22 Ocak 2022 - 19 Cemaziye'l-Ahir 1443 Cumartesi

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA |KUR'AN'DA ARA! |FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL
Cemil Said Tarafından hazırlanıp bastırılan "Türkçe Kur'an" namındaki meal neşredildiği zaman büyük tenkidlere uğramıştır. Bunlardan biri de Sebîlü'r Reşâd Dergisinin 624. sayısında Merhum Ahmed Hamdi Akseki tarafından kaleme alınmıştır. Bu makaleyi transkribe ederek aşağıda veriyoruz. Ayrıca derginin orjinal sayfalarını da görebilirsiniz.


Türkçe Kur'ân
Nâmındaki Kitâbın Sâhibi Cemil Said Beğe

Beğefendi, "Türkçe Kur'ân-ı Kerîm" nâmıyla ortaya atdığınız eseri okudum. Tanımamakla berâber bu eserinizin delâletiyle 'ulûm-u İslâmiyeye ve lisân-ı Kur'ân'a kat'iyyen vâkıf olmadığınıza hükmetdim. Filhakîka zât-ı âlîlerinin nokta-i nazarlarına göre 'ulûm-u İslâmiyeye ve lisân-ı Kur'ân'a vâkıf olmayan bir zât da Kur'ân'ı tercüme edebilirmiş. Lâkin böyle bir tercüme, "'İlm-i hey'et" bilmeyen, ona 'âid mukaddemâtı görmemiş olan bir adamın Fransızca'dan lisân yardımıyla Türkçe'ye nakl ideceği bir "heyet" kitâbına benzer mi? Şübhe yok ki onu ne tercüme eden, ne de okumak zahmetine katlanan zavallılar anlayabilirler. Zât-ı âlîleri tarafından vücûda getirilen "Türkçe Kur'ân" nâmı virilen tercüme de ma'alesef işte böyledir.

"Kur'ân" ancak Kitâb-ı Münzel'in ismi oldığı ve bundan başkasına Kur'ân ıtlâk edilemeyeceği 'ulûm-u İslâmiyede mühim bir bahisdir. Ma'mâfîh eserinize "Türkçe Kur'ân-ı Kerîm" nâmı verdikden sonra bunun tercüme oldığını söylüyor ve ne maksadla, ne sûretle tercüme edildiğini şöyle îzâh ediyorsunuz:

1) Yeryüzünde Türkçe tekellüm eden milyonlarca müslümânlara bir yâdigâr bırakmış olmak üzere Kur'ân-ı 'azîmüşşânı gerek Arabcasından ve gerek müte'addid Türkçe tefsîrlerinden tetebbu' iderek aynen tercüme ve Türkçe şivesiyle mananın harfiyyen muhâfazasına gayret iyledim.
2) Müte'addid tercümeler ve tefsîrler karışdırılmak sûretiyle meydâna getirdiğim bu tercümenin metn-i asla mutâbık oldığına kâni'im
3) Arabcayı aynen Türkçe olarak bildirdim ve bunu mahkemede bir şâhidin ifâdesini aynen tercümeye mecbûr olan muhallef bir tercümânın vazîfesi gibi telâkkî eyledim
4) Mütercimin muğlak veyâ mübhem nukâtı îzâh etmeğe selâhiyeti yokdur."


Beğefendi, mâdem ki bunun aslına mutâbık bir tercüme oldığını pek kuvvetli bir ifâde ile iddi'â ediyorsunuz, şu halde bizim de eseri bu noktadan tedkîk etmemiz îcâb ediyordu. Nasıl ki öyle yaptık ve eseri Kur'ân-ı 'azimüşşan ile karşılaştırdık. Diyorsunuz ki:
"Kur'ân-ı 'azîmüşşânı gerek Arabcasından ve gerek müte'addid Türkçe tefsîrlerden tetebbu' ederek aynen tercüme ve Türkçe şîvesiyle ma'nânın harfiyyen muhâfazasına gayret iyledim"

Hayır beğefendi, siz Kur'ân-ı 'azîmüşşânı ne aynen tercüme etmişsiniz, ne de ma'nânın harfiyyen muhâfazasına gayret eylemişsiniz. Bunun hiçbirisini yapmamış yâhud yapamamışsınız. İhtimâl ki siz bu ifâdenizde samîmizisniz, Kur'ân-ı Kerîmi aynen tercüme ve Türkçe şîvesiyle ma'nâyı harfiyyen muhâfaza etdim zan ediyorsunuz. Fakat Kur'ân-ı Kerîm ile karşılaştırıldığı zamân bizzat tercümeniz bu ifâdenizi tekzîb ediyor. İhtimâl ki sizin tercüme etdiğiniz metin, bizim bildiğimiz metn-i münzel değil de başka bir lisânda yazılmış metindir. Belki başka bir lisândaki yanlış bir Kur'ân tercümesini aynen Türkçe olarak bildirmiş ve bunu kendi iddi'ânız vechile mahkemede bir şâhidin ifâdesini aynen tercümeye mecbûr olan muhlif bir tercümânın gibi telâkkî etmişsinizdir. Çünki bu tercüme Kur'ân-ı 'azîmüşan ile karşılaştırılır ve yukarıdaki kuvvetli ifâdeniz de nazar-ı dikkate alınırsa gerek mahkemedeki muhlif tercümânı töhmet altında bırakmamak, gerek zât-ı âlîlerini yalan çıkarmamak için bu yolda hükmetmeye mecbûriyet hâsıl olur. Tercümenizin metn-i Kur'ân'a, metn-i münzele mutâbık olmadığını isbât içün uzun uzadıya tedkîke lüzûm yokdur. Lâlettayn bir sahîfeyi açarak biraz okumak kâfîdir. İşte lâlettayn bir sahîfe açıyorum: (716)ncı sahîfedir. Gözüme "Sûretu't Tekasür"ün tercümesi olmak üzere bir araya getirilmiş olan 'ibâreler tesâdüf itdi.

Evvelâ "Sûretü't Tekâsür"ü "cem-'i emvâl hevesi" diye tercüme ediyorsunuz. 'Acabâ bu tercüme "Sûretu't Tekâsür"ün tercümesi midir? Eğer bunun tercümesi diyecek olursanız size soruyorum: "Kesretle tefâhür" ma'nâsına olan bir kelimeyi "cem-'i emvâl hevesi" diye nasıl tercüme ediyorsunuz?.. Bunu nasıl uydurdunuz, ve sonra hangi cür'etle buna aynen tercüme diyorsunuz? Daha sonra hiç bir lisâna tercüme edilmemesi kâ'ide-i umûmiye muktezâsından olan bir ism-i hâsı tercüme etmek, hem de muharref bir şekilde tercüme etmek selâhiyetini nereden aldınız? Mühim nukâtı bile îzâh itmeğe kendisinde bir selâhiyet görmeyen zât-ı 'âlîleri "Sûretu't Tekâsür" ismini nasıl tercüme etmiş ve yalnız "Tekâsür"den bu kadar 'ibâreyi nasıl çıkarmışdır?.. İşte bunları düşünüyorum da aynen Kur'ân-ı Kerîmi değil, başka bir kitâbı tercüme etmiş oldığınıza kâni' oluyorum. Sûreleri bu yolda tercümeye kalkışan bir zâtın kendi ismi de "güzel, mübârek" yâhud "eridilmiş iç yağı mübârek" diye tercüme itmesi daha muvâfık olmaz mı idi? Kur'ân-ı Kerîm'in her kelimesi hakkında uzun uzadıya îzâhât veren müfessirlerin sûre isimlerini oldığı gibi yazmalarından ve onları hiç tefsîr itmemelerinden bir şey anlamadınız mı? Sûretu't Tekâsür" tercümesindeki tahrîfâta bu sûretle işâret etdikden sonra bu sûurenin birinci âyetini tedkîk edelim.

"الهاكم التكاثر حتی زرتم المقابر" âyet-i kerîmesini aynen şöyle tercüme ediyorsunuz:

"Emvâlinizi teksîr etmek arzusu mezara gidinceye kadar sizi ta'kîb ediyor"

Beğefendi, İddi'ânıza nazaran bu 'ibâreler âyet-i kerîmenin aynen tercümesidir. Ziyâde ve noksan yok, değil mi?

Öyle ise şimdi size soruyorum: Tercümedeki bu kelimeleri nereden bulub çıkardınız? "Arzu"yu âyetin hangi kelimesinden aldınız? "Ta'kîb"i nasıl uydurdunuz? Hattâ "teksîr etmek" 'ibâresi hangi kelimenin tercümesidir? Aynen âyet-i kerîmeyi tercüme ile mükellef olan hattâ âyetdeki mühim noktaları îzâh itmeyi bile selâhiyeti hâricinde gören zât-ı 'âlîniz, değil âyet-i kerîmede, tefsîrlerde bile görülmeyen bu kelimeleri, bu yanlış ma'nâyı nereden tercüme etdiniz? Ben diyorum ki: Bu tercümenin yukarıdaki âyetle hiç de münâsebeti yokdur. Tamamıyla uydurmadır.

Mes'ele daha ziyâde tavazzuh itmek içün âyet-i kerîmeyi sizinle birlikde tahlîl edelim: "الها" lehuve'dendir. "Lehuve" insânı mühim ve lâzım olan vazîfelerinden men' eden şeylerle meşgûl olmak ma'nâsınadır. "الهاء" Beyhûde şeylerle işgâl eylemekdir. Binâen'aleyh "الهاكم" demek "sizi işgâl etdi" demekdir. "تكاثر" kesretle, çoklukla tefâhur itmek, öğünmekdir. Şu halde "الهاكم التكاثر" : "Kesretle tefâhur sizi işgâl etdi" ma'nâsınadır. "Ziyâret" mevtâyı zikr ve ta'dâd içün mekâbire gitmekdir. Tehekkümâ ziyâret ta'bîr olunmuşdur. Diğer bir ma'nâsı da ölmek, kabre girmekdir. Şu halde "الهاكم التكاثر حتی زرتم المقابر" âyet-i kerîmesinin ma'nâ-yı münîfi şu demek olur: "Kesretle tefâhur sizi beyhûde işgâl etdi de kabirlere bile gitdiniz" [*]

Şimdi bir de bu sûre-i celîlenin sebeb-i nuzûlünü görelim. Ma'lûm oldığı üzere âyet-i kerîmenin esbâb-ı nuzûlü bilinmesi ma'nâ-yı hakîkînin gereği gibi tezâhür etmesine sebeb olur. Binâen'aleyh sûre-i celîlenin sebeb-i nuzûlünü de arz ediyorum:

Ensâr'dan iki kabîle birbiriyle mu'âraza ve yekdiğerine karşı çoklukla tefâhur ediyorlardı. "Kabîlemiz sizden çokdur, Bizim harb ve darbe muktedir adamlarımız sizden daha fazladır; malımız ziyâdedir" gibi kuru laflarla meşgûl olarak bu dedikodu ile galebe te'mînine çalışırlar ve asıl kendilerine dünyâ ve âhiretde kendilerine fâide virecek şeylerden gaflet idiyorlardı. Hayâtda olanları saymak sûretiyle bir taraf galebe edince diğer taraf: "Bizim ölülerimizi de berâber sayınız, çünki filan vakitde harb dolayısıyla bizden çok öldü" ve kabirlere giderek "İşte şu bizim kabîledendir, şu da bizdendir" diyerek ölülerini de saymak sûretiyle galebe etdiler.

Binâen'aleyh sûre-i celîle bu kuru dedikodularla izâ'a-i vaktin boşluğunu ve böyle tazyî-'i evkât ile evâmir-i ilâhiyeden, dünyâ ve âhiret içün sa'y ve 'amelden gaflet edenlerin çok geçmeden cezâ-yı sezâlarını göreceklerini gâyet belîğ bir sûretle ifâde ediyor ve böyle izâ'a-i evkâtdan zecr ve men' ediyor. "Teksîr-i emvâl arzusu" ma'yûb bir şey değil ki, Kur'ân bizi bundan men' etsin! Bil'akis bununla emr olunmakdayız.

En mühim lügat kitâblarından "Lisânu'l Arab"a bakınız, "Kâmûs"a bakınız, "Muhtâru's Sıhâh"a bakınız, "Akrebu'l Mevârid"e bakınız, "Külliyât"a bakınız, hattâ Ahterî'ye bakınız, göreceksiniz ki "الهاكم" şuğleküm, "تكاثر" de kesretle tefâhur ma'nâsınadır. Sonra Arabca, Türkçe tefsîr kitâblarına bakınız; yine böyle görecek ve tercümenizin muharref oldığını anlayacaksınız. Ma'mâfîh sizi tefsîrleri, lügat kitâblarını karışdırmak zahmetinden kurtarmak içün en mühim ve mu'teber lügat ve tefsîr kitâblarının 'ibârelerini buraya aynen nakl ediyorum:

"الهاكم التكاثر = شغلكم التفاخر بالحسب والنسب" [1]
"الهاكم التكاثر = الهاكم المباهاة بكسرة المال والعدد عن طاعة ربكم وعما ينجيكم من سخطه عليكم" [2]
"الهاكم التكاثر = ای شغلكم التباهی بالكثرة" [3]
"الهاكم التكاثر = ای شغلكم التغالب فی الكثرة والتفاخربها" [4]
"الهاكم التكاثر = شغلكم التباری فی الكثرة والتباهی بها" [5]
"الهاكم التكاثر = اشغلكم اتفاخر بالعدد وبالمال والجاه والاقرباء" [6]
"الهاكم التكاثر = اشغلكم اتباری فی الكثرة واتباهی بها فی ااموال والاولاد عن اعة الله" [7]
"الهاكم التكاثر = ای شغلتكم المفاخرة والمباهاة والمكاثرة بكثرة المال والعدد والمناقب" [8]
"الهاكم التكاثر = ای اشغلكم التفاخر بكثرة الاموال والرجال عن طاعة الله تعالی" [9]
"الهاكم التكاثر = شغلكم المباهات و المفاخرة بلمكاثرة بكثرة المال والعدد عن طاعة ربكم وما ينجيكم من سخطه" [10]
"الهاكم التكاثر = شغلكم عن طاعة الله التفاخر بالاموال ولاولاد والرجال" [11]
"الهاكم التكاثر = شغلكم التغالب فی الكثرة والتفاخر" [12]
"الهاكم التكاثر = شغلكم واذ هلكم التاخر" [13]
"ای شغلتكم التباری فی التكاثر بالاموال والاولاد والتباهی والتفاخر بكثرتها عن طاعة الله تعالی والتغالب فيها" [14]
"ای شغلكم التباری فی الكثرة والتباهی بها" [15]
"ای شغلتكم المفاخرة والمبااة بكثرة الاموال والاولاد عن توحيد ربكم و طاعته" [16]
"شغلكم البناهی بالكثرة" [17]
"الالهاء الصرف الی اللهو الانصراف الی ما يدعو اليه الهوی. التكاثر التفاخر بكثرة المناقب" [18]
"الهاكم" شغلكم وصله من اللهو ولهی يلهو بمعی غفل. "التكاثر" ای التباهی بالكثرة [19]
"الهاكم التكاثر = قد شغلكم التفاخر ولتباهی بكسرة الانصار والاتباع" [20]
اللهو ما يشغل الانسان عما يعنيه... يقال الهاه كذا ای شغله عما هو اهم اليه قال الهاكم التكاثر [21]
"الهاكم التكاثر = Kesretle mübâhât sizi işgât etdi hattâ ki ihyânız 'adedini istî'âbdan sonra mekâbire rücû' etdiniz ki emvâtınız kesretiyle mübâhât idesiz. [22]

En mühim lügat kitâblarından "Lisânu'l Arab"da, Kâmusda, Akrebu'l Mevârid'de, Külliyâtu Ebû'l Bekâ'da, Muhtâru's Sıhâh'da, hattâ Ahterî'de "الها" nın "işgâ"; "تكاثر"ün "tefâhur" ma'nâsına oldığı da musarrahdır.

İşte şu delâil-i ilmiyeye istinâden diyoruz ki "Emvâlinizi teksîr etmek arzusu mezara gidinceye kadar sizi ta'kîb ediyor" şeklindeki tercümeniz, "الهاكم التكاثر حتی زرتم المقابر" nazm-ı celîlinin tercümesi değil; belki "emniyete teksîru emvâliküm ta'kibukum hattâ tedhulû ilâ mekâbir" tarzında bir 'ibârenin tercümesidir. Böyle bir 'ibâre ise Kur'ân-ı Kerîmde kat'iyyen yokdur.

Sonra "كلا سوف تعلمون ثم كلا سوف تعلمون" nazm-ı celîlini "Lâkin öğreneceksiniz! Sonra yine öğreneceksiniz" diye tercüme ediyorsunuz. Bu tercümenin nazm-ı celîl ile derece-i mutâbakatını söylemeye artık lüzûm görmüyorum. Fakat hiç olmazsa şîvesi muhâfaza edilmeli ve Türkçemizi böyle mashara bir kıyâfete sokmamalı idiniz, değil mi? Bu 'ibâreleri gördükce insân şaşırıb kalıyor, bu nasıl ifâde? bundan ne anlaşılır? diye kendi kendine soruyor. Esâsen Kur'ân'daki bu gibi ta'bîrât-ı 'ilmiyenin içinden çıkamadığınızı bir dereceye kadar anlamış olacaksınız.

Eserin bir yerinde [23] "Bu tarz ifâde Arabca'ya mahsûsdur" diyerek işin içinden çıkmak istemişsiniz. Halbuki sizin tarz-ı ifâdeniz Arabca'da da yokdur. "كلا-Kellâ" kelimesi öyle bozuk bir tarzda isti'mâl idilmez. "كلا" "ra'd"dır. "Vazgeç", "hayır", "öyle değil" gibi bir mefhûm ile insânı zâhib oldığı fikirden zecr ve men' makâmında kullanılır. "حقا-Hakka" ma'nâsına isti'mâl olunduğu da vardır.

İşte burada da kesretle tefâhur'un kendilerine bir galebe ve fâide te'mîn edeceğini zan edenlerin zâhib-i bâtılalarını zecr makâmında kullanılmışdır. Bu nazm-ı celîl, hakîkat onların zan etdikleri gibi olmadığını, tefâhurun kendilerine fâide vermeyeceğini ve bunu çok geçmeden anlayacaklarını müekked bir tarzda ifâde ediyor. Binâen'aleyh "tercüme", nazm-ı celîlin ifâde eylediği ma'nâyı hiç bir sûretle müfîd değildir. Diğer âyetlerin tercümesi de böyle tamâmen yanlış olmakla berâber rabt ve zabtından da mahrûm oldığı cihetle sûre-i celîlenin tercümesi diye yazılan bir sürü 'ibâreden bir ma'nâ çıkmamakdadır.

Binâen'aleyh şu tahlîlât-ı ilmiye karşısında bervech-i âtî iki şıkdan birini kabûle mecbûrsunuz:

1) Bu tecüme Kur'ân-ı Kerîmin, metn-i münzelin tercümesi olmayıb başka bir lisândan tercüme edilmiş olması;
2) Tercüme edeyim derken, velev ki bilmeyerek olsun, Kur'ân-ı Kerîm'i tahrîf etmiş olmanız.

Beğefendi, Hangi şekilde olursa olsun, eseriniz ne Kur'ân'dır, ne de Kur'ân-ı münzelin hakîki tercümesidir. Binâen'aleyh Kitâbullâh'ın ifâde eylediği ma'nâ-yı şerîfi ifâde etmeyen lisânî ve ilmî bir tahlîl netîcesinde metn-i Kur'ân'a mutâbık olmadığı her satırı yanlış ve hattâ bütün âyetlerin büsbütün gâib edildiği [24] lede't tedkîk anlaşılan bir tercümeye "muharrefdir" hükmü vermek doğru olmaz mı? Hattâ buna "iftirâ-i 'alâ'llâh" denilmez mi? Muhterem Ömer Rızâ Beğefendi'nin dediği gibi, eserinizdeki hatâları, tahrîfâtı birer birer göstermek lâzım gelirse aslından çok büyük bir teşkîl idecekdir. Buna Kur'ân Tercümesi demek içün ne kadar cür'et lâzımdır.

Ankara

Aksekili
Ahmed Hamdi

___________________

[*] Ziyâretin ikinci ma'nâsına göre de âyetin ma'nâsı şudur: "Kesretle tefâhur ölünceye kadar sizi işgâl etdi"
[1] Tefsîr-i İbn-i Abbas
[2] Tefsîr-i İbn-i Cerîr
[3] Kâdı Beyzâvî
[4] Ebu's Su'ûd
[5] Keşşâf
[6] Tefsîr-i Kebîr
[7] Tefsîr-i Medârik
[8] Tefsîr-i Hâzen
[9] Kevâşî
[10] Me'âlim-i Tenzîl
[11] Tefsîr-i Celâleyn
[12] Rûhu'l Beyân
[13] Tefsîr-i Ebî Leys
[14] Fethu'l Beyân
[15] Âlûsî
[16] Ni'metullâh
[17] Tefsîru Sâfî
[18] Tefsîru Mecme'ul Beyân
[19] Safvetu'l 'İrfân
[20] Tefs'iru'l Kur'ânu'l Hakîm
[21] Râgıb İsfahânî
[22] Tibyân
[23] 290 ıncı sahîfede
[24] Sırası geldikce bunları da göstereceğiz. Mütercim ba'zan bir âyeti üç âyet gibi göstermiş, ba'zan da bir âyeti üç âyet yapmış, ba'zan da aradan atlayıvermişdir. Tercümenin yanıbaşında metn-i Kur'ân'ı yazmadığı cihetle herkes vehle-i ûlâda göremezlerse de Kur'ân-ı Kerîm ile karşılaşdırıldığı vakitde göze çarpar. Anlaşılan tercümenin yanıbaşında Kur'ân'ın yazılmaması yapılan tahrîfat birden göze çarpmamak içün olacakdır.


Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.