Hattâ iżâ-stey-ese-rrusulu vezannû ennehum kad kużibû câehum nasrunâ fenucciye men neşâ/(u)(s) velâ yuraddu be/sunâ ‘ani-lkavmi-lmucrimîn(e)
Sonucu peygamberler, tamamıyla ümitlerini kesip tamamıyla inkar edileceklerini sandıkları zaman yardımımız gelmiştir de dilediğimizi kurtarmışızdır. Fakat azabımız, suçlu topluluktan hiçbir suretle geriye çevrilemez.
Hatta ki (sonunda görevli) resuller (halktan) umutlarını kestikleri, (şeksiz ve şeriksiz iman eden çok az kimselerin bile cihaddan ve davadan yan çizdikleri,) artık kesinlikle tekzip edilip benimsenmedikleri (kavimlerinin asla gerçek imana gelmeyecekleri ve Hakk çağrıya-davaya destek vermeyecekleri zan ve) kanaatinin (iyice yerleştiği) bir sırada, (aniden ve beklenmedik şekilde) yardımımız onlara yetişip gelmiş (zafer kapıları açılıvermiştir. Böylece) Bizim dilediğimiz (ve desteklediğimiz) kimseler kurtuluvermişti. Azgın mücrimler takımından ise zorlu azabımız (ve intikamımız) asla geri çevrilmeyecektir. (Yani; bir avuç mücahit ve müstakim mü’minin, sayıca ve imkân bakımından en zaif ve en çaresiz göründükleri bir süreçte, onlar zafere eriştirilecektir.)
Önceden gönderdiğimiz elçilerin hepsi, uzun süre baskı ve zulümle karşı karşıya kalmışlar, ta ki nerdeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve yalanlandıklarını gördükleri bir sırada, bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimiz kimseleri kurtarmış, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenleri ise, yok etmişizdir. Çünkü azabımız, günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilmez.
Nihayet Rasullerin ümitlerini kestikleri; tâbilerinin rasulleri yalana âlet edilmiş kimseler sandıkları bir sırada, onlara yardımımız gelip yetişti. Sünnetimize, düzenimizin yasalarına uygun olarak, irademizin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseler kurtarıldı. İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu, günahkâr bir topluluktan azâbımız geri çevrilmez.
Nihayet peygamberler ümitlerini kestiklerinde ve (insanlar onların) yalanlandıklarını sandıklarında onlara yardımımız ulaştı ve dilediğimiz kurtarıldı. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilmez.
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
Nihayet Peygamberler, kendilerini yalanlayan kavimlerinin iman etmelerinden ümidlerini kesince ve tekzip edildiklerini anlayınca, kendilerine zaferimiz geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Bizim azabımız, mücrimler topluluğundan geri çevrilmez.
Nihayet o gönderdiğimiz peygamberler ümitsiz, tamamıyla yalanlandıklarını sandıkları(*) zaman, yardımımız onlara geldi, istediklerimiz kurtarıldı. Fakat ağır olan azabımız, suçlu olan toplumdan geri çevrilmez.
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalancı sanıldıklarını anladıklarında, onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.[227]
Peygamberler umut keserek, yalanlamış oldukların bildiler, yardımımız erişmiştir onlara, kurtarırız dilediğimiz kimseyi, günah yapan bir ulustan kimse, geri döndüremez bizim azabımızı
Nihayet, o resuller neredeyse büsbütün ümitlerini kaybettikleri ve yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada onlara yardımımız geldi de böylece dilediğimiz kimseler (davete uydukları için) kurtuluşa erdirildi. Suçlu, günahkârlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
Rasûllerimiz me’yûs oldukları ve ahâlî kendilerinin yalancı olduklarını zan iylediği zamân biz rasûllerimize zahîr olduk. Biz istediğimizi halâs ideriz ve ’azâbımız mücrim kavimlerin başından gitmez.
Öyle ki, peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemeyecektir.
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalancı sayıldıklarını anladıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Fakat, suça gömülmüş olanlardan azabımız geri çevrilmez.
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.
Nihayet Peygamberler ümidlerini kesecek hale geldikleri ve onlar yalana çıkarıldılar zannettikleri vakıt onlara nusratımız geldi de dileklerimiz necata irdirildi, mücrimler güruhundan ise azâbımız giri döndürülmez
Nihâyet o peygamberler (ısrarla/inatla hakkı inkâr etmelerinden ötürü, kavimlerinin îmân etmelerinden yana) umutlarını yitirdikleri (yaşadıkları sıkıntıların ve uğradıkları zulmün had safhaya ulaştığı) ve (kavimleri tarafından) kesin bir şekilde yalanladıklarını anladıkları bir zamanda, onlara yardımımız gelmiş ve (böylece) dilediğimiz kimseler (peygamber ve ona tabi olan mü’minler) kurtarılmıştı. Bizim azabımız, suçlular (kâfirler) topluluğundan asla geri çevrilmez!
Ne zaman ki resûller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlu halklardan geri çevrilmez.
Hattâ o peygamberler (kavmlerinin îmanından) ümidlerini kesib de onların (va'd edildikleri nusret-i ilâhiyye hususunda) muhakkak yalana çıkarıldıklarını zannetdikleri sırada onlara nusretimiz yetişib gelmiş, biz kimi dilersek o (ya'ni peygamberler ve tabileri) kurtuluşa erdirilmişdir. Günahkârlar güruhundan ise azabımız asla döndürülmeyecekdir.
Nihâyet peygamberler (o kavimlerin îmâna gelmelerinden) ümidlerini kestiği ve(o kavimler de) gerçekten onların (o peygamberlerin) yalancı çıkarıldıklarını zannettikleri bir sırada kendilerine yardımımız geldi de dilediğimiz kimseler (o azabdan) kurtarıldı. Hâlbuki günahkârlar topluluğundan azâbımız geri çevrilmez.
Nihayet elçiler, kendilerini yalanlayan kavimlerinin iman etmelerinden ümitlerini kesince ve tekzip edildiklerini anlayınca, kendilerine zaferimiz geldi ve (inanıp iyi işler yapmaları nedeniyle) dilediğimiz kimseler kurtarılmış oldu. Oysa azabımız, suç işlemekte ısrar eden (cezayı hak eden) topluluktan asla geri çevrilmez. *
Resullerden, insanların kendilerine inanmadıklarını görüp ümitleri tükendiği ve yalanlandıkları bir zamanda yardımımız onlara yetişmiştir. Sonrada dilediklerimizi azabımızdan kurtarmışızdır. Suçlu bir toplumdan azabımız asla geri çevrilemez.
Elçiler umutlarını kesmişler, kendilerinin yalancı yerine konulduğunu açıktan açığa görmüşlerdi. Bu sırada yardımımızı onlara eriştirmişizdir. Biz kimi dilersek onu kurtarırız. Azabımız ise suçlular takımı üzerinden eksik olmaz.
O kadar mühlet verilmişti ki nihayet peygamberler bile ye/se düşmüşler, halk peygamberlere vaadettikleri hususta yalan vâde verilmiştir, zannında bulunmuşlardı [⁶]. İşte o vakit onlara yardımımız yetişti, biz dilediğimizi kurtarırız. Şiddetimiz günahkârlardan hiçbir veçhile geri çevrilmez.
O elçiler öyle ümitsizliğe kapılıp yalanlandıklarını zannettikleri sırada, onlara yardımımız geldi ve böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa kavuştular. Bizim azabımız suçlulardan/günahkârlardan [mucrimîn] asla geri çevrilmez.
Nihayet peygamberlerin (halkın iman etmesinden) ümitsizliğe düştükleri ve halkın (peygamberlerce) kendilerine yalan söylendiğini sandıkları bir sırada onlara yardımımız geldi de biz kimi dilersek o kurtuluşa erdirildi. Azabımız suçlu topluluktan geri çevrilecek değildir.
Şu anda içinde bulundukları refah ve zenginlik, kâfirleri aldatmasın. Öte yandan, uğradıkları sıkıntılar da müminleri yılgınlığa düşürmesin. Nitekim, önceki elçilerimiz de aynı sıkıntılarla yüz yüze gelmişlerdi. Nihâyet elçiler, kâfirlerin iman etmesinden iyice ümit kestikleri ve yalancı çıkacaklarını düşünmeye başladıkları bir sırada, yardımımız yetişiverdi imdatlarına; böylece, dilediklerimiz azaptan kurtarıldı. Kâfirler de en ağır cezaya çarptırıldı. Çünkü azâbımız, suç işlemekte ısrar eden bir toplumdan asla geri çevrilmez!
Nihayet Rasûller ümitsizliğe düştüler ve kesinlikle, yalanlandıklarını zannettiler, o anda onlara bizim yardımımız geldi. Dileyeceğimiz kimseleri kurtarırız.
Suçlu Kavim’den de bizim sıkıntı azâbımız geri döndürülmez.
Sonunda elçilerimiz, tam da yalan ithamlardan pes etmek üzere iken, yardımlarımız ulaşmış, kurtulmasını istediklerimiz kurtulmuştur. Ama suçlu toplumlara verilen cezadan asla geri dönüş olmamıştır.
Ne zaman elçiler umutlarını kestiler, kendilerinin yalancı sayıldıklarına inandılar, işte o sırada onlara yardımımız geldi. Dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Suçlular topluluğundan asla azabımız geri çevrilmez.
Sonunda elçiler ümitlerini yitirip de kendilerinin (ümmetleri tarafından) yalanlandıklarını kesin olarak anladıkları sırada [*] onlara yardımımız gelmiş [*]ve dilediğimiz kimse(ler) kurtarılmıştır. Azabımız, suçlular topluluğundan geri döndürülemez.
Peygamberlere yardımımız hep tam umutlarını kesip de kendilerinin gerçekten yalanlandıklarını sandıklarında gelmiştir. Ve Biz, kimi dilediysek o kurtulmuştur. Bizim azabımıza karşı günâhkârlar topluluğu, (bir başkası tarafından) asla korunamaz.
[Önceki elçilerimizin hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır;] nihayet ¹⁰⁶ bu elçiler neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri ¹⁰⁷ bir sırada Bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır [hakkı inkar edenleri ise yok etmişizdir]: çünkü azabımız günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilemez.
O elçiler ümitlerinin son noktasına geldiklerinde ve tam yalanlandıklarına kanaat getirdiklerinde; bizim onlara yardımımız yetişmiş ve bizden umutlarını kesmeyenleri kurtardık. Zira bizim azabımız suça batmış toplumlardan asla geri döndürülemez! 10/103, 30/47, 40/51
(Önceki) rasuller (öylesine zorlandılar ki), en sonunda neredeyse (toplumlarına ilişkin) tüm umutlarını yitirdiler; artık iyiden iyiye aldatıldıklarını/yalanla(n)dıklarını zannetmeye başlayınca,[¹⁹²⁸] yardımımız kendilerine ulaştı; sonuçta istediğimizi kurtuluşa ulaştırmışızdır; fakat azabımız günaha gömülüp gitmiş bir toplumdan asla geri çevrilmez.
(Ey Muhammed, müşriklerin eziyetlerine "o azap da ne zaman?” diye alay etmelerine de katlan, nitekim) O peygamberler de (kavimlerinin imana geleceğinden) umud kestikleri ve kendilerinin yalancı çıkarıldıklarını sandıkları sırada, ancak yardımımıza nail oldular ki o zaman dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdi! (Diğerlerinin hiçbiri ise kurtulamadı) şüphe yok ki suçlu kavimlerden azabımız asla geri çevrilemez.
Ta ki resuller ümitlerini kestiler ve kesinlikle onlar yalanlandıkları zannına kapıldıkları sırada yardımımız geldi. Kimi dilediysek o kurtuldu ve şiddetli azabımız da suçlu bir topluluktan geri çevrilmedi.
Nihâyet o peygamberlerin ye'se düştükleri ve kendilerinin hakikaten yalana çıkarıldıklarını zanneyledikleri zaman onlara nusretimiz geliverdi. Artık dilediğimiz kimseler necâta erdirildi ve mücrimler olan kavimden ise azabımız geri döndürülmeyecektir.
O müşrikler kendilerine mühlet verilmesine aldanmasınlar. Daha öncekilere de böyle fırsat verilmişti. Ne zaman ki peygamberler, toplumlarının imana gelmelerinden ümitlerini kesecek raddeye gelir ve toplumları da peygamberlerinin kendilerini aldattığı zannına kapılırlar, işte o zaman onlara yardımımız ulaşır, inkârcılar helâk olur, dilediğimiz kimseler kurtulur. Çünkü (uzun vâdede) cezamız, suçlu toplumlardan hiçbir surette geri çevrilmez.
(Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kafirlere karşı kendilerine yapılacağı va'dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.
Rasûllerimiz kavimlerinin îmânlarından me'yûs oldılar ve kendilerine yalan söylendiğini zan itdiler. O zamân onlara nusretimiz geldi. Biz istediğimize necât viririz. 'Azâbımız ve kuvvetimiz mücrim kavimden red ve i'âde idilmez.
O elçiler umutlarını kesmiş ve yalancı yerine konuldukları kanaatine varmışlarsa yardımımız gelir, sonra tercih ettiğimizi kurtarırız. Azabımız, suçlular topluluğundan engellenemez.
Peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını gördükleri bir anda kendilerine yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri döndürülemez.
Nihayet o peygamberler kavimleri tarafından kesin olarak yalanlandıklarını anlayıp da onlardan ümit kestiklerinde, kendilerine yardımımız yetişti ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Mücrimler güruhundan ise azabımız geri çevrilecek değildi.
Ne zaman ki resuller ümitsizliğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Nihoyat o‘sha payg‘ambarlar umidsiz bo‘lib: “Bizlar aniq yolg‘onchi qilindik”, – deb o‘ylay boshlaganlarida, ularga yordamimiz yetib keldi. Bas, Biz xohlagan kishilarga najot berildi. Lekin Bizning azobimiz jinoyatchi qavmlardan orqaga qaytarilmaydi.
tā ol vaķt kim nevmįd oldı resūlı daħı bayıķ bildiler kim bayıķ anlar yalan dutınıldılar geldi anlara arķa virmegümüz pes ķurtaravuz anı kim dilerüz. daħı döndürinilmez 'aźābumuz ķavumdan kim yazuķlulardur.
Ḥattā ki ümīz kesdiler peyġamberler daḫı bildiler ki özlerini yalanladılar.Geldi anlara bizüm nuṣretümüz. Pes ḳurtaruruz kimi dilesevüz. Daḫı dönmez bizüm ‘aẕābumuz ol ḳavmden, yaman kişilerdür.
Nəhayət, peyğəmbərlər ümidsizliyə qapıldıqda və özlərinin yalançı hesab edildiklərini gördükdə (yəqin etdikdə) köməyimiz onlara yetdi, dilədiyimizə nicat verildi. Bizim əzabımız günahkarlardan əsla dəf olunmaz!
Till, when the messengers despaired and thought that they were denied, then came unto them Our help, and whom We would was saved. And our wrath cannot be warded from the guilty.
(Respite will be granted) until, when the messengers give up hope (of their people) and (come to) think that they were treated as liars,(1795) there reaches them Our help, and those whom We will are delivered into safety. But never will be warded off our punishment from those who are in sin.
| Designed by ÖFK En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir. |