Femâ beket ‘aleyhimu-ssemâu vel-ardu vemâ kânû munzarîn(e)
Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.
(Firavun ve adamları öyle zalimdi ki) Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı (herkes helak edilmelerine sevindi) ve onlar(ın azabı da) ertelenmedi.
Onların yok oluşlarına ne gök, ne de yer sakinleri ağlamadı ve tevbe edebilmeleri için zaman da tanınmadı.
Gök ve yer onların gidişine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Onlara ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.
Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
Nihayet (Firavun ve kavminin) üzerlerine ne gök ağladı, ne yer; ne de (azap bakımından) geciktirildiler.
Ne gök ne de yer, onlara ağlamadı. Ve mühlet verilip bırakılacak olmadılar.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Ne onlara gök ağladı, ne de yer; zaman dahi verilmedi
(Onların bu acıklı haline) gökyüzü ve yeryüzü (üzülüp) ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi (ve onlar kendi inat ve ihtiraslarıyla beraber boğulup gittiler).
Semâvât ve arz ânlar içün ağlamadı. Ânların mücâzâtı te’hîr olunmadı.
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.*
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Onlar için ne gök ağladı ne de yer. Kendilerine aman da verilmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
Onlara (Firavun ve avenelerine) ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.
Onlara ne gök ağladı ne de yer! Onlara mühlet de verilmedi.
Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! (Onlar) mühlet verilen kimseler de olmadılar!(1)
Ve üzerlerine ne gök ne de yer (sakinleri üzülüp) ağlamadı ve onlara (daha fazla) mühlet de verilmedi. *
Helak olanlara gök ve yer ağlamadı ve onları geride bekleyenler de olmadı.
Onlar için ne gök ağladı, ne de yer. Onlara göz açtırmadık.
Gök ve yer onların ardından gözyaşı dökmedi, onlara mühlet de verilmedi.
Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.
Firavun ve ordusu öyle büyük bir lânete uğramıştı ki, ne gök ehli ağladı arkalarından, ne de yeryüzü sâkinleri; kendilerine tövbe etmek için ikinci bir fırsat da verilmedi!
Yer ve Gök onlara ağlamadı. Bakılacak / dikkate alınacak
değillerdi. ***
Ne gök yas tuttu onlar için ne de yer. Yüzlerine bakan bile olmadı.
Gökyüzü yeryüzü onların ardından ağlamadı. Onlara mühlette verilmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; [*] kendilerine zaman da tanınmamıştı.
Onlar için gökte de yerde de hiç ağlayan olmadı¹ ve onlara göz bile açtırılmadı.
Onların ardından ne gök ağladı, ne de yer! Ne de cezaları ertelendi. 7/104...110, 10/88...92, 44/19...33
Onların helakine ne gök ağladı ne de yer! (Çünkü gök kapılarına yükselen sâlih amelleri yoktu ki, onların yokluğuna ağlasın, yeryüzünde Allah'a ibadet ettikleri yerler yoktu ki, onların kaybına ağlasın! Bu yüzden) Onlara mühlet de verilmedi. (Azapları, helakleri ertelenmedi.)
Ve onların üzerine ne gök, ne de yer ağlamadı; mühlet verilenler de olmadılar.
Artık onların üzerine gök ve yer ağlamadı, ve bir mühlet verilmişler de olmadılar.
28, 29. İşte böyle oldu! Sonra bütün bunları, başka bir topluma miras bıraktık. Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden, perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı. Artık onlara yeni bir mühlet de verilmedi. [26, 59; 7, 137]
Onların helâkine semâ ve arz ağlamadı ve onlara mühlet dahî virilmedi.
Firavun’a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Gök ve yer onlara ağlamadı;(3) kendilerine süre de tanınmadı.
Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!
Bas, osmon ham Yer ham ularga achinib yig‘lagani yo‘q. Shuningdek, ular tavba qilish uchun muhlat berilganlardan ham bo‘lmadilar.
pes aġlamadı anlaruñ üzere gök daħı yir daħı olmadılar mühlet virinilmişler.
Pes anlar üstine aġlamadı gökler, ne daḫı yirler. Daḫı anlara mühlet daḫıvirilmedi.
Onlardan ötrü nə göy, nə də yer ağladı. Onlara (tövbə etməyə) imkan da verilmədi! (Əksinə, elə bu dünyada cəzalarına çatdılar; axirət əzabı isə daha şiddətli olacaqdır. Budur küfrün nəticəsi!)
And the heaven and the earth wept not for them, nor were they reprieved.
And neither heaven(4710) nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again).
| Designed by ÖFK En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir. |