüzlerini ateş bürüyecektir.
49-50.O gün, suçluların zincirlerle birbirine bağlanmış olduğunu göreceksin. Onların giysileri katrandan olacak ve yüzlerini ateş bürüyecektir.
Bu (Kur’an) tüm insanlara yönelik bir çağrıdır/tebliğdir. Artık (zalimler) onunla uyarılsın, herkes Allah’ın tek olduğunu öğrensin, aklı ve vicdanı temiz olan kimseler onun ibret derslerinden öğüt alsın!
(Kıyamet günü) inkarcılar, keşke (dünya hayatındayken) Müslüman olsaydık diyecekler.
(Şimdi) kendi hallerine bırak onları, yesinler, geçici hazlarla avunsunlar, ihtiraslarıyla oyalansınlar; nasıl olsa günü gelince (neyin doğru, neyin yanlış olduğunu) öğrenecekler (ama iş işten geçmiş olacak).
Böylece biz, (mesajımızdan yana bu alaycı tutumu) o günaha gömülüp gitmiş olan kimselerin kalplerine sokarız.
Ancak (göğün sırlarını çalmak için) dinleme hırsızlığına yeltenen biri olursa onu (akıp yakan) parlak ışıklı bir alev kovalar.
Ve bil ki, hesap gününe kadar lanetim üzerinde olacak!”
İblis: “Ey Rabbim, o halde insanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana yaşama süresi tanı” dedi.
37-38.(Allah) buyurdu ki: “Öyleyse, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen (kıyamet) gün (ün)e kadar mühlet verilenlerdensin.”
37-38.(Allah) buyurdu ki: “Öyleyse, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen (kıyamet) gün (ün)e kadar mühlet verilenlerdensin.”
O (cehennem)in yedi kapısı/tabakası vardır. Onlardan her bir tabakasında da o (şeytana uyanlardan günahlarına göre) yerleştirilmiş gruplar vardır.
(Bununla beraber kullarıma) azabımın da çok acıklı bir azap olduğunu bildir.
(İbrahim onların melek olduğunu anlayınca:) “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” diye sordu.
Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Sizden hiç kimse arkasına bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) gidin.”
Ve derken güneşin doğuşu sırasında, onları korkunç bir ses yakalayıverdi.
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri, gerçek bir gaye ve hikmetle yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. O halde onların küstahlıklarını soylu bir umursamazlıkla karşıla!
Onlar ki, Allah’la beraber başka tanrısal güçlerin de varlığını benimsiyorlar. (Gerçeğin ne olduğunu) yakında bilecekler.
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını işleten bir toplum için deliller vardır.
Onlara: “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda “Eskilerin masallarını” derler.
Böylece kıyamet günü hem kendi günahlarını tümü ile hem de bilgisizce sapıklığa sürükledikleri kimselerin günahlarının bir bölümünü yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri şey ne kötüdür!
Sonra, kıyamet günü (Allah) onları rezil edecek ve diyecek ki: “Kendileri için (inanan kullarımla) kavga çıkarıp ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?” (Kendilerine) ilim verilen (mü’min)ler de şöyle diyecekler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük inkarcıların üzerinedir.”
(Allah’a karşı gelerek işledikleri günahlar yüzünden) kendilerine zulmederken (ansızın) meleklerin canlarını aldıkları inkarcılar: “Biz hiçbir kötülük yapmamıştık” diyerek (ölüm meleklerine) kolayca teslim olurlar. Hayır, öyle değil. Allah sizin neler yaptıklarınızı çok iyi bilmektedir.
Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” diye sorulduğunda: “İyilik indirdi” derler. Bu dünyada, iyi davrananlar iyilik görürler. Ahiret ise onlar için daha hayırlıdır. Allah’ın emirlerine uyanların yurdu gerçekten de ne güzeldir.
Onların girecekleri yer, altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada diledikleri her şey kendilerine verilir. İşte Allah emirlerine uygun yaşayanları böyle ödüllendirir.
Bunlar, meleklerin iyi insanlar olarak canlarını aldıkları kimselerdir. (Melekler onlara:) “Selam üzerinize olsun, yapmış olduğunuz iyiliklerin karşılığı olarak cennete giriniz” derler.
Andolsun ki biz her topluma: “(Yalnızca) Allah’a kulluk edin, tağûta (şirk ve zulüm sistemini kurumsallaştırmaya çalışan zalim ve inkarcılara) kulluk etmekten sakının” diyen bir elçi gönderdik. (Onların) kimini Allah (iyi niyet ve gayretlerine göre) doğru yola iletti, kimi de (inatları yüzünden) sapıklığı hak etti. Yeryüzünde geziniz de (ayetlerimizi) yalanlayanların sonunun ne olduğunu görünüz!
Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a Andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
Onlar, hoşlanmadıklarını Allah’a mal ederler. Dilleri de güzel şeylerin kendilerinde olduğunu yalan yere söyler durur. Oysa hiç kuşku yok ki onların yeri cehennemdir, oraya en önde gireceklerdir.
Allah’a Andolsun ki, senden önce de çeşitli ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan onlara yaptıkları kötülükleri güzel gösterdi. O, bugün de onların (inkarcıların) dostudur. Onlar için acıklı bir azap vardır.
Ve sizi Allah yarattı, günü gelince de (yine sizi O) öldürecek. Ve içinizden kimilerinin ömrü uzatılır da kişi vaktiyle bildiklerinin hiçbirini bilmez olur. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.
Onlar gök boşluğunda, süzülen kuşları görmüyorlar mı? Onları dengede tutan Allah’tan başkası değildir. Bu olayda inanacak bir toplum için nice ibretler vardır.
Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Yine sizin için hayvanların derilerinden gerek göç günlerinizde gerekse beldelerinizde oturduğunuz günlerde kolayca taşıyabileceğiniz evler (çadırlar); yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından yaşama sürenizin bitimine kadar yararlanabileceğiniz çeşitli giyim ve kullanım eşyası yapmanızı sağladı.
O gün (kıyamette) her ümmetten bir şahit getiririz. Sonra inkar edenlere ne izin verilir ne de özür dilemelerine imkan sağlanır.
(Böylelikle) onlar o gün tamamıyla Allah’a teslim olacak ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolacaktır.
İnkar eden ve (insanları) Allah’ın yolundan (İslam’dan) alıkoyanların, bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.
O gün (kıyamette) her ümmete kendilerinden bir şahit (peygamber) göndeririz ve seni de (Ey Muhammed!) bu (mesajın muhatabı olan) insanlar üzerine şahit olarak getiririz. Sana bu kitabı her şeyi açıklamak için bir doğru yol rehberi, bir rahmet kaynağı ve Allah’a yürekten teslim olanlara bir müjde olarak indirdik.
Taraflardan biri diğerinden daha kalabalık, daha güçlüdür diye yeminlerinizi birbirinize karşı hile aracı olarak kullanmayın! Böylece eğirdiği yünü sağlam iplik haline getirdikten sonra çözüp bozan kadın gibi olmayın! Allah sizi bu yolla sınavdan geçiriyor. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.
Erkek olsun kadın olsun her kim (Allah’a ve ahiret gününe) inanmış olarak faydalı bir iş yaparsa, ona (hem dünyada hem de ahirette) mutlu ve huzurlu bir hayat yaşatacağız. Böylelerini, yaptıkları işlerin en güzeli neyse, ona göre ödüllendireceğiz.
Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!
O gün (kıyamette/mahşerde) herkes kendi başının çaresine bakacak, herkese yaptığının karşılığı tam olarak ödenecek ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
Cumartesi (tatili), ancak (İbadetle emrolundukları Cuma’ya itiraz edip) bu konuda anlaşmazlığa düşen (Yahudiler) için farz kılındı. Elbette Rabbin, onların ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında kıyamet günü, aralarında hükmünü verecektir.
Biz İsrailoğullarına kitapta (Tevrat’ta) hükmettik ki: “Muhakkak ki siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracak ve küstahça böbürlenip azgınlık yapacaksınız!”
Nihayet bu iki bozgunculuktan birincisinin vakti gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan bazı kullarımızdan gönderdik. Onlar (sizi yakalamak için) evlerinizin arasına kadar sokuldular. (Bu,) yerine getirilmesi gereken bir vaad idi.
(Tevbe ederseniz) umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (sizi cezalandırmaya) döneriz. Biz, cehennemi inkarcılar için bir zindan kıldık.
Gerçekten bu Kur’an (insanları) en doğru yola götürür, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan mü’minler için büyük mükafat olduğunu müjdeler.
Biz gece ile gündüzü varlığımızın ve yetkin gücümüzün iki somut göstergesi olarak yarattık. Sonra Rabbinizin lütfu peşinde koşasınız ve yılların sayısı ile takvim hesabını bilesiniz diye geceyi karartarak gündüzü aydınlık yaptık. İşte biz her şeyi ayrıntılı biçimde anlattık.
Her insanın kuşunu kendi boynuna bağladık (yaptıklarını kaydeden sabit diskini boynuna taktık). Kıyamet günü herkes için onu, (önünde) açılmış olarak (dünyada yaptıklarını) bulacağı bir kitap (hayat filmi) halinde çıkaracağız.
(Ve o gün ona şöyle diyeceğiz:) “(Şimdi) oku sicilini (seyret yaşadıklarını). (Çünkü) bugün kendi hesabını kendin görecek durumdasın!”
Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa yine kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkar bir başkasının suç (ve günah) yükünü yüklenmez (ve onunla yargılanarak azap görmez). Ve biz, (uyarıcı olarak) bir resul göndermeden (günahları sebebiyle hiçbir kimseye ve hiçbir topluma) azap etmeyiz.
Biz bir toplumu (yaptıkları yüzünden) helak etmek istediğimizde, o toplumun servet ve nimetle şımarmış seçkinlerini yöneticiler yaparız da onlar orada bozgunculuk çıkarırlar. Böylece o toplum cezayı hak eder, bunun ardında biz de orayı yerle bir ederiz.
Biz Nuh’tan sonra gelen nice nesilleri (yaptıkları kötülükler yüzünden) helak ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilen ve gören olarak Rabbin yeter.
Kim geçici dünyanın mutluluğunu isterse dilediğimiz kimselere orada dilediğimiz kadar nimet veririz. Fakat (dünyalık nimetlerle şımararak yaptığı kötülüklere karşılık) sonra onu cehenneme yollarız, o da horlanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak oraya girer.
Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme! Sonuna kadar açıp büsbütün varını yoğunu da ortaya koyma! Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.
Fakirlik korkusu ile çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da size de rızkı biz veririz. Kuşkusuz onları öldürmek büyük bir günahtır/suçtur.
Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın ve doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.
Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (o peşine düştüğün şeyden) sorumlu tutulacaktır.
Bunlar, Rabbinin sana, doğrunun ve eğrinin ne olduğuna dair vahiy (yoluyla) bildirdiği hikmetlerdendir. Allah ile birlikte başka ilah edinme! Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
Kur’an okuduğun zaman, (hakkı anlamaya niyetli olmadıkları için) seninle ahirete inanmayanların arasına (gözle) görünmeyen (manevi) bir perde çekeriz.
Onların kalplerini (kötü niyetlerinden dolayı) onu anlamalarına mani olacak şekilde bir kılıfla kaplarız ve kulaklarının işitme yeteneğini zayıflatırız. Bu yüzden, Kur’an okurken ne zaman Rabbinin tek bir ilah olduğundan söz etsen nefretle arkalarını dönüp giderler.
O gün (Allah) sizi çağıracak ve siz de O’nun çağrısına saygıyla uyacaksınız ve (dünyada) çok az bir süre kalmış olduğunuzu sanacaksınız.
(Yoldan çıkmış) ne kadar millet/toplum varsa hepsini kıyamet gününden önce (günahkarca gidişinden ötürü) ya ortadan kaldıracağız ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. Bu hüküm, varlık kanunlarının kaydedildiği kitapta evrensel bir yasa olarak yazılmıştır.
İblis dedi ki: “Şu benden üstün kıldığına da bir bak. Yemin ederim ki, eğer bana kıyamet gününe kadar mühlet verirsen, onun soyunu, pek az bir bölümü dışında, kontrolüm altına alacağım.”
Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır (size yardım edecek). Fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür.
Andolsun ki biz, Ademoğlunu (pek çok meziyetlerle donatarak) üstün konuma getirdik. Ona karada ve denizde (çeşitli araçlarla yolculuk yapma imkanı) bahşettik. Onu tertemiz besinlerle rızıklandırdık ve onu yarattığımız akıllı varlıkların pek çoğundan üstün kıldık.
Biz o gün bütün insanları önderleri ile birlikte (huzurumuza) çağıracağız. Kimin kitabı (Sabit Diski) sağ taraftan verilirse, onlar kitaplarını sevinerek okurlar (seyrederler) ve zerre kadar haksızlığa uğramazlar.
Güneşin (tepe noktasına gelip batıya doğru) kaymasından, gecenin kararmasına kadar (belli vakitlerde) gereği gibi namazı ikame et. Bir de şafak ışığının toplandığı vakitte sabah (namazı) okuyuşunu, unutma ki sabah okuyuşu, (insanı her tür manevi) algıya açık hale getirir.
De ki: “Herkes kendi varlık yapısına/kabiliyetine/istidadına/mizacına göre iş yapar. Şu halde içinizden kimlerin en doğru yolda olduğunu bilen (ve hangi yolun izlenmesi gerektiğine karar veren) Rabbinizdir.”
Allah (niyet ve eylemlerine göre) kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de (yaptıkları yüzünden) sapıklıkta bırakırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü dirilteceğiz. (Onların) varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi dindikçe, onlar için çılgın ateşi canlandıracağız.
Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın onları kendi sûretleri (eşkalleri) üzere yeniden yaratacak güce sahip olduğunu ve onları yeniden diriltmek için bir gün sona ereceğinde kuşku bulunmayan bir süre koyduğunu kavrayamıyorlar mı? Ama zalimler inkarcılıktan başkasını kabullenmez.
(Musa Firavuna dedi ki:) “Bu mucizelerin, göklerin ve yerin Rabbi tarafından gönderildiğini kesin olarak biliyorsun. Ey Firavun! Ben de senin kesinlikle bütünüyle ziyan içinde olduğunu biliyorum!”.
Arkasından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret günü gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.”
De ki: “Ona ister inanın ister inanmayın (bu tutumunuz, Kur’an’ın hak kitap olduğunu değiştirmez). Şu bir gerçektir ki (bu Kur’an’ı tanımadan) daha önce kendilerine ilim verilmiş olan (dürüst ve erdemli Yahudi ve Hıristiyan)lara Kur’an (ayetleri) okunduğu zaman derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.
İnsanların hangisinin eylem bakımından daha güzel olduğunu tespit edelim diye, yeryüzünde olan şeyleri, ona süs yaptık.
(Eğer orada olsaydın) görecektin ki, doğan güneş mağaralarının sağına sapıyor, batan güneş ise sol tarafa kayıyordu. Böylece mağara tabanının geniş bir alanına dağılmış olarak uyudukları halde güneşten rahatsız olmuyorlardı. Bu olay, Allah’ın mucizelerinden biridir. Allah kimi (iyi niyetinden dolayı) doğru yola iletirse, o doğru yolu bulur. O kimi de (kötü niyet ve eyleminden dolayı) sapıklıkta bırakırsa, artık onun için asla yol gösteren bir dost bulamazsın.
Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar (ve diğer insanlara ibret olsunlar) diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi(n bulunduğunuz yer)i hiç kimseye sezdirmesin.”
Böylece, (insanları) onların durumundan haberdar ettik ki Allah’ın (insanları yeniden yaratacağı) sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilmeyeceğini bilsinler. (Fakat onlar meseleyi böyle ele alacakları yerde) kendi aralarında o (mağarada uyuyanların) durumunu tartışmaya başladılar. Bazıları: “Onların üzerine (hatırasına) bir bina (anıt) yapın. Çünkü (onların durumunu biz bilemeyiz) Rableri onları daha iyi bilir” dediler. Fakat görüşleri ağır basanlar ise: “Mutlaka onların üstüne (hatırasına) bir mescid yapacağız” dediler (ve mağaranın kapısının önünde bir mescid yaptılar).
(Bunun yerine:) “İnşaallah (ancak Allah dilerse yapacağım de). Böyle (İnşaallah) demeyi unuttuğunda ise Rabbini an ve: “Umarım ki, Rabbim beni şimdikinden daha doğru davranışa muvaffak kılar” de.
Ve Rablerinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O’na dua eden (mazlum, dışlanmış, ezilmiş, fakir ve fakat erdemli kimse)lerle beraber sen de candan sabret ve dünya hayatının cazibesine kapılıp da sakın gözlerini onların üzerinden ayırma! (İyi ve güzel olanı terk ederek yalnızca) bencil arzularının peşine düştüğü için kalbini zikrimize karşı duyarsız kıldığımız, işinde aşırı giden kimseye uyma!
(Böylece zenginliğiyle övünen ve küstahça davranışıyla) kendisine zulmeden bu kişi bağına girdi ve dedi ki: “Bu bahçenin bir gün yok olacağını asla düşünmüyorum!”
Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: “Seni (insanı önce) topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da (aşamadan aşamaya geçirerek) seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir insan şeklinde düzenleyene nankörlük mü ediyorsun?”
O gün dağları (yerlerinden) yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak ve dümdüz göreceksin. Tek bir kişiyi göz ardı etmeksizin tüm insanları (mahşerde) toplayacağız.
(O gün) sıralar halinde hepsi Rablerinin huzuruna çıkarılacaklar. Onlara: “Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi (şimdi de çırılçıplak olarak, hiçbir şeyiniz olmaksızın) bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız değil mi” denecek.
Ve o gün (Allah müşriklere): “(Şimdi) çağırın bakalım, benim ortaklarım olduğunu sandığınız varlıkları!” diyecek. Bunun üzerine onları çağıracaklar, ama berikiler (çağrılanlar) onlara bir karşılık vermeyecek. Çünkü onlarla ötekiler arasına aşılmaz bir uçurum koyacağız.
O gün suçlular cehennem ateşini görünce oraya atılacaklarını anlayacaklar, (Kurtulmak için çırpınacaklar) ama oradan dönüp gidecek başka bir yer de bulamayacaklar.
Kendilerine doğru yolu gösteren (peygamber ve Kur’an) geldiği halde insanları, iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, ancak (onların) önceki (günahkar) toplumlara uygulanan sürecin (bela ve musibetlerin) kendilerine de uygulanmasını ya da (nihai) azabın ahirette başlarına gelmesini beklemeleridir.
Ama senin Rabbin, (her şeye rağmen) çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi (imana gelirler diye onlara mühlet veriyor). Ama onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) o (Allah’ın azabı)ndan kaçıp sığınacak bir yer bulamayacaklardır.
(İki denizin birleştiği yeri) geçtiklerinde (Musa,) genç arkadaşına: “Azığımızı getir bakalım, gerçekten bu yolculuğumuzda çok yorgun düştük” dedi.
80-81.“Oğlan çocuğa gelince; onun anne ve babası mü’min kimselerdi. (Bu çocuğun) onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Ve böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
80-81.“Oğlan çocuğa gelince; onun anne ve babası mü’min kimselerdi. (Bu çocuğun) onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Ve böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
Nihayet güneşin battığı yere (Batıda varabileceği en uzak noktaya) varınca güneşi adeta kara bir balçıkta suya batar (gibi) buldu. Ve orada (kötülüğün her çeşidini işleyen) bir kavme rastladı. Ona: “Ey Zülkarneyn! Ya (hakka karşı direndikleri için onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
89-90.(Zülkarneyn) sonra (Doğu’ya doğru) bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere (Doğuda varabileceği en uzak noktaya) vardığı zaman, kendilerine güneşe karşı hiçbir örtü kılmadığımız bir toplumun üzerine güneşin doğduğunu gördü.
89-90.(Zülkarneyn) sonra (Doğu’ya doğru) bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere (Doğuda varabileceği en uzak noktaya) vardığı zaman, kendilerine güneşe karşı hiçbir örtü kılmadığımız bir toplumun üzerine güneşin doğduğunu gördü.
İşte (Zülkarneyn ’in) kudret ve saltanatı böyleydi. Andolsun biz, Zülkarneyn ’in maddi ve manevi yönden nelere sahip olduğunu biliyorduk.
Onlar (Tercümanları aracılığıyla): “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cûc bu ülkede bozgunculuk yapıyor. Sana bir miktar vergi versek, karşılığında onlar ile aramızda bir set (engel) yapar mısın?” dediler.
O (birinci kez sûra üflenmesiyle kıyametin koptuğu) gün biz onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. (İkinci kez yeniden yaratılış için) sûra üflenince hepsini bir araya toplarız.
100-101.O gün cehennemi, hakikati görmek hususunda gözleri perdeli olan, (Kur’an’ı) dinlemeye tahammül edemeyen inkarcıların karşısına dikeceğiz.
100-101.O gün cehennemi, hakikati görmek hususunda gözleri perdeli olan, (Kur’an’ı) dinlemeye tahammül edemeyen inkarcıların karşısına dikeceğiz.
Onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’nun huzuruna çıkacaklarını inkar edenlerdir. Bu yüzden onların iyi işleri geçersiz olmuştur. Kıyamet günü onların yaptıklarını tartıya (bile) almayız, kendilerine değer vermeyiz.
(Zekeriya:) “Ya Rabbi, bunun için bana bir belirti göster” dedi. (Allah:) “Bunun belirtisi, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır (dilinin tutulmasıdır)” buyurdu.
Bunun içindir ki, doğduğu gün de öldüğü gün de (Allah’ın) selamı onun üzerindeydi ve diriltileceği gün de (aynen öyle olacaktır)!
Komşuları ile arasına bir perde germişti. Bu sırada ona vahiy meleğimizi (Cebrail’i) göndermiştik de (o) ona düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
(Meryem onu görünce:) “Senden, O kuşatıcı rahmet ve esirgeme sahibine sığınırım! Eğer günahtan sakınan bir kimse isen (bana yaklaşma!)” dedi.
“Haydi, hurmanın dalını kendine doğru çekerek silkele de üzerine olgun ve taze hurmalar dökülsün.”
“Ye, iç, gözün aydın (gönlün rahat) olsun! Ve eğer insanlardan herhangi birini görürsen ona (beden dilini kullanarak) de ki: “Ben Rahman (olan Allah) için (susma) orucu adadım, bu yüzden bugün insanlardan hiç kimseyle konuşmayacağım.”
Bir süre sonra bebeğini kucağına alıp yakınlarının yanına döndü. (Bebekle döndüğünü gören yakınları) dediler ki: “Ey Meryem, sen çok utandırıcı bir suç işledin.”
“Bunun için doğduğum gün selam benim üzerimdeydi, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün (Allah’ın selamı yine benimle olacaktır).”
Çeşitli gruplara ayrılan insanlar, kendi aralarında görüş ayrılığına düştüler. Artık gerçeğin meydana çıkacağı o mühim günün duruşmasında vay o inkarcıların başına geleceklere!
Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyacaklar ve ne iyi görecekler (bir bilsen)! Fakat o zalimler (buna rağmen) bugün (hala) apaçık sapıklık içindedirler.
(Ey Muhammed!) İman etmemekte ısrar eden ve gaflet içinde bulunan bu insanları hükmün verileceği o pişmanlık gününe karşı (şimdiden) uyar!
Sonra her (günahkar) topluluktan, rahmeti bol olan Allah’a baş kaldırmada ileri giden küstahları ayıracağız.
Sonra da (günahları olduğu halde) Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız. Zalimleri ise diz üstü çökmüş halde cehennemde bırakırız.
Görmüyor musun ki biz inkarcılara (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) şeytanları musallat ediyoruz, (onlar da günaha ve azgınlığa teşvik ederek) onları oynatıp duruyorlar.
(Ey Resul!) Şu halde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme! Biz onların günlerini aksatmadan sayıyoruz.
O gün kötülükten sakınanları seçkin konuklara yaraşır bir saygınlıkla, Rahman’ın huzurunda bir araya getireceğiz.
Onların hepsi kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.
Dilimin bağını (düğümünü) çöz (dilimdeki anlatım zorluğunu gider)!
“Hani bir vakit (sen doğduğunda) annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik.
“Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidip de onlara: “Ona bakabilecek birini size göstereyim mi?’ demişti. Böylece seni yeniden annene kavuşturmuştuk ki onun yüzü gülsün ve (artık o) üzülmesin. Ve (büyüyüp belli bir yaşa vardığın zaman) birini (kazaen) öldürmüştün. Fakat biz seni (bu yüzden içine gömüldüğün) tasadan kurtarmış ve seni çeşitli imtihanlardan geçirmiştik. (Bu olaydan) sonra yıllarca Medyen halkı arasında yaşadın ve sonunda, (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tur’a) geldin ey Musa.
(Musa:) “Bizim Rabbimiz, her varlığı (kendi yaratılışındaki amaç ve hikmete) uygun niteliklerle donatarak yaratan, sonra da bu varlıkları nitelikleri doğrultusunda yönlendiren Allah’tır” dedi.
O halde biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.”
Musa: “Buluşma zamanı (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti olsun” dedi.
Öyleyse hünerlerinizi bir araya getirin, sonra gruplar halinde buluşma yerine gelin. Bugün üstün gelen kazanmıştır.”
Firavun: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha! O size büyücülüğü öğreten elebaşınızdır. Andolsun ki, bana karşı gelip döneklik yapmanız yüzünden işlerinizi/yetkilerinizi ellerinizden alacağım, özgürlüğünüzü kısıtlayıp sizi tutuklayacağım ve (sonra da) hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu öğreneceksiniz” dedi.
“Biz Rabbimize inandık. O, bize zorla yaptırdığın sihirlerden dolayı işlediğimiz günahlarımızı ve hatalarımızı bağışlayacaktır. Allah’ın ödülü, herkesinkinden daha üstün ve daha kalıcıdır” dediler.
Şüphesiz, her kim (hesap gününde) Rabbine suçlu olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de yaşar.
İçlerinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (iyi işler yaparak Allah’ın huzuruna gelenlerindir). İşte bu, günahlardan arınmış olanların mükafatıdır.
Bunun üzerine Musa kavminin yanına öfkeli ve üzgün olarak döndü. Onlara dedi ki: “Ey kavmim! Rabbiniz size (Tevhid inancından sapmadığınız müddetçe size her türlü nimeti bahşedeceğine dair) güzel bir vaatte bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz ki bana verdiğiniz sözden caydınız?”
Samiri, o erimiş altınlardan böğüren bir buzağı heykeli yaparak İsrailoğullarının önlerine çıkardı. Onlar da birbirlerine: “İşte sizin ve Musa’nın ilahı budur, fakat Musa (Rabbinin burada olduğunu) unuttu” dediler.
(Ve Musa Tûr Dağından döndüğünde kardeşine:) “Ey Harun! Bunların yoldan çıktığını gördüğün halde (bunları engellemek konusunda), seni tutan ne oldu?
Musa: “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) ’bana dokunmayın, benden uzak durun!’ diyeceksin, yalnız yaşamaya mahkûm olacaksın. Ayrıca senin asla kurtulamayacağın bir ceza günü var. Şimdi tapınıp durduğun tanrına bak! Biz onu yakacağız, sonra da ufalayıp denize savuracağız” dedi.
Kim bundan yüz çevirirse, hiç şüphesiz kıyamet günü o, ağır bir günah yüklenerek gelecektir.
Onlar o yükün altında (azabı içinde) ebedi olarak kalacaklardır. Kıyamet günü bu yük, onlar için ne ağır bir yük olacak!
(İkinci kez) Sur’a üflendiği (ve yeniden diriliş gerçekleştiği) o gün günahkarları korkudan ağarmış gözlerle bir araya toplayacağız.
Kendi aralarında: “Siz (dünyada) on (gün) den fazla kalmadınız (değil mi)?” diye gizli gizli fısıldaşacaklar.
Aralarındaki konuşmaları biz herkesten daha iyi biliriz. O vakit içlerinden en aklı başında olanları ise: “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecekler.
(Ey Resul!) Sana dağların durumunu soruyorlar. De ki: “Rabbim onları (kıyamet günü) toz edip savuracak.
O gün (herkes), kendisinden kaçış imkanı olmayan bir davetçinin peşinden gider ve tüm sesler o sınırsız rahmet sahibinin huzurunda (hüküm vermesi için) kısılacaktır. Öyle ki (soluk alışveriş seslerinin birbirine karıştığı) boğuk bir uğultudan başka bir şey duymayacaksın!
O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse(ler)den başkasına şefaat fayda vermez.
(O gün) bütün yüzler, diri ve hayatın ve hakimiyetin tam sahibi olan Allah’a boyun eğecektir. Zulüm yüklenerek gelen gerçekten perişan olacaktır.
117-118-119.Biz de Adem’e şöyle demiştik: “Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra (dünya hayatına dönerek) mutsuz olursun. Çünkü burada (cennette) senin için aç kalmak, çıplak kalmak yoktur. Ve sen burada susamazsın, güneşin harareti de dokunmaz sana.
117-118-119.Biz de Adem’e şöyle demiştik: “Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra (dünya hayatına dönerek) mutsuz olursun. Çünkü burada (cennette) senin için aç kalmak, çıplak kalmak yoktur. Ve sen burada susamazsın, güneşin harareti de dokunmaz sana.
117-118-119.Biz de Adem’e şöyle demiştik: “Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra (dünya hayatına dönerek) mutsuz olursun. Çünkü burada (cennette) senin için aç kalmak, çıplak kalmak yoktur. Ve sen burada susamazsın, güneşin harareti de dokunmaz sana.
“Kim de benim zikrimden yüz çevirirse (fıtratından uzaklaşırsa), artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak diriltiriz.”
(Allah da:) “Evet öyle. Ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun ve bugün de sen unutuldun!” buyurur.
Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helak etmiş olmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onlardan kalan tarihi kalıntılar üzerinde gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda aklıselim sahipleri için ibretler vardır.
(Ey Resul!) O halde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini övgüyle tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki ilahi hoşnutluğa, esenliğe eresin.
(İnkar edenler:) “(Muhammed) Rabbinden bize bir mucize getirmeli değil miydi?” dediler. İyi de daha önceki kitapların içeriğinde (bu ilahi mesajın doğruluğunu gösteren) deliller kendilerine ulaşmadı mı?
De ki: “Herkes beklemektedir; siz de bekleyin bakalım. Yakında doğru yolu seçenlerin kimler olduğunu ve (bu tercih sonucunda Allah’ın) kimleri doğru yola yönelttiğini öğreneceksiniz!”
Andolsun ki, biz, içinde (ihtiyaç duyduğunuz ilahi öğretileri barındıran), size şeref ve itibar kazandıran bir kitap indirdik. Hala aklınızı kullan(arak ondan yararlan)mayacak mısınız?
Hiç ara vermeksizin gece gündüz O’nu tesbih ederler (O’nun verdiği vazifeyi icra ederler).
(Bu gerçeğe rağmen) onlar yine de düzmece tanrılar mı ediniyorlar? Onlara de ki: “Bu konudaki delilinizi ortaya koyun! Bu kitap, gerek benimle birlikteki inananlara yönelik öğretileri ve gerekse benden önceki resullere ilişkin bilgileri içeriyor.” Hayır, onların çoğu gerçeğin ne olduğunu bilmeksizin ona sırt çeviriyorlar.
İnkarcılar, göklerin ve yerin (başlangıçta bir madde halinde) tek bir bütün olduğunu ve bizim sonradan onu (büyük bir patlama ile) ikiye ayırdığımızı ve yaşayan her şeyi sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Hala inanmayacaklar mı?
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. (Onların) her biri bir yörüngede yüzmektedir.
İnkarcılar, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları, kimseden de bir yardım bulamayacakları o günü keşke bilselerdi (de bu yaptıklarından vazgeçselerdi)!
De ki: “Gece ve gündüz sizi Rahman’dan (bütün yaratılmış alemin tek ve biricik koruyucusu olan Allah’ın azabından) kim koruyabilir?” Buna rağmen onlar, yine de Rablerinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çeviriyorlar.
Kıyamet günü (öyle) doğru, (öyle hassas) teraziler kuracağız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmayacak. Bir hardal tanesi kadar bile olsa her şeyi tartıya sokacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
O (Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşaya)nlar, algı ve tasavvurlarının ötesinde olmasına rağmen Rablerin(in azabın)dan korkarlar. Onlar kıyamet gününden de ürperirler.
Andolsun ki, biz daha önce İbrahim’e de rüştü (doğru yolu bulma yeteneğini) vermiştik. Zaten biz onu(n nebiliğe ehil olduğunu) daha baştan biliyorduk.
Hani o, babasına ve kavmine: “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti.
(Diriliş gününün uyandıracağı) o benzeri olmayan büyük dehşet bile onları kaygılandırmayacak. Çünkü melekler böylelerini: “Size vaadedilen (mutlu) gün işte bugündür!” sözleriyle karşılayacaktır.
O gün göğü kitabın sayfalarını dürer gibi düreceğiz. (Sonra) ilkin başlayıp yarattığımız gibi, yeniden yaratacağız ki, bu bizim için verilmiş bir sözdür. Biz (bunu) mutlaka yapacağız.
Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Size (her şeyi) yeterli ölçüde bildirdim. Size söz verilen şeyin (hesap gününün) yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilemem.”
“Bilmiyorum! Belki bu (hesap gününün gecikmesi) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”
Onu göreceğiniz gün, her emzikli (kadın) emzirmekte olduğu bebeğini unutur ve her hamile (kadın) karnındaki bebeğini düşürür. (O gün) insanları sarhoş (gibi) görürsün; halbuki onlar sarhoş değillerdir. Lakin Allah’ın azabı(ndaki dehşet akıllarını başlarından alacak kadar) çok şiddetlidir.
Ve kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, (o gün) kabirlerde olan kimseleri diriltecektir.
(İnsanları) Allah yolundan saptırmak için (Hakka sırt çevirerek) renkten renge girer. Ona dünya hayatında rezillik vardır. Kıyamet günü de ona (cehennemin) can yakıcı azabını tattıracağız.
(Kıyamet günü ona şöyle denir:) “Bu senin kendi elinle önceden hazırladığın şeydir. Çünkü Allah kullarına asla en küçük bir haksızlık yapmaz (suçsuz yere onları cezalandırmaz).”
İman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir!
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’ın emrine amade olurlar. (Ancak insanlardan) birçoğunun üzerinde (yaptıkları yüzünden) azap hak olmuştur. Allah kimi (yaptıkları yüzünden) aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Hiç şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
27-28.(Ey Resul!) İnsanlara haccı ilan et (onları hacca çağır). Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşmak için hızlı yol alma yeteneğine sahip ulaşım araçlarına binerek senin çağrına gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı yararlara şahit olsunlar. Bir de belirli günlerde kendilerine verdiğimiz hayvanlardan Allah’ın adını anarak kurban kessinler. Bu kurbanlardan yiyiniz, yoksullara da yediriniz!”
27-28.(Ey Resul!) İnsanlara haccı ilan et (onları hacca çağır). Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşmak için hızlı yol alma yeteneğine sahip ulaşım araçlarına binerek senin çağrına gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı yararlara şahit olsunlar. Bir de belirli günlerde kendilerine verdiğimiz hayvanlardan Allah’ın adını anarak kurban kessinler. Bu kurbanlardan yiyiniz, yoksullara da yediriniz!”
O (mü’min) kimseler, yalnızca: “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edildiler. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmıyla bir kısmını defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, Allah’ın isminin çokça anıldığı nice manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah (her şeyi hükmü altında tutacak kadar) kuvvetlidir, her şeye galiptir.
Bir de kalkmış, (inanmadıkları için) azabın bir an önce gelmesi için seni sıkıştırıyorlar. Allah asla vaadinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
Bir de kendilerine ilim verilenler, onun (Kur’an’ın), Rabbinden gelen bir hak olduğunu bilip ona inansın ve böylece kalpleri ona saygı duysun diye (Allah böyle yapar). Hiç şüphe yok ki Allah, inananları doğru yola iletir.
İnkar edenler ise, kendilerine ansızın o saat (ölüm ya da kıyamet) gelinceye yahut (bütün ümitlerin boş olduğu) kısır bir günün azabı onlara yetişinceye kadar, ondan (Kur’an’dan) yana kuşku içinde olmaya devam edecekler.
İşte o gün, (insanların iradeleri bütünüyle ellerinden alınacak) hükümranlık bütünüyle Allah’ın elinde olacaktır. O, (bütün insanları) yargılayacak ve aralarındaki farkı ortaya koyacaktır. İman ettikten sonra dürüst ve erdemli davrananlar kendilerini nimetlerle dolu cennetlerde bulacaktır.
Zira Allah (öylesine sınırsız kudret sahibidir ki,) gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, geceyi kısaltarak gündüzü uzatır. Muhakkak Allah olup biten her şeyi işiten ve görendir.
Allah’ın gökten su indirmesiyle yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmüyor musun? Allah, çok lütufkardır, her şeyden haberdardır.
Allah, ihtilafa düştüğünüz şeylerde kıyamet günü aranızda hükmedecektir.
Sonra siz, kıyamet gününde muhakkak (tekrar) diriltileceksiniz.
İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir (tevhid dini, bütün nebilerde tek bir dindir). Öyle ise emirlerime uygun yaşayıp azabımdan sakının!
(Din ve inanç birliğini bozanlara gelince,) onların kalpleri bu (ilahi kayıt işlemine karşı) bütünüyle ciddi bir aymazlık içindedir! Onların bozgunculuktan başka (daha kötü) eylemlere kalkışma (eğilimleri) de vardır ve onlar bu tür eylemlere devam edip gideceklerdir.
Boşuna feryat edip durmayın bugün! Zira bizden yardım görmeyeceksiniz.
Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz (onları kabulden yüz çeviriyordunuz).
O, yaşatandır, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek (sopa) vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın hükmünü uygulamada acıma hissi sakın sizi etkisi altına (alarak bu cezayı uygulamadan) alıkoymasın. Onların cezalandırılmalarında mü’minlerden bir grup da şahit olsunlar (ki bu uygulamanın bir de caydırıcılığı olsun)!
8-9.Kadının da kocasının gerçekten yalancı olduğuna dair Allah’ı şahit tutarak dört defa yemin etmesi, kendisinden cezayı kaldırır. Beşinci defada kocasının söylediğinin doğru olması halinde, Allah’ın gazabının kendi üzerine olması(nı dilemesi)dir (“Eğer kocamın söylediği doğru ise, Allah’ın gazabı üzerime olsun” demesidir).
8-9.Kadının da kocasının gerçekten yalancı olduğuna dair Allah’ı şahit tutarak dört defa yemin etmesi, kendisinden cezayı kaldırır. Beşinci defada kocasının söylediğinin doğru olması halinde, Allah’ın gazabının kendi üzerine olması(nı dilemesi)dir (“Eğer kocamın söylediği doğru ise, Allah’ın gazabı üzerime olsun” demesidir).
(Resul’ün eşi Ayşe’yi) iffetsizlikle suçlayanlar (ona iftira atanlar) içinizden bir gruptur. Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın! Tersine (iftiraya uğramanız) belki sizin için hayırdır! (İftiracılara gelince,) onların her biri (böyle yaparak) işledikleri günahın yükünü taşıyacaklardır ve onlardan bu (günahın) işlenmesinde başı çekeni vahim bir azap beklemektedir!
O iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, işin aslına dair bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda söylüyor ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysaki Allah katında o, çok büyük bir günahtır.
O gün (kıyamette); kendi dilleri, elleri ve ayakları (dünyada) yapmış oldukları şeylere tanıklık edecektir.
O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve nihai gerçeğin yalnızca Allah olduğunu (böylece) bileceklerdir.
Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını haramdan sakınsınlar, ırzlarını (iffet ve namuslarını) korusunlar. Bu onlar için en uygun arınma yoludur. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
İnanan kadınlara da söyle, (onlar da) bakışlarını haramdan sakınsınlar, ırzlarını (iffet ve namuslarını) korusunlar ve açığa çıkanlardan (el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini (cazibeyi artıracak süslerini mahrem olmayan kimselere) göstermesinler ve (başlarına alacakları) örtülerini yakalarının üzerinden aşağıya doğru salsınlar. Süslerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin ya da kız kardeşlerinin oğullarından, kendi (mü’min) kadınlarından yahut yasal olarak sahip oldukları cariyelerinden veya kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkek hizmetçilerinden ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye (dikkat çekmek için) ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Hepiniz topluca, günahkarca davranışlardan dönüp Allah’a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz!
(Ey Müslümanlar!) İçinizden evli olmayan (dul veya bekar olan)ları, kölelerinizden ve cariyelerinizden (fikri ve ahlaki olgunluğa ulaşmış evlenmesi) uygun olanlara evlendirin. (Evlenmeye niyeti olanlar) yoksul iseler, (korkmasınlar, çünkü rızkı veren) Allah onları lütfuyla destekleyecektir (iradelerini güçlendirerek önlerini açacak ve onları hiç kimseye muhtaç etmeyecektir). Çünkü Allah, lütfu ve ihsanı geniş olandır, O, (her şeyi) bilendir.
(Öyle kimseler vardır ki) onları ne ticaret ne de alışveriş Allah’ı zikretmekten (O’nunla beraber olduğu bilinciyle yaşamaktan), namazı ikame etmekten ve zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin donakalacağı bir günün dehşetinden sakınırlar.
İnkar edenlere gelince; onların (iyi sandıkları) eylemleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu (uzaktan) su sanır, yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (İşte bunun gibi, inkarcı da kıyamet günü, yaptıklarından bir sevap bulamaz) yanında sadece Allah’ı bulur. O da onun hesabını eksiksiz görür. Allah, hesabı çabuk görendir.
Görmüyor musun ki, Allah bulutları oradan oraya sürüyor, sonra birleştiriyor, sonra üst üste yığıyor (yoğunlaştırıyor). Arkasından aralarından yağmur yağdığını görürsün. (Yine Allah) gökten dağlar gibi yüklü bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğine (hak ettiği için musibet) verir ve dilediğinden de (o musibeti) uzak tutar. (Bulutlardan çıkan) şimşeğin parıltısı, neredeyse gözleri kör eder.
Allah, (uzatıp kısaltarak) geceyi gündüze ve gündüzü geceye dönüştürür. Hiç kuşkusuz dikkatli gözlemcilerin bu olaydan alacakları dersler vardır.
Allah, iman edip dürüst ve erdemli davranışlarda bulunanlara, tıpkı kendilerinden önce gelip geçen (bazı toplumları) egemen kıldığı gibi, onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına; onları üzerinde görmekten hoşnut olduğu dini onlar için kuvvetle kökleştireceğine ve çektikleri korkulardan sonra onları mutlaka güvenli bir duruma kavuşturacağına dair söz vermiştir. Onlar, yalnızca bana kulluk ederler ve bana hiçbir şeyi asla ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim(ler) inkar ederse, işte onlar günahkarların ta kendileridir.
Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olan (çocuk)lar, günün şu üç vaktinde; sabah namazından önce (yataktan kalkarken), gün ortasında soyunup dinlenmeye çekildiğiniz zaman ve yatsı namazından sonra (yatmaya hazırlanırken) yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler. Bu üç vakit mahremiyetinizin korunmasız olabileceği vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda sizin için de onlar için de bir sakınca yoktur. Allah mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Evlenme arzu ve ümidi kalmamış (çocuktan kesilmiş ihtiyar) kadınların, ziynet yerlerini teşhir etmeksizin, dış giysilerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Bununla beraber sakınmaları (örtünmeleri), kendileri için daha hayırlıdır. Zira Allah (konuşulan) her şeyi işiten, (kalplerde olan) her şeyi bilendir.
Mü’minler ancak, Allah’a ve Resulüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar o resulle birlikte toplumu ilgilendiren bir işle meşgulken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah’a ve resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan uygun gördüğüne izin ver. Onlar için Allah’tan bağış dile! Muhakkak ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde olan her şey şüphesiz Allah’ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu (ne yaptığınızı ne yapmak istediğinizi, nasıl bir niyet taşıdığınızı) çok iyi bilmektedir. (Yaşayan herkes) bir gün O’na döndürülecek ve o zaman O, (hayattayken) yaptıkları her şeyi kendilerine haber verecektir. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
(Orada kendilerine:) “Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, birçok kere yok olmayı isteyin” (denecek).
(Rabbin) onları ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri de bir araya getireceği gün (kendilerine tanrısal nitelikler yakıştırılan bu varlıklara:) “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi saptılar” diye soracak.
(Bunun üzerine Allah müşriklere şöyle diyecek:) “İşte (sizin tanrı yerine koyduğunuz kimseler, geçmişte) ileri sürdüğünüz iddiaların yalan olduğunu ortaya koydular” diyecek, “artık ne (hak ettiğiniz azabı) başınızdan savabilirsiniz, ne de kendinize bir destek bulabilirsiniz! Çünkü içinizden her kim (böyle bir) kötülük işlemişse, ona büyük bir azap tattıracağız!”
Bize kavuşmayı (hesap günü huzurumuza gelmeyi) ummayanlar: “Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik” dediler. Andolsun ki, onlar kendilerini büyük görerek azgınlıkta son derece ileri gittiler.
Melekleri görecekleri günde, o günahkarlara hiçbir müjdeli haber yoktur. Ve o gün (melekler onlara:) “Sevinmek size haramdır, haram!” diyecekler.
O gün cennet halkının kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer de pek güzel olacak.
O gün gök parçalanarak beyaz bulut kümelerine dönüşecek ve melekler gruplar halinde inecekler.
O gün, gerçek egemenliğin (yalnızca) Rahman (olan Allah)’a ait olduğu (bütün açıklığıyla ortaya çıkacak) ve inkarcılar için çok zor bir gün olacak.
O gün; zalim kimse parmaklarını ısırarak: “Ne olurdu (bana), ben de Resul’le beraber bir yol tutsaydım diyecek.
41-542.Seni gördükleri zaman, seninle yalnızca alay ediyorlar ve “Allah’ın, resul olarak gönderdiği bu mudur? Eğer onlara (putlarımıza) sıkıca sarılmasaydık, bizi neredeyse tanrılarımızdan uzaklaştıracaktı” (diyorlar.) Fakat azabı gördükleri zaman (doğru) yoldan uzaklaşan kişinin kim olduğunu bilecekler!
41-542.Seni gördükleri zaman, seninle yalnızca alay ediyorlar ve “Allah’ın, resul olarak gönderdiği bu mudur? Eğer onlara (putlarımıza) sıkıca sarılmasaydık, bizi neredeyse tanrılarımızdan uzaklaştıracaktı” (diyorlar.) Fakat azabı gördükleri zaman (doğru) yoldan uzaklaşan kişinin kim olduğunu bilecekler!
Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yol bakımından onlardan daha şaşkındırlar.
45-46.Görmez misin, Rabbin gölgeyi (koyduğu tabiat yasalarına bağlı olarak akşama doğru) nasıl uzatıyor. Eğer dileseydi, onu olduğu gibi bırakırdı (dünyayı durdururdu da yaşanmaz hale getirirdi). Sonra biz, güneşi de o gölge üzerine bir delil yaptık. Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş (dünyanın dönmesiyle) kendimize çektik (kısalttık).
45-46.Görmez misin, Rabbin gölgeyi (koyduğu tabiat yasalarına bağlı olarak akşama doğru) nasıl uzatıyor. Eğer dileseydi, onu olduğu gibi bırakırdı (dünyayı durdururdu da yaşanmaz hale getirirdi). Sonra biz, güneşi de o gölge üzerine bir delil yaptık. Sonra onu (uzayan gölgeyi) yavaş yavaş (dünyanın dönmesiyle) kendimize çektik (kısalttık).
O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.
Öyleyse hiç ölmeyen, daima diri olan (Allah’a) güven ve O’nu övgüyle tesbih et (O’nun istediği gibi yaşa)! Kimse kullarının günahlarından O’nun kadar haberdar değildir.
Göğe burçlar (takımyıldızları) yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratan (Allah) ne yüce bir bereket kaynağıdır.
O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.
Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. (Allah’ın yasakladığı bu fiillerden) herhangi birini yapan kimse günahının cezasını bulur.
Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve orada horlanmış olarak tek başına kalakalır.
Sonunda yapacağını yaptın (insan öldürdün) ve nankör biri olduğunu gösterdin!” dedi.
(Musa:) “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer aklınız varsa, anlarsınız” dedi.
Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
Firavun: “Ben size izin vermeden ona inanıyorsunuz, öyle mi?” diye çıkıştı. “Doğrusu o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Andolsun, yakında bileceksiniz, bana karşı gelip döneklik yapmanız yüzünden işlerinizi/mesleklerinizi ellerinizden alacağım, özgürlüğünüzü kısıtlayıp sizi tutuklayacağım ve (daha sonra da ibret olması için) hepinizi asacağım” dedi.
(Firavun ve adamları) gün doğarken (Musa ve ashabını yakalamak için) onları takibe koyuldular.
“Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur.”
“Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!”
“(İnsanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!”
“O gün ne malın bir faydası olur ne de evladın.
(O gün) yalnızca Allah’ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaklardır)!”
(O gün) Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.
“Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”
(Salih,) şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”
“Sakın ona bir kötülük dokundurmayın! Sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
“Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.”
(Eykeliler) Şuayb’ı yalanladılar. Bunun üzerine o gölge gününün azabı onları bastırıverdi. Gerçekten ne dehşet gündü o felaket günü!
İşte böylece biz o Kur’an’ı (kendi dilleriyle okuyarak), o günahkarların kalplerine soktuk.
Onlar nerede kendi kendini aldatan bir günahkar ve yalancı varsa ona iner.
“Kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayanım, çok merhamet edenim.”
Ve vicdanları bunların doğruluğuna kesin bir kanaat getirdiği halde sırf gerçeği çarpıtma ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inkara saptılar. Ama bir bak ki o bozguncuların sonu nasıl oldu!
Andolsun! Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar da: “Bizi mü’min kullarından birçoğuna (bazı özelliklerle) farklı kılan Allah’a hamd olsun” dediler.
“Onu da halkını da Allah’ı bırakıp güneşe tapınırken gördüm. Anlaşılan, şeytan onlara bu yaptıklarını güzel gösterip kendilerini yoldan çıkarmış. Onlar da bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar.”
Cinlerin elebaşlarından bir ifrit (kuvvetli bir cin): “Sen şu oturduğun yerden kalkmadan önce o tahtı sana getiririm. Hem bu işi başaracak gücüm var ve hem de bu konuda güvenilir bir kişiyim (bana inanabilirsin)” dedi.
(Salih, onlara) dedi ki: “Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah’tan bağışlanma dileseniz ya!”
(Onlar Ey Salih!) “Sen ve beraberindeki (mü’min)ler yüzünden uğursuzluğa uğradık.” dediler. (Salih ise:) “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah tarafından bilinmektedir. Aslında siz (başınıza gelenlerle) imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi.
O şehirde (insanlar arasında) dokuz çete vardı ki, bunlar iyiliğe hiç yanaşmaz, ülkede bozgunculuk ve fesat çıkarıp dururlardı.
(Allah’a ortak koştukları şeyler mi daha iyidir) yoksa yeryüzünü dengeli bir yaşama alanı yapan, kara parçaları üzerinde nehirler akıtan, yeryüzünde köklü dağlar yükselten ve farklı yoğunluktaki iki deniz arasına set koyan (Allah) mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var? Hayır, onların çoğu (bu gerçekleri bilmedikleri için ne söylediklerini de) bilmiyorlar!
(Onlara) de ki: “Yeryüzünde (yaptıkları yüzünden helak edilen medeniyetlerin yerle bir olmuş harabeleri) dolaşın ve suçluların sonunun nasıl olduğuna bir görün!”
Kuşku yok ki, bu Kur’an, İsrailoğullarına hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuların çoğunu açıkça anlatmaktadır.
O büyük (buluşma ve duruşma) günü, her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan birer zümre toplarız, onlar bir araya getirilip (hesap yerine) sevk edilirler.
Geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü de çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı onlar görmüyorlar mı? İşte bunda, inanan (ve inanmak isteyen) bir toplum için elbette alınacak dersler vardır.
(Diriliş için) Sur’a (ikinci kez) üflendiği gün, Allah’ın dilediği (mü’min) kimseler dışında göklerde ve yerde bulunan herkes dehşete kapılır ve her biri boyun eğerek O’nun huzuruna gelir.
Kim (Allah’ın huzuruna, ahiret yurduna) iyilikle gelirse karşılığında daha iyisini alır. Böyleleri o günün dehşetine karşı emniyet içindedirler.
Doğrusu Firavun, o yerde (Mısır’da) büyüklük taslayarak zorbalığa kalkmıştı. (Saltanatını sürdürebilmek için) halkını çeşitli sınıflara bölmüştü. Onlardan bir topluluğu (İsrailoğullarını) zayıflatıyor, oğullarını kesiyor, kızlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardan biriydi.
Firavun ’un (kendisinden çocuğu olmayan) karısı (sandıkta bir çocuk olduğunu görünce kocasına) şöyle dedi: “Bana da sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin! Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Halbuki onlar (işin sonunun) farkında değillerdi.
Musa’nın annesi, gönlü bomboş (olarak) sabaha kadar oğlunu düşündü. Eğer biz, vaadimize inananlardan olması için kalbini (sabırla) iyice pekiştirmemiş olsaydık, (saraya alınan çocuğun) kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı.
(Böylece) onu annesine kavuşturduk ki gözü aydın olsun, tasalanmasın ve Allah’ın vadinin gerçek olduğunu, fakat insanların çoğunun bunu anlamadığını öğrensin.
Derken, (Musa) erginlik çağına ulaşıp (zihnen) iyice olgunlaşınca, kendisine güçlü bir muhakeme yeteneği ve ilim verdik. İyiliğe yatkın olanları işte böyle mükafatlandırırız!
(Musa, kavga edenleri ayırmak için) ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam: “Ey Musa! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. (Demek) sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun!” dedi.
(Bunun üzerine Musa) korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı ve: “Rabbim! Beni zalimler topluluğundan kurtar!” diye dua etti.
(Hz. Musa, uzun ve tehlikeli bir yolculuğun ardından) Medyen(’in meşhur) su kuyusuna vardığında, kuyunun başında insanların (hayvanlarını) suladıklarını gördü. Ayrıca onlardan başka, (hayvanlarını) sudan uzak tutmaya çalışan iki genç kıza tanık oldu. (Yanlarına yaklaşarak) onlara: “Derdiniz nedir (siz neden hayvanlarınızı sudan uzak tutuyorsunuz)?” diye sordu. Onlar da: “Çobanlar sulayıp çekilmeden biz onların içine sokulup hayvanlarımızı sulamayız (onlarla başa çıkacak gücümüz de yok). Babamız çok yaşlıdır (onun için bu işi biz yapıyoruz)” dediler.
Kardeşim Harun’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
(Buna karşılık) Musa dedi ki: “Onun katından hidayeti getirenin kim olduğunu ve hayırlı sonun kime nasip olacağını en iyi Rabbim bilir. (Bilinen bir şey vardır ki) Zalimler asla kurtuluşa eremezler.”
Firavun: “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa’nın ilahına çıkar bakarım (!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan biri olduğunu sanıyorum” dedi.
Ve bu yüzden onu ve onun buyruğunda olanları kıskıvrak yakalayıp denize gömdük (orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Böylece biz onları (Allah’a meydan okuyan zalimleri) ateşe (küfür ve şirke) çağıran öncüler (ve kötülüğün sembolleri) yaptık. (Onların yolundan gidenler de onlarla aynı sonu paylaşacak ve) kıyamet günü böylelerine asla yardım edilmeyecektir!
Bu dünyada onlar hep lanete anılacaklar. Kıyamet gününde de onlar nefret edilen kimselerden olacaklardır.
Kendi yaptıkları (günahlar) yüzünden başlarına bir musibet gelip de: “Ey Rabbimiz! Bize bir resul gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” demesinler diye seni resul olarak gönderdik.
Kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz ve sonunda o vaade (cennete) kavuşan kimsenin durumu, kendisine dünya hayatının tadımlık hazlarını tattırdığımız ve sonra kıyamet günü (azap görmek üzere) huzura getirilen kimse gibi olur mu?
Allah, o gün onlara (şöyle) seslenecek: “Bana eş olarak kurguladığınız (beşeri otoriteler, himmetine güvendiğiniz, şefaatini umduğunuz önderler, servetiniz, şöhretiniz, evlatlarınız, yok olup gitmeyeceğini sandığınız saraylarınız, putlaştırdığınız makamlarınız) nerededir?”
Sonra (Allah’tan başka varlıkları tanrılaştıranlara:) “(Allah’a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın (da sizi kurtarsınlar)!” denecek. Onlar da çağıracaklar fakat kendilerine cevap veremeyecekler ve (işte o anda karşılarında o korkunç) azabı görecekler. Keşke onlar (dünyada iken) doğru yola girselerdi!
O gün böylelerine seslenilip: “Size gönderilen elçilere nasıl bir tepki gösterdiniz?” diye sorulacak.
Ne var ki, o gün, geçmişte olup bitenler hakkında açıklama yapmak için önlerindeki bütün yolların kapalı olduğunu görecekler ve bu konuda birbirlerine de herhangi bir şey soramayacaklar.
De ki: “Hiç düşündünüz mü: Allah geceyi üzerinizde kıyamet gününe kadar sürekli kılacak olsa, Allah dışında size ışık getirebilecek başka bir ilah var mı? O halde, artık (gerçeğin sesine) (hala) kulak vermeyecek misiniz?”
De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılacak olsa, Allah’tan başka hangi ilah size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilirdi? Hala gerçekleri görmeyecek misiniz?”
Rahmetinin eseri olarak gece ile gündüzü var etti ki, geceleyin istirahat edesiniz, gündüzün de hayatta kalabilmeniz için çalışıp Allah’ın lütfundan nasibinizi arayasınız ve O’nun nimetlerine şükredesiniz.
O gün (Allah) onlara seslenecek: “Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz varlıklar hani nerededir?”
(O gün) her topluluktan (peygamberlerini) birer şahit olarak çıkaracağız (ve onlara diyeceğiz ki): “(Geçmişte öne sürdüğünüz batıl iddialarınızı ispatlayan) delillerinizi getirin (bakalım)!” O zaman, gerçeğin Allah’a ait olduğunu bilecekler ve uydurdukları şeylerin kendilerini yüzüstü bırakıp kaçtığını anlayacaklar.
“Allah’ın sana verdiklerinden yararlanarak ahiret yurdunda (iyi bir yer tutmanın) yolunu ara! Dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme! Çünkü Allah, bozguncuları sevmez!”
(Kavminin bu öğütlerine karşı Karun:) “Ben bu servete ilmim ve becerim sayesinde kavuştum.” dedi. Peki, şunu da bilmiyor muydu ki Allah, daha önce kendisinden daha güçlü ve serveti daha fazla olan kimseleri (nankörlük ve vefasızlık yaptıkları için) helak etmişti? Artık suçlulara günahlarının ne olduğu sorulmaz (cezaları verilir).
Derken (Karun, bir gün) bütün ihtişam ve şatafatıyla kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: “Keşke Karun’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.
İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara veririz. Güzel sonuç, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlarındır.
Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Elbette Allah, doğru davrananları (özü, sözü ve davranışı bir olanları) ortaya çıkaracak ve Haktan yana olduklarını söyledikleri halde batıldan yana olanların kim olduğunu da gösterecektir.
Yine, kim (Allah yolunda) üstün gayret gösterirse bunu yalnız kendi iyiliği için yapmış olur. Şüphesiz ki Allah, alemlerden hiçbir şeye muhtaç değildir (kimsenin ameline, kulluğuna, ibadetine ihtiyacı yoktur. Kim ne yapıyorsa kendisi için yapıyordur)!
Biz insana ana-babasına güzel davranmasını (ve iyilik etmesini) emrettik. Buna rağmen eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, (bu hususta) onlara uyma! (Unutma ki bir gün hesap vermek üzere) dönüşünüz ancak bana olacaktır ve işte o zaman ben, dünyadayken yapıp ettiğiniz her şeyi en ince ayrıntısına kadar size bildireceğim.
Ve İnkarcılar inananlara: “(Gelin) bizim (hayat) tarzımıza uyun, günahlarınızı üzerimize alalım!” derler. Halbuki onlar, (yanılttıkları kimselerin) hiçbir günahını yüklenemezler. Şüphesiz ki onlar yalancıdırlar!
Hiç kuşkusuz onlar, hem kendi yüklerini (günahlarını), hem de kendi yükleriyle beraber (inkarlarına ya da günah işlemelerine sebep oldukları) nice (kişilerin günah) yüklerini taşıyacaklardır. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz sorguya çekileceklerdir.
Allah’ın ayetlerini (yalanlayan) ve (diriliş gününde) O’na kavuşmayı inkar edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için acıklı bir azap vardır.
(İbrahim onlara) dedi ki: “Sizler dünya hayatında birbirinizin hatırı için Allah’tan başka putları da ilah edindiniz. Ama ilerde kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek, birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennem olacak ve orada size yardım edecek kimseler bulamayacaksınız.”
“Siz hala (kadınları bırakıp) erkeklere yanaşacak, (neslin çoğalma) yol(unu) kesecek ve üstelik bu çirkinliği kamuya açık yerlerde güpegündüz gruplar halinde yapacaksınız öyle mi?” Kavminin cevabı: “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize!” demekten başka bir şey olmadı.
Lût: “Ey Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et!” dedi.
İbrahim: “Ama orada Lût var” deyince, elçiler şöyle dediler: “Biz orada kimlerin olduğunu elbette ki çok iyi biliyoruz. Lût’u ve yakınlarını (Allah’ın emriyle) kurtaracağız. Yalnız karısı orada kalarak azaba çarpılanlardan olacaktır.”
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (nebi olarak) gönderdik. Şuayb: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Ahiret günü(nün mükafatına) umut bağlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!” dedi.
Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. (Yaptıkları yüzünden) onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmetmiyordu, fakat onlar (yaptıkları kötülüklerle) kendilerine zulmediyordu.
(Ahiretteki cehennem azabına gelince;) o gün azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından kaplayacak. Ve Allah onlara: “Yaptıklarınızı tadın bakalım!” diyecek.
Andolsun, eğer onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim sundu?” diye soracak olursan mutlaka: “Allah” diyecekler. O halde nasıl (Allah’ın yanı sıra birtakım uydurma ilahlara boyun eğerek Hak’tan) döndürülüyorlar?
Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine Hak gelmişken onu yalan sayandan daha zalim kim olabilir? (Bu şekilde) hakikati inkar edenler için cehennem (en uygun) yer değil mi?
Rumlar (Doğu Romalılar/Bizanslılar, İranlılara/Pers İmparatorluğuna) yenildiler.
(Ve bu galibiyet) birkaç yıl içinde (gerçekleşecektir). Karar yetkisi, bundan önce (olduğu gibi, bundan) sonra da Allah’a aittir. (Şimdi Romalıların yenilgisine müşrikler sevindiği gibi) o gün de (Perslilerin yenilgisine) mü’minler sevineceklerdir.
Allah’ın, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi hak ve hikmete uygun olarak, belirli bir süre için yarattığını onlar kendi kendilerine hiç düşünmezler mi? (Bırakın bunu düşünmeyi) İnsanların çoğu Rablerine kavuşacaklarını bile inkar ederler.
Ve hesap günü geldiği gün, (ilahi adalet tam olarak tecelli edecek ve iyilerle kötüler birbirlerinden ayrılarak) gruplar halinde toplanacaktır.
Hem gece hem de gündüz uyuyabilmeniz ve O’nun lütuf ve nimetlerini araştırıp bul(abileceğiniz imkan ve yeteneklere sahip ol)manız da O’nun sonsuz ilim, kudret ve merhametinin delillerindendir. Bunda kuşkusuz, dinley(ip anlamak istey)enler için mesajlar vardır!
(Allah, mülkünde ortaksız olduğunu anlatmak için) size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Elinizin altındaki köle ve hizmetçilerinizden, size verdiğimiz (kullanma ve harcama) konusunda sizinle eşit derecede (yönetim hakkına sahip) olan ve birbirinizi sayar gibi sayacağınız (ve sözünü dinleyeceğiniz) kimseler var mı? İşte biz aklını işleten bir toplum için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.
(O halde batıl olan her şeyden yüz çevirerek yalnızca) O’na yönelin! O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Namazınızı ikame edin! O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan olmayın!
(Birileri eliyle) inançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölünen ve her grubun yalnız kendi sahip olduğu (ilkelerle) övündüğü kimselerden de olmayın!
33-34.İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra Rableri, onlara kendinden bir rahmet tattırınca, içlerinden bir grup kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük ederek, başka güçleri Rablerinin ilahlığına ortak ederler. Haydi! Bir süre eğlenin bakalım, yakında (Allah’a ortak koşmanın ne olduğunu) göreceksiniz.
33-34.İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra Rableri, onlara kendinden bir rahmet tattırınca, içlerinden bir grup kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük ederek, başka güçleri Rablerinin ilahlığına ortak ederler. Haydi! Bir süre eğlenin bakalım, yakında (Allah’a ortak koşmanın ne olduğunu) göreceksiniz.
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Fakat kendi işledikleri (günahlar) yüzünden başlarına bir kötülük gelince de (Bizi unutup) ümitsizliğe düşerler.
Öyle ise akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
De ki: “Yeryüzünde dolaşın da (yaptıkları yüzünden) önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bakın!” Onların çoğu Allah’a ortak koşan kimselerdi.
Öyleyse Allah tarafından, o geri dönüşü mümkün olmayan gün gelmeden önce, sen yüzünü (özünü) dosdoğru dine (İslam’a) yönelt! O gün insanlar gruplara ayrılacaklardır.
Rüzgarları (yağmurun) müjdecileri olarak göndermesi de Onun ayetlerindendir. Böylece Allah size rahmetinden tattırır; gemiler Onun koyduğu yasalara uygun şekilde akıp gider ve siz de Onun lütfundan rızkınızı ararsınız. Ve umulur ki, bütün bunlara şükredersiniz.
Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç takdir eden, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O, dilediğini yaratır. O her şeyi bilendir ve sınırsız güç sahibidir!
Kıyamet koptuğu gün, suçlular dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar (dünyada da) aldatılıp haktan böyle döndürülüyorlardı.
Kendilerine ilim ve iman nasip olanlar ise onlara şöyle diyecekler: “Allah, Kitabı’nda ne kadar kalmanızı takdir buyurmuşsa, dirilme gününe değin o kadar kaldınız. İşte bugün de dirilme günüdür, fakat siz bu hususta hiçbir zaman (istemediğiniz için) gerçek bilgi sahibi olamadınız.”
Zulmedenlere o gün mazeretleri bir fayda vermez, dertlerinin çaresine de bakılmaz.
O halde (Ey Resul! Sıkıntılara ve inkarcıların direnmelerine karşı) sen sabret! Allah’ın (kıyamet günü ile ilgili) vaadi kesinlikle doğrudur. İmanı kemale ermemiş olanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesin!
Orada Allah’ın şaşmaz vaadine uygun olarak kalacaklar. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
İnsana da anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Hem bana ve hem de anne babana şükret! Dönüş yalnız banadır.”
Andolsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, hiç tartışmasız: “Allah” diyecekler. De ki: “(O halde bilin ki) bütün övgüler yalnız Allah’a mahsustur!” Fakat onların çoğu (bunun ne demek olduğunu) bilmezler.
Bilmez misin gündüzü kısaltarak geceyi uzatan ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatan Allah’tır. O, her biri belirlenmiş bir vade içinde (kendi ekseni etrafında) hareketini sürdüren Güneş’i ve Ay’ı (kendi yasalarına) tabi kılmıştır. Ve bilmez misiniz ki, Allah yaptığınız her şeyi en ince ayrıntısına kadar iyi biliyor!
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Hiçbir anne-babanın çocuğuna yarar sağlayamayacağı ve hiçbir çocuğun da anne-babasına fayda veremeyeceği günden sakının (ona göre hazırlık yapın)! Şüphesiz Allah’ın vadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın! O aldatıcı da Allah’la sizi aldatmasın!
O, gökten yere kadar olan bütün işleri (kanunlarını koyarak) düzenleyip yönetir. Sonra da olup biten her şey bir günde/bir anda O’na ulaşır ki bu sizin saydığınız senelerden bin seneye denktir.
(Onlara şöyle denilecek:) “O halde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza (umursamamanıza) karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk (umursamadık). Yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın!”
Yaptıklarına karşılık, onlar için (ahirette) nice sevindirici ve göz kamaştırıcı nimetlerin saklı olduğunu hiç kimse bilmez.
Kendisine Rabbinin mesajları aktarıldığında onlara sırtını dönenden daha zalim kim olabilir? (Bu şekilde) günaha batmış olanlardan mutlaka intikam alacağız (onlara hak ettikleri cezayı vereceğiz)!
Şüphe yok ki Rabbin, kıyamet gününde, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında, aralarında hükmedecektir.
Bugün yurtlarında dolaştıkları kendilerinden önceki nice kuşakları (yaptıkları yüzünden) helak etmiş olmamız, (yola gelmeleri için) onlara bir şey anlatmıyor mu? Hiç kuşkusuz bunda, aklını kullanan insanlar için nice ibretler ve deliller vardır; hala gerçeğin sesine kulak vermeyecekler mi?
De ki: “Kesin hükmün verileceği gün (hayatları boyunca) inkarda ısrar edenlere ne iman etmeleri fayda verecek ne de kendilerine mühlet verilecektir.”
(Evlatlık aldığınız çocuklara gelince:) Onları (gerçek) babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Onları çağırma konusunda farkına varmadan düşebileceğiniz hatalardan dolayı size bir vebal yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nebi, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Akraba olanlar miras hususunda Allah’ın kitabına göre birbirlerine muhacirlerden ve Ensar’dan daha yakındır. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bunlar kitapta yazılmıştır.
18-19.Allah içinizden bozgunculuğa meyledip savaştan alıkoyan (münafık)ları ve kardeşlerine: “Bize katılın (savaşa gidip ölmeyin)” diyenleri de elbette biliyor. Zaten bunlardan pek azı dışındakiler savaşa gelmezler. (Savaşa gelseler bile) size karşı pek yardım etmek istemezler ve sizi kıskanırlar. Öte yandan (savaşta) tehlikeyi hissettikleri zaman da sanki ölüm tarafından çepeçevre kuşatılmışlar gibi gözleri dönmüş bir halde sana (yalvarırcasına) baktıklarını görürsün; tehlike geçtiğinde ise, iyiliğe karşı kıskançlık edip sivri ve keskin bir dille size hücum ederler. İşte bunlar inanmamışlardır; Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır: zira bu Allah için oldukça kolaydır.
18-19.Allah içinizden bozgunculuğa meyledip savaştan alıkoyan (münafık)ları ve kardeşlerine: “Bize katılın (savaşa gidip ölmeyin)” diyenleri de elbette biliyor. Zaten bunlardan pek azı dışındakiler savaşa gelmezler. (Savaşa gelseler bile) size karşı pek yardım etmek istemezler ve sizi kıskanırlar. Öte yandan (savaşta) tehlikeyi hissettikleri zaman da sanki ölüm tarafından çepeçevre kuşatılmışlar gibi gözleri dönmüş bir halde sana (yalvarırcasına) baktıklarını görürsün; tehlike geçtiğinde ise, iyiliğe karşı kıskançlık edip sivri ve keskin bir dille size hücum ederler. İşte bunlar inanmamışlardır; Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır: zira bu Allah için oldukça kolaydır.
Ey nebi! Eşlerine söyle: “Eğer siz (yalnız) bu dünya hayatını ve onun cazibesini istiyorsanız, gelin size istediğinizi (boşanma bedellerinizi) vereyim ve (sonra da) sizi uygun bir şekilde salayım (boşayayım).”
Ey nebinin hanımları! Siz, (diğer) kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (namahrem erkeklerle konuşurken) tatlı ve cilveli bir eda ile konuşmayın ki kalbinde (şehvetten arız) hastalık olan kimse (size) arzu duymasın! Daima yerinde ve uygun şekilde konuşun!
Evlerinizde vakarınızı (ağırbaşlılığınızı) koruyun! Önceki cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın! Namazı ikame edin, zekatı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin! Ey (Peygamber’in) ev halkı, Allah sizden yalnızca kiri (günahı) gidermek ve sizi (günahlardan) temizlemek istiyor.
Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek sûretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye: “Eşini nikahında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın!” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikahladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, mü’minler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
(Gerçek mü’minler) Allah’a kavuşacakları gün: “Selam!” iltifatı ile karşılanırlar. O, onlara pek değerli ve cömertçe bir mükafat hazırlamıştır.
Mü’minlere kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele!
(Ey Muhammed!) Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanında tutarsın. (Ric’i talakla boşayıp) ayırdığını da tutmak istersen, bunda sana bir günah yoktur. Bu onların sevinmeleri, üzülmemeleri, yaptığın muameleden hepsinin hoşnut olmaları yönünden daha münasiptir. Allah kalplerinizde olan her şeyi bilir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir ve müsamahası bol olandır.
Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi görüp gözetleyendir.
Ey inananlar! Yemek için çağrılmaksızın ve vaktine de bakmaksızın (vakitli vakitsiz) nebinin evlerine/odalarına (rasgele) girmeyin. (Erkenden gelip peygamberi rahatsız edecek şekilde beklemeyin yemeğin hazırlanmasını ya da toplantının başlamasını beklemeyin!) Çağrıldığınız zaman girin ve yemeği yiyince de hemen dağılın, söze dalıp eğleşmeyin. Çünkü bu (davranışınız) nebiyi rahatsız eder, fakat o size (bir şey) söylemekten çekinir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. (Bir de peygamberin) hanımlarından bir şey isteyeceğiniz (kendilerine bir şey soracağınız) zaman perde arkasından isteyin (odalarına öyle gelişigüzel dalmayın). Böyle davranmanız hem sizin kalplerinizin hem de onların kalplerinin temiz kalması için en uygun davranış şeklidir. (Şunu iyi bilin ki) Allah’ın resulünü (herhangi bir şekilde) incitmeniz ve kendisinden sonra onun eşleriyle evlenmeniz de size asla helal değildir. Böyle bir şey yapmanız Allah katında çok büyük bir günahtır.
Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara hak etmedikleri (yapmadıkları) bir şeyden dolayı eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira(da bulunmuş) ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, (dışarı çıkacakları zaman) bedenlerini örtecek cilbablarını/elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Yüzleri ateşe çevrildiği gün: “Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke resule itaat etseydik” diyecekler.
70-71.Ey inananlar! Allah’ın emirlerine uygun yaşayın ve (her zaman) doğruyu konuşun, doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi yoluna koysun (değerli kılsın) ve günahlarınızı affetsin. Ve (bilin ki) kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse büyük bir zafere erişmiş olur.
70-71.Ey inananlar! Allah’ın emirlerine uygun yaşayın ve (her zaman) doğruyu konuşun, doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi yoluna koysun (değerli kılsın) ve günahlarınızı affetsin. Ve (bilin ki) kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse büyük bir zafere erişmiş olur.
Gerçek şu ki, biz emaneti (akıl ve iradeyi), göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, sorumluluğundan korktular. Onu, pek zalim ve cahil olduğu halde insan yüklendi.
Çünkü (Allah, o gün) iman edip güzel ve makbul işler yapanları ödüllendirecektir. Onlar için bir bağışlanma ve onurlu bir rızık vardır.
(Cinler, Süleyman’a) dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi! (Allah’a) şükrederek çalışın!” Kullarımdan (layıkıyla) şükredenler azdır.
Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen kasabalar var ettik ve orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik. “Bu (topraklarda) hem geceleri hem de gündüzleri güven içinde gezin/dolaşın” (dedik).
De ki: “Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, her şeyi hakkıyla bilendir.”
De ki: “Allah’a koştuğunuz ortakları bana gösterin bakalım! Olacak şey değil bu! Doğrusu O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
(Ey Resul!) Biz seni bütün insanlığa rahmetimizin müjdeleyicisi, azabımızın uyarıcısı olarak gönderdik. Ama insanların çoğu senin risaletinin onlar için ne büyük bir nimet olduğunu bilmezler.
De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz.”
Bunun üzerine güçsüzler, büyüklük taslayanlara: “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardı. Çünkü siz bize Allah’a nankörlük etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkarcıların boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.
(Allah) o gün (kıyamette), onların hepsini bir araya toplayacak, sonra da meleklere: “Bunlar mı size tapıyorlardı?” diyecek.
Derken (Allah şöyle buyuracak): “Bugün birbirinize ne faydalı olabilirsiniz ne de zarar verebilirsiniz!” Ve o gün (Allah’a ortak koşarak ve haddini aşarak kendilerine zulmetmiş olan) o zalimlere şöyle sesleniriz; “(Dünyada iken) yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadın bakalım!”
Oysa biz onlara (Kur’an’dan önce), okuyup mütalaa ettikleri bir kitap vermedik (ki, Kitabın ne olduğunu bilip, Kur’an hakkında ileri geri konuşsunlar). Ayrıca senden önce onları uyarmakla görevli bir uyarıcı da göndermedik (ki, seni bir yalancı olmakla suçlayabilsinler).
O, gündüzü kısaltarak geceyi uzatır ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatır. O, güneşi ve ayı (kendi kanunlarına) tabi kılmıştır, her biri (O’nun) belirlediği bir zaman içinde akıp gider. İşte (bunların hepsini yapan) Rabbiniz Allah’tır. Mülk O’nundur. O’ndan başka yalvarıp durduklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarı kadar bile bir şeye sahip değillerdir.
Şayet onlara (el açıp) dua etseniz, duanızı işitmezler; işitseler bile size cevap veremez ve dileğinizi yerine getiremezler (çünkü böyle bir kapasiteleri yok). Kıyamet günü onlar, sizin (kendilerini Allah’a) eş tutmanızı asla kabul etmeyecekler. (Bu gerçekleri) sana, her şeyden hakkıyla haberi olan (Allah) gibi hiç kimse haber veremez.
Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü kendi üzerine alamaz. (Günah) yükü ağır gelen kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, (bu çağırdığı kişi) onun yakın akrabası dahi olsa onun hiçbir günahını üzerine alamaz. Sen ancak (gözleriyle) görmediği halde Rablerine karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanları ve namazı ikame edenleri uyarabilirsin. (Zaten) her kim (şirk ve günah kirlerinden) temizlenirse, sırf kendisi için temizlenmiş olur. (Unutmayın ki) sonunda dönüş yalnız Allah’adır.
İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. İşte (Allah’a karşı kulluk da farklılıkta) böyledir. Allah’a kulları içinde yalnızca (yaratılışın, kulluğun amacını) bilenler hakkıyla saygı duyarlar. Hiç şüphe yok Allah, üstün güç sahibidir, bağışlayandır.
“O, bizi lütfuyla, içinde sürekli kalacağımız bir yurda yerleştirdi. Burada bize bir yorgunluk dokunmayacak ve bir bıkkınlık da gelmeyecek.”
Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmazlar mı? Oysa onlar, kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerde ve yerde olan hiçbir şey, Allah’ı aciz bırakamaz. Hiç kuşkusuz O, (her şeyi) hakkıyla bilendir, gücü her şeye yetendir.
5-6.Bu (Kur’an, yakın) ataları (ve kendileri) uyarılmadığı için doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.
5-6.Bu (Kur’an, yakın) ataları (ve kendileri) uyarılmadığı için doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.
Elçiler de: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır, siz, haddi aşan bir kavimsiniz!” dediler.
Gece de onlar için (Allah’ın kudretini kanıtlayan) bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu da mutlak galip, (her şeyi) hakkıyla bilen (ve yöneten Allah’)ın iradesinin ortaya koyduğu bir düzendir.
Ay’a da (dünyanın etrafında günlük seyri için) birtakım evreler tayin ettik. O, (her aylık seyrinin) sonunda (eski) hurma salkımının eğri çöpü gibi (hilal olur da geri) döner.
Ne güneş aya erişebilir ne de gece gündüzü yok edebilir. Hepsi uzayda (İlahi yasalar doğrultusunda) bir felekte (yörüngede) akıp giderler.
Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bizi bulunduğunuz yerden (ölüm uykumuzdan) kim diriltti? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Demek resuller doğru söylemişler.”
(Ve onlara şöyle denilecek:) “Artık bugün hiç kimseye en küçük bir haksızlık edilmeyecek. Sadece yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.”
“Kuşkusuz cenneti hak edenler, bugün yaptıkları her şeyden hoşnut olacaklar.”
(İnkarcılara ise şöyle denecek:) “Ey suçlular! Ayrılın bugün!”
“Andolsun ki, o (şeytan) sizden pek çok nesli saptırmıştı. (Bunu gördüğünüz halde) neden aklınızı kullanmadınız?”
“İnkar etmenize (ve inatla fesat çıkarmanıza) karşılık bugün girin bakalım oraya!”
O gün biz onların ağızlarını mühürleyeceğiz. Elleri bize konuşacak, ayakları da (hayatta iken) yapmış oldukları her şeye tanıklık edecek.
Yine eğer (doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını) dileseydik, onları kesinlikle farklı bir tabiatta yaratırdık. Ve bulundukları yerde (sabitleştirirdik de) ne bir adım ileri gidebilir (ve herhangi bir arzularını gerçekleştirebilir), ne de önceki hallerine (ve ayrıldıkları yerlere geri) dönebilirlerdi.
O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, (Güneş’in) bütün doğuş yerlerinin de Rabbidir.
Onlar, Mele-i Ala’yı (yüce konseyi/ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. (Dinlemeye kalksalar) her taraftan taşlanarak uzaklaştırılırlar.
(Ve o zaman:) “Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür!” derler.
(Onlara:) “Bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyiyi kötüden, haklıyı haksızdan, mazlumu zalimden, mü’mini kafirden) ayırma günüdür.”
Allah’tan başka kulluk ettiklerine ve hepsine cehennemin nerede olduğunu gösterin!
Doğrusu onlar o gün kayıtsız şartsız teslim olmuşlar (boyun eğmişlerdir).
Şüphesiz o gün, onlar azapta ortaktırlar.
(Bana:) “Sen gerçekten onun doğruluğunu tasdik ediyor musun?”
Yanındakilere: “Siz onun nerede olduğunu biliyor musunuz?” diye sorar.
Cehenneme şöyle bir bakar ki onun ateşin tam ortasında olduğunu görür.
“Siz kendi ellerinizle yonttuğunuz bu putlara mı tapıyorsunuz?
143-144.Eğer o, Allah’ın sınırsız şanını yüceltenlerden (tevbe edenlerden) olmasaydı, onun karnında insanların diriltilecekleri güne kadar kalacaktı.
143-144.Eğer o, Allah’ın sınırsız şanını yüceltenlerden (tevbe edenlerden) olmasaydı, onun karnında insanların diriltilecekleri güne kadar kalacaktı.
4-5.Aralarından bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar. O inkarcılar dediler ki: “Bu yalancı bir sihirbazdır. O, bütün ilahları (reddedip) bir tek ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu, bu çok tuhaf bir şeydir!”
4-5.Aralarından bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar. O inkarcılar dediler ki: “Bu yalancı bir sihirbazdır. O, bütün ilahları (reddedip) bir tek ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu, bu çok tuhaf bir şeydir!”
Onlar, burada ne kadar (sıkı şekilde) bir araya gelmiş olsalar da (hakikati kabule yanaşmazlarsa) bozguna uğratılacaklardır.
(Müşrikler alay ederek:) “Rabbimiz! Bizim azap payımızı hesap gününden önce ver” diyorlar.
(Ona dedik ki:) “Ey Davud! Gerçekten Biz seni yeryüzünde halife yaptık. Öyleyse insanlar arasında adaletle hükmet! Boş arzu ve heveslere uyma! Sonra onlar seni Allah yolundan saptırır. Şurası bir gerçek ki, Allah’ın yolundan sapanlar, hesap gününü unutmuşlardır ve bu sebeple de kendileri için çok çetin bir azap vardır.”
İnandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir mi tutsaydık? Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanları yoldan sapmışlarla bir mi saysaydık?
Hani, gün batımına doğru kendisine (cihad için beslenen,) durduklarında sakin, koştuklarında süratli safkan atlar sunulmuştu.
İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
(Ey Muhammed! Yine de ki:) “Aralarında (insanın yaratılışı konusunda) tartıştıkları sırada, yüce konseyde (ileri gelen melekler topluluğunda) olup bitenler hakkında benim hiçbir bilgim yoktur.”
“Hesap gününe kadar lanetim senin üzerinde olacaktır!”
İblis: “Ya Rabbi, o halde insanların diriltileceği güne kadar bana süre ver” dedi.
80-81.(Allah) buyurdu ki: “O halde sen, zamanı (yalnız benim tarafımdan) bilinen güne kadar (kendilerine) süre tanınanlardansın.”
80-81.(Allah) buyurdu ki: “O halde sen, zamanı (yalnız benim tarafımdan) bilinen güne kadar (kendilerine) süre tanınanlardansın.”
Onun verdiği haberlerin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.”
O, gökleri ve yeri bir hikmete ve hakikate göre yaratmıştır. (O,) Geceyi gündüzün üstüne sarıp örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor (her birini uzatıp kısaltıyor). O, güneşi ve ayı da emri altına almıştır (ve insanların hizmetine sunmuştur). Her biri (O’nun tarafından) belirlenen bir süre içinde (uzay boşluğunda) akıp gitmektedir. İyi bilin ki; O, mutlak galiptir, çok bağışlayandır.
Eğer inkar ederseniz, bilin ki Allah’ın siz(in iman etmeniz)e ihtiyacı yoktur. Fakat O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz (vazifenizi yerine getirirseniz) O’nu memnun edersiniz. Hiçbir günahkar, diğerinin günahını yüklenecek değildir. Sonra (ne kadar yaşarsanız yaşayın eninde sonunda) tümünüz Rabbinize döneceksiniz ve o zaman (hayatta iken) yaptıklarınızı size gösterecektir. Şüphesiz O, (insanların) kalplerinde olan (gizli niyet ve düşünceler)i de hakkıyla bilendir.
İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’ndan yardım ister. Fakat O’nun rahmetiyle bir nimete kavuşunca da O’na önceden yalvarıp yakardığını unutur. Ve O’nun yolundan (kendisini) saptırması için Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yükle(yerek “bizi onlar kurtardı” de)r. (Ey Resul! Böyle kimseye) de ki: “Sen küfrünle/nankörlüğünle az bir süre oyalanıp geçin! Çünkü sen cehennemliklerdensin.”
(Ey Resul!) De ki: “(Allah şöyle buyuruyor:) Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Bu dünyada iyi şeyler için gayret edenleri güzel bir son beklemektedir. Allah’ın arzı geniştir. Elbette ki sıkıntılara göğüs gerenlere mükafatları hesapsızca verilecektir!”
De ki: “Eğer Rabbime karşı gelirsem, şüphesiz ben, büyük bir günün azabından korkarım.”
(Ey müşrikler:) “Siz de Allah’tan başka dilediğiniz şeylere kulluk edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve yakınlarını hüsrana uğratanlardır. İyi bilin ki; apaçık hüsran işte budur.”
Kıyamet gününde (elleri bağlı olduğu için) azabın şiddetinden kendisini yüzüyle korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi olur mu? Ve (o gün,) zalimlere: “Kazandıklarınızın karşılığını tadın (bakalım)!” denecektir.
Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda (toplanarak) muhakeme edileceksiniz.
Eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onunla birlikte bir misli daha zalimlerin olsaydı, kıyamet günündeki kötü azaptan kurtulmak için onu fidye olarak verirlerdi. Çünkü hiç hesap etmedikleri (ve çoktan unuttukları) şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılacaktır.
Önceden işleyip bizzat kayıtlarına geçen kötülükler (kazandıkları günahlar o gün), önlerine konacak ve alay edegeldikleri gerçekler kendilerini her taraftan kuşatacaktır.
İnsana bir zarar dokunduğunda Biz’e yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet (bolluk ve mevki) verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o (verilen nimetlerin hepsi) bir imtihandır. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
En sonunda işledikleri kötülüklerin cezası onları buldu. İşte bugün zulmeden kimseleri de kazandıklarının kötü sonuçları gelip bulacaktır. Ve onlar asla (Allah’ı) atlatamayacaklar.
De ki (Allah şöyle buyuruyor:) “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere aşırı giden ve kendilerine verdiğim meleke ve kabiliyetleri yanlış yolda sarfederek günah işleyen kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Kişinin: “Allah’a karşı umursamaz davrandığım ve (hakikati) küçümseyenlerden biri olduğum için yazıklar olsun bana!” diyeceği (günden sakının)!
Yahut: “Allah beni doğru yola iletseydi mutlaka sakınanlardan olurdum!” diyeceği (günden de sakının)!
Ya da azabı gördüğü zaman: “Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da iyilik edenlerden olsaydım” diyeceği (günden de sakının)!
Allah’a yalan uyduranların kıyamet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini göreceksin. Onlar, cehennemde (Allah’a ve O’nun öğretilerine karşı) kibirlenenlere yetecek kadar yer yok mudur (zannediyorlar)?
Nitekim onlar, Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yeryüzü, bütünüyle O’nun tasarrufunda olacak. Gökler de O’nun kudretiyle dürülecek. O, kudret ve egemenliğinde sınırsızdır ve onların (müşriklerin) ortak koştuklarından uzaktır.
İnkarcılar gruplar halinde cehenneme sevk edilir. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle der: “Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran kimseler gelmedi mi?” Onlar da: “Evet geldi” derler. Fakat inkarcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.
1-2-3. Ha Mim. Bu Kitab’ın indirilişi, mutlak güç sahibi, (her şeyi) hakkıyla bilen, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı ağır ve lütfu sınırsız olan Allah tarafındandır. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O’nadır.
1-2-3. Ha Mim. Bu Kitab’ın indirilişi, mutlak güç sahibi, (her şeyi) hakkıyla bilen, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı ağır ve lütfu sınırsız olan Allah tarafındandır. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O’nadır.
1-2-3. Ha Mim. Bu Kitab’ın indirilişi, mutlak güç sahibi, (her şeyi) hakkıyla bilen, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı ağır ve lütfu sınırsız olan Allah tarafındandır. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O’nadır.
“Onları kötülüklerden koru! Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, o gün muhakkak ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük kurtuluştur.”
(Cehenneme giren) İnkarcılara (o gün) şöyle seslenilir: “Allah’ın size olan gazabı/öfkesi sizin şu anda, (cehenneme girmeye bizzat kendi iradenizle karar verdiğiniz için) kendinize olan öfkenizden daha şiddetlidir. Çünkü siz imana çağrıldığınız halde inkar etmeyi tercih etmiştiniz.”
(Onlar da) şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı kabulleniyoruz. Şimdi (bu ateşten) bir çıkış yolu yok mu?”
O (Allah, varlığına, eşsizliğine, benzersizliğine ve büyüklüğüne delalet eden) ayetlerini size gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. (Bunlardan) ancak O’na yönelen düşünüp ibret alır.
(İnsanların davranışlarına göre) dereceleri yükselten, arşın sahibi (Allah), buluşma günü hakkında uyarmak için emrinden olan ruhu (vahyi) kullarından dilediğine indirir.
O gün, insanların (özlerinin bulunduğu yerden yeniden yaratılarak dışarı) çıkacağı ve her hallerinin bütün çıplaklığıyla ortaya konacağı gündür. Onlarla ilgili hiçbir şey Allah’tan saklı kalmayacak (her şey olduğu gibi gerçek yüzüyle ortaya konacak ve şöyle bir ses duyulacak. “Ey zorba diktatörler, söyleyin bakalım:) Bugün hükümranlık kimindir?” (Aynı sesle cevap verilecek) “Bütün varlıklar üzerinde tek ve mutlak otorite Sahibi olan Allah’ındır” (olacak)
O gün herkes, ne yapmış ise onun karşılığını alacak ve o gün kimseye zerre kadar haksızlık edilmeyecek. Muhakkak ki Allah hesapları pek çabuk görendir.
Yaklaşmakta olan (kıyamet) günü konusunda onları uyar! O gün yürekler gırtlaklara kadar gam ve tasa ile dolacaktır. Zalimlerin (onları azaptan kurtaracak) ne yakın bir dostu ne de (sözü) dinlenir bir şefaatçisi olacaktır.
Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce yaşamış olan inkarcıların sonunun ne olduğunu görmüyorlar mı? Onlar, (kendilerinden) hem daha güçlüydüler hem de yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı. Ama Allah, onları günahları sebebiyle yakaladı da kendilerini Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse bulunamadı.
Firavun dedi ki: “Bırakın beni, şu Musa’yı öldüreyim de o varsın Rabbine yalvarıp dursun! Ben gerçekten, O’nun dininizi değiştireceğinden veya ülkede bozgunculuk çıkaracağından endişe ediyorum.”
Buna karşılık Musa da: (“Dinleyin, ey insanlar!”) “Ben, hesap gününe inanmayan bütün kibirli (ve küstah zorbalardan), benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan (Allah’)a sığınmışım!” dedi.
(Musa) “Ey benim halkım! Bugün yeryüzüne hakim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Ama eğer Allah’ın cezasına maruz kalırsak O’nun azabından bizi kim kurtarır?” Firavun da şöyle dedi: “Ben size kendi görüşümden başkasını uygun görmüyorum ve ben size ancak doğru yolu gösteriyorum.”
30-31.İman etmiş olan (o kimse) dedi ki: “Ey kavmim! Doğrusu ben Nuh kavminin, Ad, Semûd ve onlardan sonra gelen toplulukların (Allah’tan gelen elçileri yalanlamaları ve insanlara zulmetmeleri yüzünden) başlarına gelen (azap) gününün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum! (Kul kendine zulmetmedikten sonra,) Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”
30-31.İman etmiş olan (o kimse) dedi ki: “Ey kavmim! Doğrusu ben Nuh kavminin, Ad, Semûd ve onlardan sonra gelen toplulukların (Allah’tan gelen elçileri yalanlamaları ve insanlara zulmetmeleri yüzünden) başlarına gelen (azap) gününün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum! (Kul kendine zulmetmedikten sonra,) Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”
32-33.“Ve ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz) ve arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah’(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi (yaptıkları yüzünden) sapıklıkta bırakırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
32-33.“Ve ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz) ve arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah’(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi (yaptıkları yüzünden) sapıklıkta bırakırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
36-37.Firavun (alayla) dedi ki: “Ey Haman! Bana görkemli bir kule yap! Belki böylece (amacımı gerçekleştirecek) araçlara ulaşırım da Musa’nın ilahını görebilirim. Çünkü ben onun (elçilik davasında) yalancı olduğunu düşünüyorum. İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun’a güzel göründü ve bu nedenle (doğru) yoldan alıkondu. Firavun’un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
36-37.Firavun (alayla) dedi ki: “Ey Haman! Bana görkemli bir kule yap! Belki böylece (amacımı gerçekleştirecek) araçlara ulaşırım da Musa’nın ilahını görebilirim. Çünkü ben onun (elçilik davasında) yalancı olduğunu düşünüyorum. İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun’a güzel göründü ve bu nedenle (doğru) yoldan alıkondu. Firavun’un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
O, (mahkûm oldukları azap) öyle bir ateştir ki; onlar sabah akşam onun karşısına getirilir ve ona maruz bırakılırlar. Kıyamet çattığı ve hesapların görüldüğü gün ise: “Firavun oligarşisini adamlarını azabın en şiddetlisine atın!” denir.
Ateşin içinde bulunanlar, bu defa cehennemin vazifeli meleklerine: “Ne olur, Rabbinize yalvarın da azabımızı (hiç değilse) bir günlüğüne hafifletsin” diye yalvaracaklar.
Biz resullerimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin dinleneceği (ahiret) gününde (düşmanlarına karşı) elbette yardım edeceğiz.
O gün zalimlere mazeretlerinin hiçbir faydası olmayacak. Onların payına her türlü iyilikten yoksun bırakılma ve korkunç bir yerleşim yeri (olan cehennem) düşecektir.
(O halde Ey Muhammed!) Sen sıkıntılara karşı sabırlı ol! Zira Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Günahların için bağışlanma dile! Rabbinin şanını sabah akşam yücelt.
Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.
Dinlenesiniz diye geceyi, (işlerinizi) göresiniz diye de gündüzü sizin için yaratan Allah’tır. Gerçekten Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Buna rağmen insanların çoğu nankörlük ederler/şükretmezler.
Allah, O’dur ki yeryüzünü sizin için bir yerleşme yeri, göğü de (onun üzerinde) bir kubbe yapmıştır. Ayrıca, sizi şekillendirmiş, hem de size en güzel, en uygun şekli vermiştir. Dahası sizi helal, temiz ve sağlıklı nimetlerle rızıklandırmıştır. Bütün bunları yapan Rabbiniz olan Allah’tır. Alemlerin Rabbi olan Allah, gerçekten ne yüce bir bereket kaynağıdır!
Bu ilahi kelamı ve elçilerimize daha önce gönderdiğimiz mesajları yalanlayanlar, (yaptıklarının yanlış olduğunu) yakında bilecekler!
Onlar hiç yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce yaşamış olanların sonunun ne olduğuna bakmazlar mı? Onlar kendilerinden daha kalabalık ve daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı fakat başarılarının kendilerine hiçbir faydası olmadı.
Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine bir fayda sağlamadı. Kulları hakkında geçmişten bugüne Allah’ın uygulaması budur. Nitekim hakikati inkarı tabiat haline getirenler, orada ve o anda hüsrana uğramışlardır.
O, (arzı yarattıktan sonra,) üzerine sarsılmaz dağlar yerleştirdi, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak (her mevsime ve bölgeye göre çeşit çeşit yetişen) rızıklar takdir etti. Bunların hepsi tam dört evrededir.
(Sonra) Ad kavmi, yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve: “Bizden daha kuvvetli kim var?” dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha kuvvetli olduğunu (varlık alemindeki eşyaya bakarak) görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi kasten inkar ediyorlardı.
Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine soğuk bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara (orada) yardım da edilmeyecektir.
Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Ama onlar doğru yolda gitmektense körlüğü (ve dolayısıyla sapkınlığı) tercih ettiler. Neticede, (işledikleri kötülükler ve kazandıkları günahlar yüzünden) üzerlerine yıldırım gibi inen alçaltıcı bir azap kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi.
Allah düşmanlarının (mahşerde) ateşe sevk olunmak üzere toplanacakları gün, işte onların hepsi, ateşe bölükler halinde sürülecekler.
“Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.”
Gece, gündüz, Güneş ve Ay hep O’nun (kudret ve azametine delalet eden) alametlerindendir. Siz eğer Allah’a kulluk etmek istiyorsanız, Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin, onları yaratan Allah’a secde edin!
Eğer onlar, (Allah’a secde ve kulluk konusunda) büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin huzurunda bulunan (melek)ler gece gündüz hiç bıkmadan, usanmadan aralıksız olarak O’nun sınırsız şanını yüceltiyorlar.
Ayetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmazlar. O halde ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü tam bir güven içinde (korku ve endişe duymayacak) olan mı? (Bütün bu uyarılara rağmen yolunuza devam edecekseniz) istediğinizi yapın (ama ne yaparsanız ona göre muamele göreceksiniz, bunu bilin). Şüphesiz O, yaptıklarınızı görmekte (ve kaydetmekte)dir.
(Kur’an, öylesine şerefli ve öylesine sağlam bir kitaptır ki;) Batıl, ne (günlük itirazlarla) onun önünden giderek ve ne de (cahiliye adetleriyle) ardından gelerek onu etkisi altına alamaz. Çünkü o, her yaptığını bir hikmete göre yapan ve övülmeye layık olan (Allah) katından indirilmiştir.
Kıyamet saatinin bilgisi, ancak O’na aittir. O’nun bilgisi olmadıkça hiçbir meyve tomurcuklarından çıkmaz. Hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. O gün (şirk koşanları ateşin karşısına getirecek ve) onlara (söyleyin bakalım;) “Neredeymiş bana ortak saydığınız putlar?” diye soracağız. (Müşrikler): “İtiraf ederiz ki (bugün) bizden (Senin ortağın olduğuna ve Senden başka bir otoritenin bulunduğuna) şahitlik edecek hiç kimse yoktur.” diyecekler.
Gökler neredeyse (müşriklerin Allah’a ortak koşmasından ya da ilahi kudretin azametinden) üzerlerinden parçalanacak gibi titreşir. Melekler de Rablerini O’na ait sıfatlarla över ve her türlü noksandan tenzih ederler. Ve O’ndan yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, gerçekten günahları çok bağışlayandır, rahmeti pek bol olandır.
(Ey Muhammed!) Şehirlerin anası (durumunda olan) Mekke’de ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve hakkında asla şüphe olmayan toplanma gününün dehşeti hakkında bilgi vermen için sana Arapça bir Kur’an vahyettik. O gün onların bir kısmı cennette, bir kısmı da alevli ateşte olacaktır.
Görüş ayrılığına düştüğünüz her konuda hüküm tamamıyla Allah’a aittir. (De ki:) “İşte benim Rabbim olan Allah budur! Ben sadece O’na güvenir ve bütün samimiyetimle yalnız O’na yönelirim.”
(Ey Resul!) İşte bundan dolayı sen insanları Allah’ın dinine davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların isteklerine uyma ve de ki: “Ben, Allah, kitap olarak ne indirmişse ona iman ettim. Bana aranızda (zengin–fakir, Arap–acem, siyah–beyaz ayırımı yapmadan) adaleti gözetmem, eşit davranmam emrolundu. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Bizimle sizin aranızda tartışmanın bir yararı yoktur. Nasıl olsa Allah, bir gün hepimizi bir araya toplayacak ve aramızdaki hükmünü verecektir. Nitekim dönüş sadece O’nadır.”
Kıyamete inanmayanlar, (alay edercesine) onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise, ondan ürperir ve onun bir gerçek olup mutlaka geleceğini bilirler. İyi bilin ki, kıyamet günü hakkında (şüphe ederek) tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
(Büyük hesap gününde) zalimlerin (dünyada) yaptıkları şeyler tepelerine inerken bu yüzden korku ile titrediklerini göreceksin. İnandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapanları ise cennetin çiçek dolu bahçelerinde bulacaksın. Onlar Rablerinin katında diledikleri her şeye sahip olacaklar. İşte bu da (mü’minlere) pek büyük bir lütuftur.
Başınıza gelen her bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. (O,) yine de çoğunu affeder.
Yahut (gemilerdekileri) işledikleri (günahlar) yüzünden (fırtına ile batırıp) helak eder. (İçlerindekilerden) birçoğunu da bağışlar (kurtarır).
(O inananlar,) büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar ve öfkelendikleri zaman (karşıdakinin kusurlarını) affetme (erdemini) gösterirler.
Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükafatı Allah’a aittir. Doğrusu Allah zalimleri sevmez.
Ve yine sen onları, zilletten ezilip büzülmüş halde ürkek bakışlarla ateşe salınırken göreceksin! İnananlar ise (bu manzara karşısında) şöyle diyecekler: “En büyük kayba uğrayanlar hem kendilerini hem de yakınlarını kıyamet gününde hüsrana uğratanlardır.” İyi bilin ki zalimler, sürüp giden devamlı bir azabın içinde olacaklardır.
(O halde) Allah’tan gelen ve geri dönüşün mümkün olmadığı hesap günü gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun! (Çünkü) o gün ne sığınacağınız bir yer bulabileceksiniz ne de (yaptıklarınızı) inkar edebileceksiniz.
(Her peygamber onlara:) “Ben size, atalarınızı üzerinde bulduğunuz inançtan daha doğrusunu getirmiş olsam da mı yine onların yolunu tutacaksınız?” deyince, dediler ki: “Doğrusu biz seninle gönderileni inkar ediyoruz.”
Onlara: “(Bu pişmanlık ve temenniniz) bugün size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü (dünyada Hak yoldan saparak kendinize) zulmettiniz. Şimdi hepiniz azapta ortaksınız!” denir.
İşte Firavun bu şekilde kavmini küçümsedi ve sindirdi. Onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar doğru düşünme melekelerini kaybetmiş, bozguncu bir kavimdi.
İsa, apaçık delillerle/kanılarla geldiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
Sonra (Yahudi ve Hıristiyan) gruplar (İsa hakkında) aralarında ihtilafa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin haline!
O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.
68-69.(O gün Allah şöyle buyurur:) “Ey ayetlerimize iman eden ve Müslüman olan kullarım! Bugün sizin için korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.”
68-69.(O gün Allah şöyle buyurur:) “Ey ayetlerimize iman eden ve Müslüman olan kullarım! Bugün sizin için korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.”
Bunun üzerine (Allah tarafından onlara şöyle seslenilecek:) “Biz size hakkı getirmiştik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmamıştınız.”
Bırak onları! Kendilerine vaadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynayıp oyalansınlar!
Öyleyse sen, gökyüzünde (son saatin yaklaştığını) haber veren bir duman tabakasının belireceği günü bekle!
(Bütün suçluları) şiddetli bir hamle ile (cezalandırmak için) yakalayacağımız gün, (onlardan da yaptıklarının cezası olarak) intikam alacağız!
(Firavun ve oligarşisi Musa’nın talebini reddedince, Musa:) “Bunlar (gerçekten) günaha batmış bir toplumdur!” diye Rabbine seslendi.
Şüphesiz bütün hesapların görüleceği o karar günü, hepsinin buluşacağı gündür.
O gün ne bir dostun diğer bir dosta yararı dokunacak ne de kendilerine yardım ulaşacak. (Herkes dünyada yaşadığının karşılığını alacak).
İşte bu; doğrusu şüphelenip durduğunuz şeydir.”
Allah’ın emirlerine uygun olarak yaşayanlar, kendilerini emniyet içinde bulacaklar.
Gece ve gündüzün birbiri ardına gelmesinde (dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinde), Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmuru) indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarı (değişik yönlerden aşılayıcı olarak) estirmesinde aklını işleten kimseler için nice deliller vardır.
Kendini aldatarak günaha gömülenlerin vay haline!
Allah’ın ayetlerinin kendisine okunduğunu işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç işitmemiş gibi inkarda direnir. Onu, acı bir azapla müjdele!
(Ey Resul!) İnananlara söyle: Allah’ın (inkarcıları cezalandırması için kendilerine göstereceği) günlerin gelip çatacağını beklemeyenlerin sözlerine ve davranışlarına aldırış etmesinler ve onların kusurlarını bağışlasınlar. Çünkü Allah, hangi topluluk ne kazanmış ise muhakkak karşılığını verecektir.
Yine onlara din ve dünya işleriyle ilgili apaçık deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki azgınlık ve kıskançlık yüzünden (tekrar) ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri konularda, kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.
Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Ve (bu hakikatin devamı olarak ahiret alemi de gelecek ki,) herkes dünyada ne kazanmışsa karşılığını görsün. (Ayrıca bilinmelidir ki;) orada kimseye (en küçük bir) haksızlık da yapılmayacaktır.
De ki: “Size hayat veren ve sonra sizi öldüren Allah’tır. Sonunda kendisinde hiçbir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi bir araya getirecektir. Fakat insanların çoğu bunu bilme(k isteme)zler.”
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün (hayatlarında anlayamadıkları) gerçekleri geçersiz kılmaya çalışanlar hüsrana uğrayacaklardır.
O gün bütün ümmetleri/insanları, bir araya toplanmış ve diz çökmüş vaziyette görürsün. Herkes, kendi hesabıyla yüzleşmeye çağrılır. (Onlara:) “Daha önce ne yaptıysanız bugün sadece onun karşılığını alacaksınız” (denir).
İnkar edenlere şöyle denir: “Ayetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir toplum olmuştunuz değil mi?”
“Gerçekten Allah’ın vaadi haktır. Kıyamet günü şüphe götürmez bir gerçektir” denildiği zaman siz demiştiniz ki: “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak birtakım tahminlerde bulunuyoruz. Onun hakkında kesin bir bilgi elde etmiş değiliz.”
(Onlara) şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı nasıl unuttuysanız, biz de bugün sizi (cennet nimetlerine kavuşturmayı) unutuyoruz. (Biliniz ki) varacağınız yer ateştir. Ve (sizi ateşten koruyacak) yardımcılarınız da olmayacaktır.”
“Bunun sebebi, sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık o gün ne ateşten çıkarılacaklar ne de Allah’ı hoşnut etmeleri (için dünyaya geri dönmeleri) kabul edilecek.
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkarcılar ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedir.
Allah’tan başka, kıyamet gününe kadar (çağrıldığında) kendilerine cevap veremeyecek (aciz) kimselere/şeylere yalvarandan/kulluk edenden/tapandan daha sapık kim olabilir? Oysa o tapınılanlar bunların yalvardıklarından habersizdirler.
Bütün insanlar (yargılanmak üzere kıyamet günü) toplandığında, (Allah’ın dışında) tapındıkları varlıklar kendilerine düşman olacaklar ve onların kendilerine tapındıklarını da ısrarla reddedecekler.
Biz insana anne ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu (karnında) güçlükle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun anne karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: “Ey Rabbim! Bana ve anne babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın faydalı işler işlememi nasip et! Benim neslimden gelenlere de iyilik bağışla! Doğrusu ben tevbe edip sana yöneldim. Ve ben gerçekten sana teslim olanlardanım.”
Ateşe sunulacakları gün inkarcılara (şöyle denir:) “Siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, (ahireti hiç düşünmeden) onlarla sefa sürdünüz. Yeryüzünde büyüklük tasladınız, haklı olan her şeye karşı mücadele ettiniz. Şimdi de yaptığınız bütün sapkınlıkların karşılığı olarak aşağılanma cezası ile cezalandırılacaksınız!”
Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçtiği Ad kavminin kardeşini (Hûd’u) hatırla! Hani Ahkaf bölgesindeki kavmini: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” diye uyarmıştı.
Onlar ise: “Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin? İddianda tutarlı olduğunu söylüyorsan bizi tehdit ettiğin şeyi (azabı) başımıza getir” dediler.
“Ey kavmimiz! Allah’ın davetine uyun, ona iman edin ki, (Allah) günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın!”
Onlar, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmayan Allah’ın ölüye yeniden hayat verme gücüne sahip olduğunu da anlamazlar mı? Evet, O, kesinlikle dilediği her şeyi yapma gücüne sahiptir!
İnkarcılar, ateşin karşısına getirileceği ve kendilerine: “Bu, gerçek değil mi?” diye sorulacağı gün: “Rabbimize andolsun ki öyledir!” diye cevap verecekler. (Bunun üzerine) Allah: “Öyleyse, hakikati inkar etmenizin karşılığı olan bu azabı tadın (bakalım)!” buyuracak.
O halde, kalpleri azim ve kararlılıkla dolu olan azim sahibi resullerin sabrettiği gibi sen de sabret. Onlar hakkında acele etme! Onlar vaad edildikleri azabı gördükleri gün, sanki (dünyada) gündüzün sadece bir saati kadar kaldıklarını sanacaklar. Bu bir duyurudur! “Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi, (elbette ki edilmez)!”
İnkar edenler ve Allah yolundan (insanları) alıkoyanlar var ya; işte Allah, onların bütün (güzel ve iyi) işlerini (hesap gününde) değersiz kılacaktır.
(Hudeybiye gününde Rıdvan biati ile) sana (samimiyetle) biat edenler (hayatları boyunca sana bağlı kalacaklarına dair söz verenler), gerçekte Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın kuvvet ve yardımı, o biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir. Artık kim (verdiği sözden) cayarsa, ancak kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a söz verdiği şeyi yerine getirirse, Allah da ona büyük bir mükafat verecektir.
Andolsun ki Allah, Resulünün gördüğü rüyanın hak olduğunu ortaya çıkaracaktır. Allah dilerse, emniyet ve güven içinde, korkmadan, (kiminiz) başlarınızı tıraş etmiş ve (kiminiz) kısaltmış olarak Mescid-i Haram’a (Kabe’ye) mutlaka gireceksiniz. Zira O, sizin bilmediğiniz nice hususları bilir. Bunun dışında (Mekke’nin fethinden) önce daha yakın bir fetih (Hayber’in fethini) lütfedeceğini bildirmektedir.
O, bütün dinlere üstün olduğunu göstermek için Resulünü hem hidayet (rehberi olan Kur’an) ile hem de hak din (olan İslam) ile göndermiştir. Buna şahit olarak da Allah yeter.
Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı kararlı ve tavizsiz, birbirlerine karşı ise çok merhametlidirler. Sen onları rükû ve secde halinde Allah’ın lütfunu ve hoşnutluğunu kazanmaya çalışırken görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta anlatılan özellikleridir. Onların bir de İncil’de anlatılan özellikleri vardır ki o da şöyledir: (Onlar) filizini yarıp çıkarmış (bir tohum gibidir ki ondan çıkan), onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir filiz gibidir. Allah, inkarcıları öfkelendirmek için onları (inananları) çoğaltır, sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip iyi işler yapanlara bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.
Ey inananlar! Size (herhangi bir kimse, özellikle de) güvenilir olmayan birisi, bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri, hala (Allah’ın hükmüne boyun eğmeyip) diğerine saldırmaya devam ederse, Allah’ın buyruğuna uyuncaya (ve savaştan vazgeçinceye) kadar, haksızlık yapan taraf ile savaşın. (Yaptıklarından) vazgeçerlerse adil bir şekilde aralarını bulun ve (her ikisine de) adil davranın çünkü Allah, adil davrananları sever.
(Bir gün) ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona: “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” (denir).
(Öldükten sonra tekrar diriliş için) Sur’a (ikinci kez) üfürülür. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür!
(O gün Rabbin huzuruna) herkes beraberinde bir muhafız ve bir de tanık (yaptıklarının kayıtlı bulunduğu Sabit Disk) ile gelir.
(Ona) “Andolsun ki sen bu hesap gününü umursamıyordun. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün pek keskindir” (denir).
Hayra engel olanları, günahkar saldırganları (ve insanlar arasında) güvensizlik ve şüphe yayanları atın cehenneme!
O gün cehenneme: “Doldun mu?” diye sorarız. O da: “daha var mı?” diye cevap verir.
O gün cennet de Allah’ın emir ve direktiflerine göre hayatlarını tanzim edenlerin görüş sahasına getirilir ve zaten (onlara) uzak da değildir.
Buraya (cennete) huzur içinde girin. Bu, ebedi hayatın başladığı gündür!
Andolsun ki (Biz), gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı evrede yarattık. Bize (bu yaratma işinden dolayı) bir yorgunluk da dokunmadı.
O halde (Ey Muhammed!) Onların söyleyeceği her şeye karşı sabırlı ol ve güneşin doğuşundan önce de (sabah namazında) batışından önce de (öğlen ve ikindi namazında) Rabbinin sınırsız ihtişamını yücelt ve O’nu (namaz ikame ederek) övgüyle an!
(Ey Muhammed!) Bir çağrıcının (meleğin) çok yakın bir yerden herkesin duyacağı şekilde çağıracağı o günle ilgili şu uyarıya kulak ver:
O gün insanlar diriliş gerçeği ile ilgili o müthiş sesi işiteceklerdir. İşte bu, bir (başka hayata) çıkış günüdür
O gün, yer yarılır ve onun içinden çıkan insanlar süratle (mahşer meydanına doğru) koşarlar. İşte (böyle) insanları (diriltip) bir arada toplamak Bizim için pek kolay olacaktır.
(Hesap ve) ceza günü kuşkusuz gerçekleşecektir.
(Onlar alaylı tavırlarıyla:) “Ceza günü ne zaman?” diye sorarlar!
O gün, onlar ateşin üzerinde azaba uğratılıp kıvrandırılacaklardır.
(Görevli melekler onlara şöyle diyecek:) “Tadın azabınızı! Çabuklaştırılmasını isteyip durduğunuz (azap) işte budur.”
(İbrahim, onların melek olduğunu anlayınca:) “O halde sizin göreviniz nedir ey elçiler?” dedi.
32-33-34. (Onlar da:) “Biz, günahkar bir kavme (Lût kavmine), üzerlerine çamurdan pişirilmiş taşlar yağdırmak için gönderildik. (Bunlar,) haddi aşanlar için Rabbinin katında damgalanmıştır” dediler.
32-33-34. (Onlar da:) “Biz, günahkar bir kavme (Lût kavmine), üzerlerine çamurdan pişirilmiş taşlar yağdırmak için gönderildik. (Bunlar,) haddi aşanlar için Rabbinin katında damgalanmıştır” dediler.
32-33-34. (Onlar da:) “Biz, günahkar bir kavme (Lût kavmine), üzerlerine çamurdan pişirilmiş taşlar yağdırmak için gönderildik. (Bunlar,) haddi aşanlar için Rabbinin katında damgalanmıştır” dediler.
Onlar ise Rablerinin buyruğuna başkaldırmışlardı, bu yüzden bakıp dururlarken onları yıldırım yakalayıvermişti.
Uyarıldıkları (azap) günlerinden dolayı vay o inkarcıların haline!
O gün gök, sarsılıp çalkalanır.
Dini yalanlayanların vay haline o gün!
O gün itilip kakılarak cehenneme atılırlar.
“(Şimdi) girin oraya (bakalım)! İster dayanın ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor.”
Yahut Rabbinin hazineleri onların elinde de bundan dolayı mı bütün gücün kendilerinde olduğunu sanıyorlar?
(Onlar inkara öyle şartlanmışlar ki;) eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile (inatlarından bu): “Üst üste yığılmış bir buluttur” derler.
Artık sen, çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.
O gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve onlara yardım da edilmeyecektir.
(Peygamberin gözlerinin) gördüğünü, kalbi yalanlamadı.
(Peygamberin) gözü (gördüğünden) kayıp şaşmadı ve (söylenenin dışına) sapmadı.
21-22. (Evlat olarak sevdiğiniz) erkek sizin de (utanç vesilesi olarak gördüğünüz ve hoşlanmayıp diri diri gömdüğünüz) dişi O’nun mu? Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.
21-22. (Evlat olarak sevdiğiniz) erkek sizin de (utanç vesilesi olarak gördüğünüz ve hoşlanmayıp diri diri gömdüğünüz) dişi O’nun mu? Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.
İyilik işleyenler, küçük kusurlar hariç, büyük günahlardan ve çirkin davranışlardan uzak dururlar. Şüphesiz senin Rabbin, bağışlayıcılığı geniş olandır. O sizi gerek ilk başta topraktan yaratırken ve gerekse annelerinizin karınlarında cenin aşamasındayken (ne olduğunuzu) çok iyi bilendir. Öyleyse kendinizi (beğenip) temize çıkarmayın (günahsız, kusursuz ve tertemiz olduğunuzu iddia ederek övünmeyin)! Çünkü o kimin kötülüklerden sakındığını herkesten iyi bilendir.
O, insan kavrayışının ötesindeki şeyin bilgisine sahip (olduğunu) ve böylece (onu açıkça) görebildiğini mi iddia ediyor?
Doğrusu hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.
Haydi (bırakın bu gafleti de) şimdi Allah’a secde edin/O’na boyun eğin ve kulluğunuzu yerine getirin!
O halde (ey Resul) sen onlardan yüz çevir (üzerlerine varma)! Gün gelecek o davetçi (melek) insanları benzeri görülmemiş bir şeye (yeniden dirilmeye ve hesap vermeye) çağıracaktır!
İnkarcılar, kendilerini çağıran görevliye doğru koşarlarken (içlerinden): “Bu çok çetin bir gündür!” diyecekler.
Biz de göğün kapılarını açarak bardak-tan su boşanırcasına yağmur yağdırdık.
Biz onların üstüne o pek talihsiz günde, her şeyi söküp atan bir kasırga gönderdik.
O topluluk yakında (Bedir gazvesinde) bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
Şüphesiz günaha batmış olanlar, (o zaman, görecekler ki) sapıklıkta ve ahmaklıkta kaybolup gitmişlerdir!
O gün (onlar), yüzüstü ateşe sürüklenecekler (ve kendilerine): “Cehennemin acısını tadın!” denilecek.
Güneş de ay da kendileri için belirlenen yörüngelerde bir hesaba göre hareket etmektedir.
(Yaratılışları gereği) bitkiler de ağaçlar da (Allah’a) secde ederler (O’nun yasalarına uygun olarak hayat sürdürürler).
O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
O halde Rabbinizin büyüklüğünü nasıl inkar edebilirsiniz?
O halde Rabbinizin ezeli ve ebedi olduğunu nasıl inkar edebilirsiniz?
O halde Rabbinizin her yere ve her şeye egemen olduğunu nasıl yalanlayabilirsiniz?
O gün ne insana ne de cine günahları hakkında bir şey sorulmaya (gerek kalmaya)cak (çünkü her şey kendiliğinden ortaya çıkacak)tır.
(O gün) suçlular simalarından tanınacak ve (cehenneme atılmak için) perçemlerinden ve ayaklarından yakalanacaktır.
(Birinci sınıf:) Sağduyulu hareket edip Allah’ın istediği şekilde yaşayarak ahiret mutluluğuna erenler, onlar ne mutlu kimselerdir!
Orada ne boş konuşmalar duyarlar ne de günaha yönelten bir çağrı.
Sağduyulu hareket edip Allah’ın istediği şekilde yaşayarak ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu o ahiret mutluluğuna erenlere!
36-37-38. Onları, ahiret mutluluğuna erenler için eşlerine düşkün ve yaşıt bakireler yaparız.
36-37-38. Onları, ahiret mutluluğuna erenler için eşlerine düşkün ve yaşıt bakireler yaparız.
36-37-38. Onları, ahiret mutluluğuna erenler için eşlerine düşkün ve yaşıt bakireler yaparız.
(Onlar) büyük günahları işlemekte ısrar ederlerdi.
Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır.
İşte bu hesap gününde onların ziyafetleridir.
(Toprağa) ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?
Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz!
90-91. Ve yine eğer (ölen kişi) sağduyu ile hareket edip Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşayarak ahiret mutluluğuna erenlerden ise, kendisine: “Selam olsun sana (ey) ahiret mutluluğuna eren kimse” (denir).
90-91. Ve yine eğer (ölen kişi) sağduyu ile hareket edip Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşayarak ahiret mutluluğuna erenlerden ise, kendisine: “Selam olsun sana (ey) ahiret mutluluğuna eren kimse” (denir).
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih etmektedir (O’nun verdiği vazifeyi icra ederek O’na karşı sorumluluğunu yerine getirmektedir). O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
O, gündüzü kısaltarak geceyi uzatır ve geceyi kısaltarak da gündüzü uzatır. Ve O, kalplerde olanı eksiksiz bilir.
Mü’min erkeklerle mü’min kadınların (iman ve iyi amelleriyle kazandıkları) nurlarının, önlerinden ve sağlarından (aydınlatıp) gitmekte olduğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: “Bugün size müjdelenen şey içlerinden ırmaklar akan, yerleşip mesken edineceğiniz cennetlerdir.” İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar iman edenlere şöyle diyecekler: “Bize bakın da sizin nurunuzdan (ışığınızdan) istifade edelim!” Onlara: “Arkanıza (dünyaya) dönün de (burası için bir) nur arayın!” denilecek. Derken aralarına kapısı olan bir duvar çekilecek. Bu duvarın, (münafıklar pişmanlık içinde mü’minleri izleyecekleri) bir kapısı olup, onun (mü’minlerin bulunduğu) iç tarafında rahmet, (münafıkların bulunduğu) dış tarafında ise azap vardır.
(Ey münafıklar!) Bugün ne sizden ve ne de inkarcılardan (kurtuluş için) fidye kabul edilmez. (Yaptıklarınız yüzünden) varacağınız yer cehennem ateşidir. Size layık olan da odur. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!
Allah’tan gelen öğütlerin ve O’nun indirdiği gerçeğin (Kur’an’ın) etkisi ile mü’minlerin kalplerinin yumuşayacağı, ürpereceği gün hala gelmedi mi? (Mü’minler) daha önce kendilerine kutsal kitap verilenler gibi olmasınlar. Uzun zaman geçince onların kalpleri katılaştı ve çoğu yoldan çıkmış kimseler oldu.
Andolsun, biz resullerimizi apaçık delillerle/kanıtlarla gönderdik ve beraberlerinde kitaplar indirdik ve insanlar arasında adaleti ve hukukun üstünlüğünü sağlayacak değer ölçüleri koyduk. Ayrıca insanlar için çok faydaları bulunan ve güçlü bir madde olan demiri indirdik (yarattık ki insanlar ondan yararlansın). Böylece Allah, Kendisini görmedikleri halde hem Kendi davasına hem de resullerine yardım edenleri ortaya çıkarsın. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, her işte üstün ve mutlak galiptir.
Ey inananlar! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ve O’nun resullerine inanın ki O, size rahmetinden iki hisse versin, ayrıca sizin için aydınlığında yol alacağınız bir nur var etsin ve sizi bağışlasın. Zira Allah, günahları çok bağışlayandır, (bilhassa mü’min kullarına karşı) merhameti bol olandır.
Eğer Allah, (yaptıkları yüzünden) onların sürgüne gitmelerine hükmetmemiş olsaydı, elbette onları dünyada (başka şekilde) cezalandıracaktı. Ahirette ise onlar için cehennem azabı vardır.
Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları (muhacirleri) kendilerine tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte onlardır kurtuluşa erenlerdir.
Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, (onca cesametine rağmen) dağın ezilip büzülerek Allah(’ın rızasını kazanamama ve mesajın sorumluluğunu yerine getirememe) korkusuyla paramparça olduğunu görürdün. İşte (bütün) bu örnekleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.
O, yaratan, (bir uygunluk içinde) yoktan var eden, (yarattıklarına) şekil veren Allah’tır. En güzel isimler/sıfatlar O’nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O’nun şanına yakışır şekilde vazifesini icra etmektedir. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder (O’nun verdiği vazifeyi icra ederek O’na karşı sorumluluğunu yerine getirir). O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
İslam’a çağrıldığı halde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir (söyler misiniz)? Allah, zalimler topluluğunu (zulme devam ettikleri müddetçe) doğru yola erdirmez.
(Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirsin. İşte bu en büyük kurtuluştur.
Ey inananlar! Allah’ın (dininin) yardımcıları (hizmetçileri) olun! Meryem oğlu İsa’nın havarilere: “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kim (olacak)?” diye sorduğunda, havariler; “Allah’ın (dininin) yardımcıları bizleriz” dedikleri gibi (siz de öyle deyin ve Allah’ın dininin yardımcıları olun!). Sonuçta İsrailoğullarından bir kısmı iman etmiş, bir kısmı da inkarda direnmişti. Nihayet Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı desteklemiştik de onlar düşmanlarına üstün gelmişlerdi.
Göklerde ve yerde olan her şey, mülkün sahibi, eksiklikten ve noksanlıktan uzak, Aziz ve Hakim olan Allah’ı tesbih eder (O’nun verdiği vazifeyi icra ederek O’na karşı sorumluluğunu yerine getirir).
Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklü eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini anlamaktan geri duranların durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu (kötü niyet ve eylemleri yüzünden) doğru yola iletmez.
De ki: “Ey Yahudiler! Siz diğer insanların değil de yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız. Eğer bu iddianızda da samimi iseniz, ölümü dileyin (de dostunuza bir an önce kavuşun) bakalım!”
Ama onlar daha önce işledikleri günahlar yüzünden, ölümü hiçbir zaman isteyemezler. Allah zalimleri çok iyi bilir.
De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm sizi mutlaka bulacaktır. Sonra da gaybı ve şahadeti (duyuların ötesini ve onların algı sahasına giren her şeyi) bilen (Allah’ın) huzuruna çıkarılacaksınız. Ve size (dünyada iken) yapıp ettikleriniz bir bir haber verilecektir.”
Ey inananlar! Cuma günü namazı ikame etmek (ve hutbeyi dinlemek) için çağrı yapıldığı zaman, alışverişi bırakarak hemen Allah’ın zikrine/öğüdüne koşun! Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ı tesbih eder (O’nun koyduğu yasalara boyun eğerek, O’na karşı sorumluluğunu yerine getirir). Mutlak otorite O’nundur ve bütün övgüler O’na mahsustur. O dilediğini yapmaya gücü yetendir.
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak gerektiği gibi O yarattı. Size (birbirinin aynısı olmayan) şekil verdi ve şeklinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O’nadır.
Toplanma gününde Allah sizi (mutlaka) bir araya getirecektir. O gün, aldanışın ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah’a inanır, makbul ve güzel işler yaparsa, Allah onun günahlarını siler ve devamlı kalmak üzere içinden ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte en büyük kurtuluş ve saadet budur.
İddet müddetlerini doldurduklarında (ayrı ayrı iki defa boşadığınız eşlerinizi) ya meşru ölçüler içerisinde (nikahınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın ve (her iki durum için de) içinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın! İşte bütün bunlar Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere verilen öğütlerdir. Kim Allah’ın koyduğu hükümler konusunda duyarlı ve bilinçli davranırsa, (Allah) ona (selamete) ulaşacak bir çıkış yolu açar.
Bütün bu (anlatılan hükümler) Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’ın bu hükümleri konusunda duyarlı ve bilinçli davranırsa, Allah onun günahlarını bağışlar ve ona büyük mükafatlar verir.
(Boşadığınız ve sürelerini bekleyen) kadınları gücünüz nispetinde, (bekleme süreleri sona erinceye kadar) oturduğunuz evlerin bir bölümünde (ihtiyaçlarını karşılayarak) oturtun. Çıkıp gitmeleri için onlara baskı yapmayın! Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar onların geçimlerini sağlayın! Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın! Eğer (anlaşmakta) güçlük çekerseniz, çocuğu bir başka kadın emzirebilir.
Allah O’dur ki, yedi (kat) sema ve yerden de bir o kadarını yaratmıştır. Allah’ın (yaratıcı) iradesi, bütün bu yarattıkları aracılığıyla kesintisiz tecelli eder ki Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi yasalarıyla kuşattığını göresiniz.
Ey inkarcılar! Bugün boşuna mazeret ileri sürmeyin! (Dünyada iken) ne yapmışsanız, bugün onun karşılığını göreceksiniz” (denir).
Ey inananlar! Allah’a içtenlikle (bir daha yapmamaya karar vererek) tevbe edin! (Böyle yaparsanız) umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, nebiyi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların nuru (o gün), önlerini ve yanlarını aydınlatacak ve onlar hep şöyle dua edecekler: “Ey Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla (cennete girinceye kadar sönmesin). Ve bizi bağışla! Çünkü sen her şeye gücü yetensin!”
Allah, inananlara, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o: “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.
(Yine inananlara) ırzını ve iffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de Allah örnek verdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Meryem Rabbinin sözlerini ve vahyettiklerinin doğruluğunu kabul etmiş ve (Rabbine) gönülden bağlananlardan olmuştu.
Sonra gözünü iki kez daha çevir bak. Göz aradığı -ki kesinlikle olmayan- kusuru, çelişkiyi bulmaktan umudu keserek yorgun ve bitkin olarak sana dönecektir.
Böylece (onlar) günahlarını itiraf ederler. (Onların yüzlerine karşı şöyle denir:) Çılgınca yanan ateşe müstahak olanlar (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun!
Gökte olduğunu zannettiğiniz (ama her yerde olan) Allah’ın, (yaptıklarınız yüzünden) sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? (Ey Mekkeliler!) O vakit bir de bakarsınız, arz çalkalanıp duruyor.
Evet o gökte olduğunu zannettiğiniz Allah’ın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermeyeceğinden emin misiniz? (Siz o zaman) tehdidim nasılmış bileceksiniz!
“Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit (edip durduğunuz azap) ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
Fakat azabı gördükleri zaman, inkarcıların yüzleri simsiyah kesilecek ve (kendilerine): “İşte sizin arayıp durduğunuz (azap) budur” denilecektir.
De ki: “O (Allah), Rahmandır (varlık aleminde bulunan bütün yarattıklarına merhamet edip nimet verendir). Biz O’na inanmış ve O’na güvenmişiz. Siz kimin apaçık sapıklıkta olduğunu yakında öğreneceksiniz!”
Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığını ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten daha iyi bilendir.
Hayrı engelleyenlere, saldırganlara (hak hukuk tanımayanlara), olabildiğince günah işleyenlere,
“Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın!”
(Kendi bahçeleri olduğunu anladıklarında ise:) “Olamaz, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) mahrum bırakıldık” (dediler).
Öyle ya, Allah’a yürekten bağlı olanlarla günahkarları bir mi tutacağız?
O ezici gücün kendini gösterip dizde dermanın kalmayacağı ve (bütün insanların) secdeye davet edileceği gün, (inkarcılar secde etmeye) güç yetiremeyecekler.
Ya da gaybın bilgisinin kendi kavrayış alanları içinde olduğunu ve böylece onu yazabileceklerini mi (sanıyorlar)?
Sen Rabbinin (inkarcılara mühlet vermesine dair) hükmünü sabırla bekle! Balığın yuttuğu (Yunus) gibi olma! O, balığın karnında (inanmayan kavmini rabbinden izinsiz terk ettiği için pişman olmuş) pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
O gerçekleşecek olan (kıyametin ne yaman bir şey olduğunu) sen bir bilsen!
Allah onların kökünü kazımak için o kasırgayı üzerlerine yedi gece, sekiz gün kesintisiz olarak salıverdi. Öyle ki sen (o zaman orada olsaydın), o halkı, içi boş hurma kütükleri gibi yerlere serilmiş görürdün.
İşte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.
Melekler de o gün göğün etrafındadır. O gün Rabbinin tahtını/arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) taşır.
O gün, size ait hiçbir sır gizli kalmayacak ve (hepiniz hesap vermek ve hayatına devam etmek üzere Allah’ın huzuruna) arz olunacaksınız.
(Onlara:) “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için” denilecek.
“Bundan dolayı, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur.”
Onu (bilinçli) günah işleyenden başkası yemez.”
Elbette Biz, içinizde (Hakkı) yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz.
O’nun sahip olduğu varlıklara, melekler ve Ruh (Cebrail), bir günde yükselir ki; o bir gün (sizin hesabınıza göre) elli bin yıl sürebilecek bir zamandır.
O gün gök, erimiş maden gibi olacak.
11-14. Onlar birbirlerine gösterilecekler (fakat birbirlerinden yararlanamayacaklar). Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini himaye etmiş olan bütün akrabalarını ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmak isteyecek.
11-14. Onlar birbirlerine gösterilecekler (fakat birbirlerinden yararlanamayacaklar). Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini himaye etmiş olan bütün akrabalarını ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmak isteyecek.
11-14. Onlar birbirlerine gösterilecekler (fakat birbirlerinden yararlanamayacaklar). Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini himaye etmiş olan bütün akrabalarını ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmak isteyecek.
11-14. Onlar birbirlerine gösterilecekler (fakat birbirlerinden yararlanamayacaklar). Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini himaye etmiş olan bütün akrabalarını ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmak isteyecek.
11-14. Onlar birbirlerine gösterilecekler (fakat birbirlerinden yararlanamayacaklar). Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini himaye etmiş olan bütün akrabalarını ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmak isteyecek.
(Fakat) ona bir hayır dokunduğunda (nimet verildiğinde) eli sıkıdır (cimrilik eder).
Ancak Hak’tan yana duranlar/fıtratına uygun yaşayanlar bunun dışındadır.
Onlar hesap gününü içtenlikle doğrularlar (ve çalışmalarını bu bilinç üzerine inşa ederler).
İş onların sandığı gibi değil. Bütün gündoğumu ve günbatımı (güneşin doğduğu ve battığı) noktaların bütün hareketlerinin Rabbine yemin olsun ki, elbette Biz her şeye kadiriz.
Şu halde sen, kendilerine vaad edilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp oynasınlar, oyalansınlar.
O kıyamet günü onlar, sanki belirlenmiş bir hedefe koşturuyorlarmış gibi menzillerinden çıkıp süratle koşacaklar.
O gün, onların gözlerini korku bürüyecek, yüzlerini zillet kaplayacaktır. İşte, onlara vaad edilen gün bu gündür.
(Allah) Günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah’ın takdir ettiği ecel (ölüm) gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bilseniz (de imam etseniz)!”
Nihayet, (uzun zaman süren tebliğin ardından Nuh) şöyle münacatta bulundu: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.
Dedim ki: “Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Çünkü O, çok bağışlayandır.”
“Aralarında Ay’a aydınlık verdi ve Güneş’in ışık saçmasını sağladı.”
(Ey Resul!) De ki: “Bana, cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinlediği ve (kendi toplumlarına gidip) şöyle dediği vahyolundu:
“Oysa biz (Peygamberin gönderilmesinden önce) haber dinlemek için göğün bazı yerlerine otururduk. Ama şimdi kim dinlemeye kalkışırsa, derhal kendini gözetleyip izleyen bir alevle karşılaşıyor.”
Onlar kendilerine yönelik tehditlerin somut olarak gerçekleştiğini (kıyameti/azabı) gördüklerinde hangi tarafın destek bakımından zayıf ve sayıca az olduğunu anlayacaklardır.
Doğrusu gece vakti (motivasyon bakımından) zihin (gündüzden) daha zinde olur. Okunanlar daha da berraklaşır (derin anlamlara nüfuz eder).
Zira gündüz, senin uzun süre uğraşacağın işler olacaktır.
O doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka İlah yoktur. O halde sen yalnız O’na sığın, yalnız O’na güven!
O gün, şiddetli bir sarsıntıyla yeryüzü ve dağlar sarsılır ve hepsi de esintiyle tozan kum yığınlarına döner.
Hal böyle iken hala küfürde direnmeye devam ederseniz, çocukların bile ak saçlı ihtiyara çevrileceği bir gün(ün şiddeti)den nasıl korunacaksınız?
O günün dehşetinden gökler bile parçalanır ve Allah’ın sözü kesinlikle yerine gelir.
Senin ve bazı arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümünü ya yarısını ya da üçte birini uyanık/ayakta geçirdiğini Rabbin biliyor. Gecenin ve gündüzün sürelerini yaratan ve belirleyen Allah’tır. O, sizin buna dayanamayacağınızı bildiği için yükünüzü hafifletti (farz kılmayıp onu kolaylaştırdı). Onun için Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun (gece ibadetini kolayınıza geldiği gibi yapın). Aranızda hastalar olacağını, bir bölümünüzün Allah’ın lütfettiği geçim payını elde edebilmek için yeryüzünde oradan oraya koşacağını, bir bölümünüzün de O’nun yolunda savaşacağını Allah biliyor. Öyleyse ondan kolayınıza gelecek kadar okuyun. Namazı aksatmadan ikame edin ve zekatı verin. Allah’a gönül hoşluğu ile farz olandan başka hayırlar ve infaklar da yapın. Çünkü hayır olarak ne yaparsanız onu Allah yanında daha kıymetli ve mükafatı daha büyük olarak bulacaksınız ve Allah’tan bağışlanmanızı dileyin. Hiç kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
İşte o gün çok zor bir gün olacak,
Sakar’ın ne olduğunu bilir misin?
Biz o cehennemin muhafızlarını hep meleklerden ibaret kıldık. Sayılarını da ancak inkarcılar için bir sınav yaptık. Kendilerine kitap verilenler de Kur’an’ın hak olduğuna inansınlar (çünkü onların kitaplarında da bu meleklerin sayısı on dokuzdur). İnananlar da imanlarını artırsın. Kendilerine kitap verilenlerle mü’minler (böylece) şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık olan münafıklar ile inkarcılar da neticede: “Allah, bu örnek ile ne anlatmak istemiş olabilir?” desinler. Böylece Allah dileyeni sapıklıkta bırakır, dileyeni de doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilemez. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
(İyi bilin ki; hesap günü) herkes (dünyada) yaptıklarının esiri olacaktır.
Yalnız dürüstlüğü ve erdemli olmayı başararak ahiret mutluluğuna erenler hariç.
“Kendilerini günaha kaptıran günahkarlarla birlikte günaha dalardık.”
Hesap gününü de yalan sayardık.”
“O kıyamet günü ne zaman?” diye sorar.
Güneş ile Ay bir araya getirildiği zaman.
O gün insan: “Kaçacak yer yok mu?” diyecek.
Hayır, (o günün dehşetinden kurtulmak için) sığınılacak hiçbir yer yoktur.
O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
O gün insana, yaptığı ve (yapmak zorunda olduğu halde) yapmadığı her şey bir bir bildirilecektir.
O gün birtakım yüzler sevinçten parlayacak.
O gün birtakım yüzler de asık olacak.
O gün yalnız Rabbine doğru sevkiyat vardır.
(O iyi insanlar, o kimselerdir ki) üzerlerine aldıkları sorumlulukları yerine getirirler ve azabı salgın olan bir günden (kıyametten) korkarlar.
Çünkü biz, yüzleri asık duruma getiren çetin bir günde Rabbimizin azabından korkarız.”
(Bu sebeple) Allah da onları, o dehşetli günün azabından korur ve bir aydınlığa ve sevince kavuşturur.
Orada sedirlere uzanırlar ve ne (yakıcı bir) güneş, ne de şiddetli bir soğuk görürler.
(Cennet ehlinin) çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler (garsonlar) dolaşır.
Öyleyse, Rabbinin hükmünü sabırla bekle! Onların günahkarlarına da nankörlerine de boyun eğme!
Sabah akşam Rabbinin adını/şanını an (O’nunla beraber olduğunu unutma)!
Doğrusu onlar, şu geçici dünyayı severler ve önlerindeki o zorlu günü göz ardı ederler.
Vaad olunduğunuz, (kıyamet) mutlaka vuku bulacaktır.
(Bunları duyanlar şöyle derler:) Bütün bunlar hangi gün gerçekleşecek?
(Doğru ile eğrinin, hak ile batılın) birbirinden ayrılıp hükme bağlanacağı gün (gerçekleşecek).
Hüküm ve ayırım gününün ne olduğunu biliyor musun?
(Bunu) yalanlayanların o gün vay haline!
(Allah’ın ayetlerini) yalanlayanların o gün vay haline!
(Allah’ın kudretini) yalanlayanların o gün vay haline!
(Bütün bu nimetleri) inkar edenlerin o gün vay haline!
(Kıyameti inkar edenlere o gün şöyle denir): Haydi yalan saydığınız azaba gidin.
(Bu durumu) yalan sayanların, o gün vay haline!
Bu (gün, hakka karşı direnenlerin) konuşamayacakları gündür.
Hakka karşı direnenlerin, o gün vay haline!
Bu (gün), sizi ve önceki ümmetleri topladığımız doğru ile eğrinin, Hak ile batılın ayrıldığı gündür.
(Öldükten sonra dirilmeyi) inkar edenlerin o gün vay haline!
(Cenneti) inkar edenlerin, o gün vay haline!
(Ey inkarcılar!) Siz (bu cennet nimetlerine karşılık) dünya nimetlerinden yiyin ve bir süre daha sefanızı sürün bakalım. Fakat şunu iyi bilin ki sizler gerçekten suçlu günahkarlarsınız.
Allah’ın emirlerini ciddiye almayan (günahkarların) o gün vay haline!
Allah’ın emirlerini dikkate almayan isyankarların o gün vay haline!
Gündüzü de bir geçim vakti yapmadık mı?
14-15-16. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için rüzgarların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıl şarıl su indirmedik mi?
14-15-16. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için rüzgarların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıl şarıl su indirmedik mi?
14-15-16. Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için rüzgarların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıl şarıl su indirmedik mi?
Şüphesiz ki, (doğru ile yanlışın, haklı ile haksızın ayırt edileceği) o ayrılma gününün (kıyametin) belirlenmiş bir vakti vardır.
O gün, Sur’a üflenir ve siz (menzillerinizden kalkıp mahşere) gruplar halinde gelirsiniz.
O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur.
(Bütün bunlar yaptıklarına) uygun bir ceza olarak (verilecek).
O, göklerin yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. Rahman’dır; şefkat ve merhametiyle yarattıklarına nimetler lütfedendir. Ve o gün hiç kimse O’na karşı sesini yükseltme (itiraz etme) gücüne sahip değildir.
O gün Ruh (Cebrail) ve (diğer) meleklerin saf saf sıralandıkları gündür. Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşmayacak ve (izin verilenler, yalnız) doğruyu söyleyecek.
İşte bu kıyamet günü, geleceği kesin olan bir gündür. Artık dileyen, Rabbine varacak bir yol edinsin (inansın ve Allah için faydalı işler yapsın).
Biz, gelmesi yakın olan bir azapla sizleri uyardık. O gün gelecek ve herkes, dünyada yapıp ettiği bütün işleri önünde bulacaktır. İşte o zaman inanmayan kimse: “Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!” diyecek.
O gün (Sur’a) ilk üfürüş şiddetle sarsacak (ilk ölüm ve kıyametin birinci kopuşu gerçekleşecek).
O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacak.
O göğün gecesini karanlık yaptı, gündüzünü aydınlattı.
O gün insan, (dünya hayatında) yaptıklarını bir bir hatırlayacak.
34-35-36. O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.
34-35-36. O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.
34-35-36. O gün kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.
O gün, onlardan her birinin kendine yetecek bir derdi vardır.
O gün birtakım yüzler vardır ki, parıldarlar,
O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.
İşte onlar, inkarcılardır, günaha dalanlardır.
Güneş dürüldüğü (ve ziyası söndürüldüğü),
Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,
Göğün örtüsü sıyrıldığı (her şeyin gün yüzüne çıktığı),
Zaten siz ancak, alemlerin Rabbi olan Allah’ın iradesinin tecellisine uygun olması halinde, iradenizi ve tercihinizi kullanabilirsiniz.
O, seni yarattı, düzgün hale koydu, en güzel ölçülerle birleştirdi.
Olacak şey değil! (Bütün bunlara şükretmediğiniz gibi) hesap gününü de inkar ediyorsunuz.
Onlar (o inkar ettikleri) hesap günü oraya gireceklerdir.
Hesap gününün ne olduğunu sen bilir misin?
Evet, bilir misin nedir o hesap günü?
O gün kimsenin kimseye faydası olmaz. O gün bütün yetkiler sadece Allah’a aittir.
O vaad olunan (kıyamet) gün(ün)e,
Kıyamet günü şahitlik eden peygamberlere ve onların şahitlik ettiği ümmetlere andolsun ki;
Tarık’ın ne olduğunu bilir misin sen?
Bütün sırların ortaya döküleceği o kıyamet günü,
Yüce Rabbinin yasalarına uygun olarak hareket et!
O gün birtakım yüzler (korkudan) zillete bürünecek.
Yorgun ve bitkin (olacaklar).
O gün birtakım yüzler de vardır ki, nimet içinde mutlu olacaklar.
O gün cehennem getirilip ortaya konur. İşte o gün insan yaptıklarını bir bir hatırlar. Ama bu hatırlamanın ona hiçbir faydası yoktur (çünkü iş işten geçmiştir)!
O gün, O’nun (Allah’ın) azabı hiç kimsenin azabına benzemez.
O, köle azad etmektir (tutsakları özgürlüğüne kavuşturmaktır).
İşte bunlar Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşayarak ahiret mutluluğuna erenlerdir.
Güneşe ve onun aydınlığına,
(Güneşin) ışığını ortaya çıkarıp gösteren gündüze,
(Gündüzün) aydınlığını bürüdüğü zaman geceye,
İnsana ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene,
Kim de kendini geliştirmeyip (isyan ve günahla) kötülüğe gömerse, o kesinlikle kaybedecektir.
Bütün parlaklığıyla ortaya çıkan gündüze,
Her kim (Allah için) verir ve O’na karşı muhtaç olduğunun bilinciyle yaşarsa
Buna karşılık, Yaratıcısına karşı sorumluluğunun bilincinde olan hep ondan uzak tutulacaktır.
Öyleyse (sıkıntıdan) kurtulduğun zaman yeni bir çalışmaya koyul (tebliğe devam et)!
O halde (ey insan!) Bütün bu gerçeklerden sonra sana hesap gününü yalanlatan nedir?
(Bu adam,) Allah’ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?
Hayır hayır! Eğer bu kişi tutumundan vazgeçmezse o yalancı günahkarı perçeminden (saçından) yakalayıp (cehenneme) sürükleyeceğiz.
Biz de o gün zebanileri (cehennem görevlilerini) çağıracağız.
Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
4-5. İşte o gün (yeryüzü), Rabbinin kendisine bildirdiği haberleri (olup biten her şeyi) anlatacaktır.
4-5. İşte o gün (yeryüzü), Rabbinin kendisine bildirdiği haberleri (olup biten her şeyi) anlatacaktır.
İşte o dehşet günü bütün insanlar, yaptıkları kendilerine gösterilmek üzere darmadağın bir halde ortaya çıkacaktır.
İşte o gün Rableri, onların yaptıklarını kendilerine bir bir bildirecektir.
O öyle bir gündür ki; o gün insanlar, çırpınarak etrafa yayılan küçük kelebekleri andıracak.
6-7. İşte (o gün) kimin tartı(da iyilik)leri ağır gelirse, işte o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacak.
6-7. İşte (o gün) kimin tartı(da iyilik)leri ağır gelirse, işte o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacak.
Evet, evet! Siz, (bunun ne kadar kötü bir şey olduğunu) yakında bileceksiniz!
İş, sizin bildiğiniz gibi değil! Eğer siz bu övünmenin neye mal olduğunu tam kavramış olsaydınız (böyle yapmaz, mal mülk ve evlat gibi dünyalıklarla övünmezdiniz).
Nihayet o gün size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz!
Yoksulun karnını doyurma sorumluluğunu umursamayan kimse.
Ve insanları, Allah’ın dinine (İslam’a) bölükler halinde girerlerken gördüğün zaman,
Designed by ÖFK En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir. |