Velev câet-hum kullu âyetin hattâ yeravû-l’ażâbe-l-elîm(e)
Kendilerine her çeşit deliller, mucizeler gösterilse de elemli azabı görmedikçe.
Onlara her (türlü) ayet (ve mucize) getirilse bile, acı azabı görünceye kadar (inkâr ve isyan içinde bocalayacaklardır).
Kendilerine her türlü kanıtlayıcı belge gelse bile, çok can yakıcı azabı gözleriyle görünceye kadar iman etmezler. Azabı görünce iman ettik derler, ama imanları onlara bir fayda sağlamaz.
Kendilerine bütün ayetler gelse bile! Acıklı azabı görmedikleri sürece (iman etmezler).
Onlara her ayet getirilse bile.. Acı azabı görünceye kadar.
Onlara bütün mûcizeler gelse bile; tâ acıklı azabı görecekleri ana kadar...
Onlar elem verici azabı görmedikçe, bütün ayet (ve belgeler) onlara gelse de (inanmayacaklardır. Onun için sen bunların inad ve temerrüdlerine bakıp şüpheye düşme.)
Onlara bütün âyetler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmazlar.
Yunus'un ulusundan başka, hiçbir ulus yoktur ki, horlatıcı azabı görünce, inan getirip, inanları fayda vere, bunlar inan ettiğinde, dünya dirliğinde üzerlerinden horluk azabını kaldırmış idik, bir zaman onları da dünya dirliğinde faydalandırdık
Ânlara istedikleri tekmîl mu’cizeler dahî gelse ’azâb-ı elîme dûçâr olmadıkca îmân itmeyeceklerdir.
96,97. Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.
96,97. Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.
96-97. Şu bir gerçek ki, haklarında rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar kendilerine her türlü kanıt gelse bile, elem veren azabı görmedikçe iman etmezler.
96, 97. Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar, kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır.
Onlara her çeşit mucize gelse bile, acı azabı görünceye kadar (inanmazlar).
Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar.
Velevse kendilerine her âyet gelmiş olsun, tâ o elîm azâbı görecekleri âna kadar
96-97. Şüphesiz ki (küfür ve isyanlarındaki ısrar sebebiyle) haklarında Rabbinin (ebedî azap) hükmü kesinleşmiş olanlar, kendilerine bütün mu‘cizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar îmân etmezler.
96,97. Üzerlerine Rabbinin kesilmesi hak olmuş bulunanlar (yok mu?) onlar, velev kendilerine her (hangi bir) âyet gelmiş olsun, acıklı bir azâb görecekleri (zamâ) na kadar îman etmezler.
96,97. Muhakkak ki üzerlerine Rabbinin (azab) sözü (hükmü) hak olanlar, kendilerine bütün âyetler gelmiş olsa bile, o (pek) elemli azâbı görünceye kadar (isyanları sebebiyle) îmân etmezler.(3)
Ve eğer onlara (inkârda ısrar edip hidayet olma gayretinde olmayanlara) bütün ayetler gelse bile! Acıklı azabı görmedikleri sürece (iman etmezler).
Onlara her türlü mucizeler gelse de, acıklı azabı görünceye kadar iman etmezler.
Allah’ın bütün belgeleri gelmiş olsa bile, acıklı azabı görünceye kadar.
Onlara herhangi bir âyet gelse yine acıklı bir azap görmeyince iman getirmezler. Bu iman da işe yaramaz.
Velev ki kendilerine bütün ayetler/mucizeler gelse bile can yakıcı azabı görene kadar (inanmazlar).
Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar (iman etmezler).
Hakikati tüm berraklığıyla gösteren her türlü mûcize önlerine konulsa bile, yine de inkârda diretecekler; ta ki,son nefeslerini verirken o can yakıcı azâbı kendi gözleriyle görünceye kadar! Fakat böyle bir imanın da faydası olmayacaktır.
Acıveren Azab’ı görünceye kadarz onlara her bir âyet geldiyse de!
96,97. Resulüm! Allah'ın inkarcılar hakkında söylediği söz, artık gerçek olmuştur: Yani sen onların önüne mucizeler de yığsan, Fıravun gibi kıvrandıran acıları görmeden // inanmayacaklardır…
İnkâr edenlerin ön yargıları o kadar güçlüdür ki; bütün gerçeklerimiz açıkça önlerine konulsa, azap hükmü verilse, bizzat azap edilinceye kadar inanmazlar. Ayetlerimizin gerçeğini anlamaya karşı bu kadar katı, bu kadar ön yargılıdırlar. Akıllarını da hiç kullanmazlar.
Kendilerine her bir delil gelmiş olsa bile elem verici azabı görünceye kadar (inanmayacaklardır). [*]
İşte onlara; acıklı azapla karşılaşacakları zamana kadar, ne tür mûcize getirirsen getir, (onlar asla îman etmezler.)
Kendilerine her türlü kanıtlayıcı belge gelse bile, tâ ki [öte dünyada kendilerini bekleyen] o çok can yakıcı azabı gözleriyle görünceye kadar... ¹¹⁸
Zira onlar hakikatin her türlü belgesi kendilerine gelse bile can yakıcı azabı görene kadar iman etmezler. 32/12
İsterse hakikatin her tür delili (ayaklarına kadar) gelmiş olsun: ta ki o elem verici azabı görünceye kadar…
96,97. Gerçek şu ki, üzerlerine Rabbinin hükmü (küfür üzere ölecekleri) kesinleşmiş olanlar, kendilerine -istedikleri- bütün mucizeler gelse bile, o çetin azabı görünceye kadar inanmayacaklardır!
Velev ki bütün ayetleri (kanıtları) getirsen bile... Ta ki acıklı azabı görene kadar (iman etmezler).
Velev ki, onlara her âyet gelsin. Pek acıklı azabı görünceye kadar (küfürlerinde devam ederler).
96, 97. (Kâfir olarak ölüp cehenneme gideceklerine dair) haklarında Rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar, her türlü mûcize de önlerine gelse, gayet acı azabı görmedikçe iman etmezler. [10, 88]
Onlara bütün ayetler gelmiş olsa bile, acı azabı görünceye kadar (inanmazlar).
Eğer onlara bütün mu'cizât gelse ve gösterilse îmân itmezler, hattâ elemli 'azâb görirler.
Bütün mucizeler(ayetler) önlerine gelse bile acıklı azabı görünceye kadar böyle gider.
Can yakıcı azabı görene kadar, Kendilerine her türlü belge gelse bile…
Onlara her türlü âyet gelecek olsa bile, o acı azabı görmedikçe sana inanmazlar.
Tüm ayetler onlara gelse bile. Ta, o korkunç azabı görünceye kadar.
Ularga barcha mo‘jizalar kelsa, ham, to qiyomatdagi alamli azobni ko‘rmagunlaricha holatlari shunday bo‘ladi.
96-97. bayıķ anlar kim vācib oldı anlara çalabuñ sözi inanmazlar eger geldi-y- ise daħı anlara her nişān tā göreler 'aźābı aġrıdıcı.
Eger anlara her āyet gelmese daḫı anlar görmeyince ulu ‘aẕābı.
Onlara hər hansı bir ayə gəlsə, şiddətli əzabı görməyincə (inanmazlar).
Though every token come unto them, till they see the painful doom.
Even if every Sign was brought unto them,- until they see (for themselves) the penalty grievous.
| Designed by ÖFK En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir. |