18 Nisan 2026 - 29 Şevval 1447 - Cumartesi

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Enbiyâ Suresi 65. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Göster/Gizle


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
Diyanet Vakfı Meali
Edip Yüksel Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Emrah Demiryent Meali
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İhsan Aktaş Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
İsmail Yakıt
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Orhan Kuntman Meali
Osman Fırat Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Sardorxon Jahongir
Eski Anadolu Türkçesi
Satıraltı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.
 
 

Śumme nukisû ‘alâ ruûsihim lekad ‘alimte mâ hâulâ-i yentikûn(e)

Sonra başlarını eğdiler ve andolsun ki dediler, sen de bunların konuşmadığını bilirsin.

Sonra, yine (iblisin ve nefislerinin teşvikiyle tekrar) tepeleri üstüne (eski bâtıl inanç ve iddialarına) geri döndüler (ve dediler ki): “Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin. (Ey İbrahim, dalga geçmenin sırası mı?)

Ama çok geçmeden, yine eski düşünce tarzlarına döndüler ve İbrahim'e: “Bu putların konuşamadıklarını, kendin de pekala biliyorsun!” dediler.

Sonra da eski kafalarına, eski inanç ve tartışmalarına döndüler.
“Sen bunların konuşmayacağını pekâlâ biliyorsun” dediler.

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Andolsun bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin!"

Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: 'Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin.'

Sonra yine eski kafalarına (akıllarına) döndüler (ve Nemrud İbrâhîm'e şöyle dedi.) Sen gerçekten biliyorsun ki, bu putlar konuşamazlar.

Sonra eski kafalarına geri döndüler. İbrahim’e: “Sen bunların hiç konuşmadıklarını iyi bilirsin” dediler.

64,65. Kendi kendilerine dönüp birbirlerine, “Doğrusu siz zâlimlerdensiniz” dedikten sonra, gönüllerindeki eski inançları depreşerek, “Ey İbrâhim! Sen bunların konuşmayacağını bilirsin” dediler.

64,65.4 İmdi dönüp, kendi kendilerine dediler ki: «Siz haksızsınız», sonra başlarını öne eğerek, İbrahim'e dediler ki: «Sen de biliyorsun bunlar konuşamazlar!»

Fakat sonra yine eski dik kafalılıklarına dönerek İbrahîm’e: “Sen de iyi bilirsin ki, bunlar konuşamazlar” dediler.

Sonra yine dalâletlerine ’avdetle İbrâhîm’e "Sen biliyorsun ki putlar lakırdı söyleyemez" didiler.

64,65. Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.

Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler.

Sonra yine başlarını öne eğerek “Bunların konuşamayacağını pekâlâ biliyorsun” dediler.

Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.

Sonra tekrar eski kafalarına döndüler: "Bunların konuşamadığını sen gayet iyi bilirsin!"

Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler.

Sonra yine tepeleri üstü ters döndüler, sen cidden bilirsin ki bunlar söylemez dediler

(Bu hakikati bile bile) sonra yine eski kafalarına (bâtıl inanç ve iddiâlarına) dönerek, “(Ey İbrâhîm!) Muhakkak (sen de) bilirsin ki, bunlar konuş (a) mazlar!” (dediler).

Sonra çok geçmeden yine eski kafalarına döndürüldüler: “Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!” dediler.

Sonra yine (eski) kafalarına döndürüldüler; «Andolsun ki bunların söz söylemeyeceğini sen de bilirsin» dediler.

Sonra eski kafalarına döndüler ve: “Kesinlikle bunların konuşamayacağını sen de bilirsin.” (dediler.)

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: “Yemîn olsun (sen de) bilirsin ki, bunlar konuşmazlar!” (dediler).

Sonra (çok geçmeden,) yine (eski) kafalarına (düşünce tarzlarına) döndürüldüler ve İbrahim’e: “Bunların konuşamadıklarını, kendin de pekâlâ biliyorsun!” (dediler). *

(*) Putperestlerin İbrâhim’e, “Sen bunların konuşmadığını pekâlâ biliyorsun” demeleri, açıkça kendilerinin de tanrılarının âcizliğini itiraf etmelerin... Devamı..

Sonra eski görüşlerine geri dönüp İbrahim’e “Bunların konuşamadıklarını sen çok iyi biliyorsun” dediler.

Sonra başlarını öne eğip dediler: "Gerçekten sen debilrsin ya, bunlar söz söyleyemezler."

Sonra utandıklarından başlarını aşağı eğdiler [³] ve İbrahim/e «— Bunların söylemeyeceklerini sen de bilirsin, nasıl soralım» dediler.

[3] Yahut şakavet onları küfüre çevirdi, onlar da küfüre döndüler.

Sonra eski düşüncelerine/kafalarına [ru’ûsihim] geri dönmekte gecikmediler ve “Andolsun bunların konuşmayacağını sen de biliyorsun!” dediler.

Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler de, “Şüphesiz bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin” (dediler).

(Kavmi, İbrahim’in cevabını düşündüklerinde, kendilerini kimin kırdığını bile söylemeye güç yetiremeyen güçsüz putları ilâh edindikleri için hatalı ol... Devamı..

Ne var ki, yüzyıllardan beri süregelen bir sistemin yanlışlığını itiraf etmek ve “dünkü çocuğun” karşısında yenilgiyi kabullenip hakîkate boyun eğmek, onlar için hiç de kolay değildi. Dahası, tek tanrı inancını benimsemek ve bu inanca göre hayatı yeni baştan kurmak, hiç mi hiç işlerine gelmezdi. Haksızlığın, hırsızlığın, sömürünün mahkûm edildiği, dürüstlük ve erdemliliğin en yüce değer hâline geldiği, hak ve adâlet prensiplerinin egemen olduğu bir toplum düzeninde yaşamak, onlar için ölüm demekti. Bunun için, eski kafalarına geri dönüp, “Lâf cambazlığı yapma, ey İbrahim!” dediler, “Sen de pekâlâ bilirsin ki, putlar konuşamaz!”

Sonra yine kafaları karıştı (aklı başlarına geldi): -"And olsun ki bildin; bunlar konuşmuyorlar" dediler.

Sonra başlarını eğerek söze devamla: " Sen de pek âlâ bilirsin ki putlar konuşamaz. "

Ancak hemen gerçeği fark ettiler. Ülkenin en büyük putu Nemrut’tu! Nemrut düzeninin bozulmasını istemez. Büyük put Nemrut hepsini kırar geçirirdi. Korkuya düştüler. Hemen Nemrut’un saldığı korkuya boyun eğdiler. En büyük put Nemrut var oldukça rahatlarının olmayacağına inandılar. Nemrut’tan yana tavır koymaya karar vererek İbrahim’le tartışmaya giriştiler. "Muhakkak ki bunların konuşmayacağını sen de bilirsin!" dediler.

Sonra (eski) kafalarına dönmüşler [*] de “Sen bunların konuşamadığını pekâlâ biliyorsun!” (demişlerdi).

Hz. İbrahim’e sorulan soruya “hayır ben yapmadım” diye cevap vermemiş yani iddia edildiği gibi yalan konuşmamıştır. Onun yaptığı şey, putların çaresiz... Devamı..

Sonra yine başa döndüler ve (İbrahim’e): “Yemin olsun ki bu (putların) konuşamayacaklarını sen de bilmektesin” dediler.

Ama çok geçmeden yine eski düşünce tarzlarına döndüler ⁶³ ve [İbrahim’e:] “Bu [put]ların konuşamadıklarını kendin de pekala biliyorsun!” dediler.

63 Lafzen, “başları üzerine geri döndürüldüler”: zihnen tepetaklak olmayı, fikrinden caymayı ifade eden deyimsel bir ifade -burada, Hz. İbrahim’i temi... Devamı..

Sonra yine eski inançlarına döndüler ve: – Bunların konuşamayacağını sen de çok iyi biliyorsun, dediler. 6/74...83

Fakat daha sonra, baş aşağı çevrilmiş bilinç haline (geri dönerek);[²⁷³⁹] “Doğrusu, onların konuşamayacağını kendin de çok iyi biliyorsun!” (dediler).

[2739] Nukisû ‘alâ ruûsihim ibâresinin karşılığı olan “baş aşağı çevrilmiş/tersyüz edilmiş bilinç hali”, bir önceki âyette geçen zalimin algı biçimini... Devamı..

Fakat sonra, (şeytanın etkisiyle) küfürlerine döndürüldüler de "Ey İbrahim, bunların konuşmayacağını elbette sen de bilirsin" dediler.

Sonra eski düşüncelerine dönerek: “(Ey İbrahim) Sen de biliyorsun ki bunlar konuşamazlar,” dediler.

Sonra da başları üzerine döndürüldüler de (dediler ki:) «Muhakkak sen bilmişsindir ki, onlar söz söyler değildirler.»

Fakat bunu dışa vurmayıp sonra yine önceki görüşlerine dönüp İbrâhim'e: “Bunların konuşmadıklarını sen de pek iyi bilirsin! ” dediler.

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler.

Sonra hacâletle başlarını eğerek: "Yâ İbrâhîm! Onların söz söylemediklerini sen bilirsin" didiler.

Sonra başları önlerine eğildi de dediler ki “Sen de biliyorsun ki bunlar konuşmazlar.”

Sonra yine eski kafalarına döndüler ve:-Onların konuşamayacağını sen çok iyi bilirsin, dediler.

Sonra yine eski kafalarına döndüler. “Bunların konuşmayacağını sen de biliyorsun” dediler.

Sonra, yine kendi kafalarına döndürüldüler: "Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar."

So‘‎ngra, yana boshlari aylanib: “Axir sen ularning gapirmasliklarini yaxshi bilasanku!” – deyishdi.

andan başları aşaġa döndiler ya'nį kāfirliķlerine döndiler eyittiler “bayıķ bildüñ degül bunlar kim söylerler.”

Andan ṣoñra aşaġa oldı başları. Eyitdiler: Taḥḳīḳ sen bildi‐sen bunlar söy‐lemedügin, didiler.

Sonra (mübahisədə aciz qaldıqlarını görüb) yenə də öz küfrlərinə (başlarında olan əski e’tiqada) qayıdaraq (İbrahimə): “Axı sən bilirsən ki, bunlar danışmırlar!” – dedilər.

And they were utterly confounded, and they said: Well thou knowest that these speak not.

Then were they confounded(2722) with shame: (they said), "Thou knowest full well that these (idols) do not speak!"

2722 Literally, "they were turned down on their heads" which may suggest a metaphorical somersault, i.e., they recovered from their dawning shame for ... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.