18 Nisan 2026 - 29 Şevval 1447 - Cumartesi

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Duhân Suresi 29. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Göster/Gizle


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
Diyanet Vakfı Meali
Edip Yüksel Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Emrah Demiryent Meali
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İhsan Aktaş Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
İsmail Yakıt
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Orhan Kuntman Meali
Osman Fırat Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Sardorxon Jahongir
Eski Anadolu Türkçesi
Satıraltı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.
 
 

Femâ beket ‘aleyhimu-ssemâu vel-ardu vemâ kânû munzarîn(e)

Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.

(Firavun ve adamları öyle zalimdi ki) Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı (herkes helak edilmelerine sevindi) ve onlar(ın azabı da) ertelenmedi.

Onların yok oluşlarına ne gök, ne de yer sakinleri ağlamadı ve tevbe edebilmeleri için zaman da tanınmadı.

Gök ve yer onların gidişine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.

Onlara ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.

Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.

Nihayet (Firavun ve kavminin) üzerlerine ne gök ağladı, ne yer; ne de (azap bakımından) geciktirildiler.

Ne gök ne de yer, onlara ağlamadı. Ve mühlet verilip bırakılacak olmadılar.

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

Ne onlara gök ağladı, ne de yer; zaman dahi verilmedi

(Onların bu acıklı haline) gökyüzü ve yeryüzü (üzülüp) ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi (ve onlar kendi inat ve ihtiraslarıyla beraber boğulup gittiler).

Semâvât ve arz ânlar içün ağlamadı. Ânların mücâzâtı te’hîr olunmadı.

Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.*

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

Onlar için ne gök ağladı ne de yer. Kendilerine aman da verilmedi.

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.

Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.

Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular

Onlara (Firavun ve avenelerine) ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.

Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.

Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.

Onlara ne gök ağladı ne de yer! Onlara mühlet de verilmedi.

Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! (Onlar) mühlet verilen kimseler de olmadılar!(1)

(1)“Şu âyet, mefhûm-ı muvâfık (doğrudan ifâde ettiği ma‘nâ) ile şöyle fermân ediyor: ‘Ehl-i dalâletin ölmesiyle, semâvât ve zemin (gökler ve yer) onla... Devamı..

Ve üzerlerine ne gök ne de yer (sakinleri üzülüp) ağlamadı ve onlara (daha fazla) mühlet de verilmedi. *

(*) Bu da şu ayete benzer: ( (واسأل القرية التي كنا فيها ) أي : أهل القرية وهي مصر Mealen: [İstersen olay sırasında] bulunduğumuz şehre (şehir halkına... Devamı..

Helak olanlara gök ve yer ağlamadı ve onları geride bekleyenler de olmadı.

Onlar için ne gök ağladı, ne de yer. Onlara göz açtırmadık.

Onlara ne gök, ne yer ağlamadı [⁴]. Onlara helikleri için de mühlet verilmedi.

[4] Âdete göre varit olmuştur veya onları yer, gök ahalisi aldırmadı.

Gök ve yer onların ardından gözyaşı dökmedi, onlara mühlet de verilmedi.

Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.

Firavun ve ordusu öyle büyük bir lânete uğramıştı ki, ne gök ehli ağladı arkalarından, ne de yeryüzü sâkinleri; kendilerine tövbe etmek için ikinci bir fırsat da verilmedi!

Yer ve Gök onlara ağlamadı. Bakılacak / dikkate alınacak
değillerdi. ***

Ne gök yas tuttu onlar için ne de yer. Yüzlerine bakan bile olmadı.

Gökyüzü yeryüzü onların ardından ağlamadı. Onlara mühlette verilmedi.

Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; [*] kendilerine zaman da tanınmamıştı.

Burada sözü edilen mesaj bir mecazdır ve kastedilen Firavun’un tarafını tercih edenlerin aslında herhangi bir değer ifade etmediğini açıklamaktır.... Devamı..

Onlar için gökte de yerde de hiç ağlayan olmadı¹ ve onlara göz bile açtırılmadı.

1 Burada; “zikr’ül-mahal iradet’ül-hal” yoluyla mecâz vardır. “Göğün ve yerin ağlaması” demek; “göktekilerin ve yerdekilerin ağlaması” demektir. Yani,... Devamı..

onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi. ¹³

13 Yani, “günahlarından tevbe etmeleri için”.

Onların ardından ne gök ağladı, ne de yer! Ne de cezaları ertelendi. 7/104...110, 10/88...92, 44/19...33

Ne gök ağladı onlara ne de yer;[⁴⁴⁴⁹] ve ne de cezaları ertelendi.

[4449] Zımnen: Firavunlaşan her zorba, kendisini yerin göğün vazgeçemeyeceği biri zanneder.

Onların helakine ne gök ağladı ne de yer! (Çünkü gök kapılarına yükselen sâlih amelleri yoktu ki, onların yokluğuna ağlasın, yeryüzünde Allah'a ibadet ettikleri yerler yoktu ki, onların kaybına ağlasın! Bu yüzden) Onlara mühlet de verilmedi. (Azapları, helakleri ertelenmedi.)

Ve onların üzerine ne gök, ne de yer ağlamadı; mühlet verilenler de olmadılar.

Artık onların üzerine gök ve yer ağlamadı, ve bir mühlet verilmişler de olmadılar.

28, 29. İşte böyle oldu! Sonra bütün bunları, başka bir topluma miras bıraktık. Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden, perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı. Artık onlara yeni bir mühlet de verilmedi. [26, 59; 7, 137]

Hasan el-Basrî (r.a.) mirasçı toplumun İsrailoğulları olduğunu söyler. Katâde ise der ki: “Bunlar, Firavun hanedanlarından sonraki toplumlardır. Zira ... Devamı..

Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.

Kötü insanlar oldukları için onlara hiç acıyan olmadı. Mûsâ'nın ardından denize girdiler, boğulup gittiler.

Onların helâkine semâ ve arz ağlamadı ve onlara mühlet dahî virilmedi.

Firavun’a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.

Gök ve yer onlara ağlamadı;(3) kendilerine süre de tanınmadı.

(3) Firavun ile ordusu için “Gök ve yer onlara ağlamadı” buyurulması, başkaları için her ikisinin de ağlayabileceğini hatıra getirmektedir. Nitekim ha... Devamı..

Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!

Bas, osmon ham Yer ham ularga achinib yig‘‎lagani yo‘‎q. Shuningdek, ular tavba qilish uchun muhlat berilganlardan ham bo‘‎lmadilar.

pes aġlamadı anlaruñ üzere gök daħı yir daħı olmadılar mühlet virinilmişler.

Pes anlar üstine aġlamadı gökler, ne daḫı yirler. Daḫı anlara mühlet daḫıvirilmedi.

Onlardan ötrü nə göy, nə də yer ağladı. Onlara (tövbə etməyə) imkan da verilmədi! (Əksinə, elə bu dünyada cəzalarına çatdılar; axirət əzabı isə daha şiddətli olacaqdır. Budur küfrün nəticəsi!)

And the heaven and the earth wept not for them, nor were they reprieved.

And neither heaven(4710) nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again).

4710 They died, "unwept, unhonoured, and unsung". They were too inordinate to be given another chance. Pharaoh had claimed to be their supreme god; an... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.