18 Nisan 2026 - 29 Şevval 1447 - Cumartesi

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Târık Suresi 17. Ayet

Ayeti Dinle



Meal Ekle/Çıkar

Hepsini Göster/Gizle


Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.

Arapça Metin
Türkçe Transcript
Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Abdullah Parlıyan Meali
Ahmet Tekin Meali
Ahmet Varol Meali
Ali Bulaç Meali
Ali Fikri Yavuz Meali
Bahaeddin Sağlam Meali
Bayraktar Bayraklı Meali
Besim Atalay Meali (1965)
Cemal Külünkoğlu Meali
Cemil Said (1924)
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
Diyanet Vakfı Meali
Edip Yüksel Meali
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Elmalılı Meali (Orijinal)
Emrah Demiryent Meali
Erhan Aktaş Meali
Hasan Basri Çantay Meali
Haydar Öztürk-Serkan Yılmaz Meali
Hayrat Neşriyat Meali
İhsan Aktaş Meali
İlyas Yorulmaz Meali
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
İsmail Hakkı İzmirli
İsmail Yakıt
Kadri Çelik Meali
Mahmut Kısa Meali
Mahmut Özdemir Meali
Mehmet Çakır Meali
Mehmet Çoban Meali
Mehmet Okuyan Meali
Mehmet Türk Meali
Muhammed Esed Meali
Mustafa Çavdar Meali
Mustafa İslamoğlu Meali
Orhan Kuntman Meali
Osman Fırat Meali
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Suat Yıldırım Meali
Süleyman Ateş Meali
Süleyman Tevfik (1927)
Süleymaniye Vakfı Meali
Şaban Piriş Meali
Ümit Şimşek Meali
Yaşar Nuri Öztürk Meali
Sardorxon Jahongir
Eski Anadolu Türkçesi
Satıraltı Meal (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Tercihinizin hatırlanması için
giriş yapmalısınız.

Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır.
 
 

Femehhili-lkâfirîne emhilhum ruveydâ(n)

Artık mühlet ver kafirlere mühlet ver onlara az bir müddet.

(Öyle ise) Sen o kâfirlere (ve hain nankörlere şimdilik) mühlet ver ve biraz süre tanı. (Allah’ın va’adini ve kudretini ileride ve kesinlikle herkes görüp anlayacaklardır!)

O halde sen onları kendi hallerine bırak. Onlara ne yapacağımı göreceksin.

Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlere, nankörlere mühlet ver. Onları biraz daha kendi hallerine bırak.

bk. Kur’ân-ı Kerim, 31/24.

Sen inkârcılara biraz mühlet ver; onlara biraz süre tanı.

Sen kâfirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı.

Onun için, o kâfirlere mühlet ver. Onlara az bir mühlet ver...

Artık o kâfirlere, az bir mühlet ver. (Kimin üstün geleceğini görecekler.)

11,12,13,14,15,16,17. Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur'ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı![747]

[747] Târık sûresinden çıkarılacak genel ilkeler için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 53.

İmdi, kâfirlere ara veresin, Biraz bırak onları

Onun için, sen o inkârcılara biraz daha mühlet ver, onları kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecektir).

Sûrenin adını aldığı “Târık” kelimesi, Arapça t-r-k kökünden türemiş olup sözlükte “gece gelen”, “kapıyı vuran/çalan” ve bu bağlamda geceleyin ansızın... Devamı..

Kâfirlere bir mühlet vir, bir müddet ânları rahat bırak!

Sen inkarcılara mehil ver; onlara mukabeleyi biraz geri bırak.*

Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!

Sen o inkârcılara süre ver, onlara biraz zaman tanı.

11, 12, 13, 14, 15, 16, 17. Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe, (nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki Kur'an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. O, asla bir şaka değildir. Onlar bir tuzak kurarlar, ben de bir tuzak kurarım. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).

Öyleyse inkarcılara az bir süre daha tanı.

Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı.

Onun için kâfirleri imhal eyle: mühlet ver onlara biraz

(Resûlüm!) O kâfirlere çok az bir mühlet ver, onları kendi hâllerine bırak (onlara aldırış etme, kimin üstün geleceğini ve akıbetlerinin ne olduğunu yakında görecekler.)

Gerçeği yalanlayan nankörlere biraz daha süre tanı, onları kendi hallerine bırak.

(Habîbim) sen şimdilik o kâfirlere mühlet ver, onları biraz gecikdiriver.

Kâfirlere mühlet ver, az bir süre tanı.

[7/178, 182-183; 14/52]

(Ey Habîbim!) O hâlde kâfirlere (azâb edeceğimiz vakte kadar) mühlet ver; onlara azıcık süre tanımakla, biraz (kendi hâllerine) bırak!

(Resulüm!) O hâlde sen (tebliğ görevini ihmal etmeden) o inkârcılara biraz daha süre tanı, onları kendi hallerine bırak. *

(*) Yüce Allah hesap sormayı kendi üzerine almış, Resûlü’ne de hakîkati ısrarla örtmeye çalışanları kendi hâllerine terk etmesini emretmiştir. “Artık ... Devamı..

Doğruları inkâr edenlere zaman tanı, onlara az bir mühlet ver.

Artık sen tanımazlara gün ver, onları biraz geciktiriver.

Artık kâfirlere mühlet ver, onları biraz bırakıver.

(Ey Peygamber!) Artık sen inkârcılara mühlet ver, onlara biraz süre tanı⁷.

7 Müzzemmil, 73/11

Sen şimdi kâfirlere bir mühlet ver, kendilerine az bir süre tanı.

Öyleyse, ey Peygamber ve ey Müslüman! Rabb’inin hükmü gelinceye kadar, inkârcılara biraz süre tanı; ilâhî gazâb başlarına çökmeden önce, azıcık daha mühlet ver onlara!

Kâfirler’e süre tanı; onlara biraz süre ver!

Resulüm! Artık inkarcılara süre tanı. Biraz daha ağırdan al.

Onun için Ey Resulüm, sen inkâr edenlere süre ver! Onları kendi hallerine bırak! Belki düşünüp öğüt alırlar!

Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı.

Onun için sen kâfirlere mühlet ver ve onlara biraz zaman tanı.

Öyleyse bırak, hakikati inkar edenler dilediklerini yapsınlar, yapsınlar kısa bir süre!

Sen o kâfirlere biraz mühlet ver ve onları biraz kendi hallerine bırak. 16/61, 35/45

Şu halde kâfirlere süre ver, sadece kısa bir süre…

Onun için (Ey Muhammed) Sen o kâfirlere biraz mühlet ver. Onlara az bir zaman tanı!

(Acele etme, "Onları biraz geçindirir, sonra da çetin azaba sürükleriz" -Lokman/ 24-)

Öyle ise kafirlere zaman tanı, birazcık zaman ver.

Artık kâfirlere mühlet ver, onları biraz bırak.

Öyleyse o kâfirleri [31, 24]kendi hallerine bırak! (yakında sana desteğimiz gelecektir. )

Hele sen o kafirlere mühlet ver, biraz bırak onları (bildiklerine gitsinler).

İmdi (Yâ Muhammed) Kâfirlerin helâklerini 'acele itmeyüb bir mikdâr mühlet vir.

Öyleyse o kâfirlere[*] süre (fırsat) ver. Evet, onlara biraz süre (fırsat) ver.

[*] Bunları görmek istemeyenlere

-Kafirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı.

Onun için sen o kâfirlere mühlet ver; bir süre onları kendi hallerine bırak.

O halde, o küfre batmışlara mühlet ver, süre tanı onlara birazcık...

Bas, ey Muhammad, kofirlarga muhlat bering. Ha, ularga ozgina muhlat bering.

pes mühlet vir kāfirlere mühlet vir anlara az [314a] mühlet virmek.

pes mühlet vir kāfirlere, helāk olmaġa tizletme. Az zamān anlara mühlet vir.Pes anları [helāk idecegim].

Elə isə (ya Peyğəmbər!) kafirlərə möhlət ver! Onlara azacıq möhlət ver!

So give a respite to the disbelievers. Deal thou gently with them for a while.

Therefore grant a delay to the Unbelievers: Give respite to them gently (for awhile).(6079)

6079 Gentle forbearance with Evil shows our trust in Allah and Allah's Plan; for it can never be frustrated. This does not mean that we should assist ... Devamı..


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.