Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu’bânun mubîn(un)
Musa, sopasını yere attı, derken sopa apaşikar kocaman bir yılan oldu.
Bunun üzerine (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.
Bunun üzerine Musa asasını yere attı. “Oo bir de ne görsünler!” koskoca bir ejderha!
Bunun üzerine Mûsâ asâsını yere attı. Asâ hemen, âşikâre bir ejderha oluverdi.
Bunun üzerine (Musa) asasını attı ve bir anda apaçık bir yılan oluverdi.
Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.
Bunun üzerine Mûsa, asâsını yere bıraktı. Hemen o anda asâ, kocaman bir ejderha oluverdi.
Musa, asasını atar atmaz ortaya apaçık bir ejderha olarak çıkıverdi.
Bunun üzerine Mûsâ asâsını yere attı, o hemen tam anlamıyla bir ejderha oluverdi.
Musa değneğini yere atınca, hemen açıkça bir ejderha oluvermişti
Bunun üzerine Musa, asasını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha oldu.
Mûsâ değneğini atdı değnek birden bire âşikâr sûretde ejderhâya tehavvül iyledi.
107,108. Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.
Bunun üzerine Mûsâ asâsını yere attı. Bir de baktılar ki apaçık bir yılan!
Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!
Asasını attı, iri bir yılan oluverdi.
Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.
Bunun üzerine asasını bırakıverdi, ne baksın o koskoca bir ejderha kesiliverdi
Bunun üzerine (Mûsâ) asasını (yere) attı ve o, apaçık büyük bir yılan oldu.
Bunun üzerine (Musa) asasını bırakdı, bir de ne görsünler: O, apaçık bir ejderhâdır.
Bunun üzerine asasını attı. Bir de ne görsünler! O, açıkça bir yılan…
Bunun üzerine (Mûsâ) asâsını (yere) bıraktı. Bir de baktılar ki, o, apaçık bir ejderhâ!(1)
(Bunun üzerine) Musa, asasını yere bıraktı; bir de ne görsünler, (o değnek adata) kocaman bir yılana dönüşmüş!*
Musa asasını yere atınca, asa birden bire açık bir şekilde yılan oldu.
Bunun üzerine Musa değneğini yere bırakıverdi. Derken değnek göz göre göre yılan oluverdi.
Bunun üzerine Musa asasını bıraktı. Asa besbelli ejderha oluverdi;
Bunun üzerine o asasını attı. Bir de ne görsünler? Apaçık bir yılan/ejderha!³⁶
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir ejderha oluverdi.
Bunun üzerine Mûsâ asâsını atıverdi yere; bir de ne görsünler, o cansız değnek, kocaman bir yılana dönüşmüş!
Derken asâsını attı; hemen o açıkça bir yılan!
Musa hemen sopasını yere attı. Atar atmaz da gerçek bir yılan oluverdi.
Bunun üzerine Musa Firavun’a gönderilen ayetleri okumaya başladı. Ayetler Firavun’un inancını sorguluyor. O’na insan olduğunu hatırlatıyor. Allah’a inanmasını, Allah’ın yasalarına uymasını istiyordu. Okuduğu ayetler Musa’nın inancının dayandığı esaslardı. Kendini İlah zanneden Firavun ne yapacağını şaşırdı. Bugüne kadar sarayında herkes ona Tanrı gözüyle bakarken, onu Tanrı olarak kutsarken, Musa’nın sözleri aksini iddia ediyordu. Okunan ayetler sarayın her yanını bir ejderha gibi sarmış, Firavun’un sarayının sütunları sarsılmıştı. Firavun kurduğu Tanrılık düzenin sallanmaya başladığını anladı. Çünkü Musa’nın eli çok güçlüydü. Dayandığı esaslar (asa) çok kuvvetliydi. Firavun inancının temelini allak bullak etmişti.
Bunun üzerine [Musa], asâsını yere bıraktı: Oo! [bir de ne görsünler!] düpedüz bir yılandı, bu;
Bunun üzerine Musa asasını yere bıraktı. O anda ne görsünler! Asa apaçık bir yılan oluvermiş! 26/30...33
Bunun üzerine (Musa) asâsını yere bıraktı: Fakat o da ne? Düpedüz bir yılandı o!
Musa asasını yere attığında - bir de ne görsünler- asa, koskoca bir ejderha olmamış mı?
Bunun üzerine Mûsâ asasını (yere) bıraktı; o da apaçık bir yılan oluverdi.
Bunun üzerine âsâsını bıraktı. Âsâ hemen apaçık bir ejderha oluverdi.
107, 108. Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere bırakıverdi, bir de ne görsün: o koskoca bir ejderha kesilmiş! Elini sıyırıp çıkardı, bir de ne görsün: Bakan kimseler için parlak mı parlak, ışık saçan bir el haline gelmiş! [20, 18-22] {KM, Çıkış 4, 2-8}
Bunun üzerine (Musa), asasını attı, birden o, açıkça bir ejderha (oluverdi).
Mûsâ 'asâsını yere bırakdı. O da derhâl büyük ve âşikâr bir ejderhâ oldı.
Musa hemen değneğini yere attı. Birden bire tam bir yılan oluverdi.
O anda Musa bastonunu attı. Şimdi o apaçık bir ejderha olmuştu.
Musa asâsını attığında o koca bir yılan kesiliverdi.
Bunun üzerine Mûsa, asasını yere attı; birden korkunç bir ejderha oluverdi o.
Shunda Muso darhol asosini yerga tashladi. Birdan u aniq-tiniq haqiqiy ajdarhoga aylandi.
pes bıraķdı aśasını pes ol vaķt kim ol ejderhādur bellü.
Pes bıraḳdı Mūsā ‘aṣāsını ol vaḳtda ol ulu yılan oldı.
(Fir’on bunu deyən kimi) Musa əsasını (yerə atdı) və o, dərhal (hamının gözünə) aşkar görünən bir əjdaha oldu.
Then he flung down his staff and lo! it was a serpent manifest;
Then (Moses) threw his rod, and behold! it was a serpent, plain (for all to see)!(1075)
| Designed by ÖFK En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir. |