24 Haziran 2017 Cumartesi / 29 Ramazan 1438

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA | KUR'AN'DA ARA! | FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL

 
FİHRİST
(Zü’l-Karneyn)
HARF SEÇİNİZ

A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I - İ
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
 
Kehf / 83
  

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْراًۜ

(Ey Muhammed), sana Zu'l-Karneyn'den soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

Burada anılan Zu'l-Karneyn'in, kimliği tam olarak belli değildir. Bunun, Mekadonya kralı Büyük İskender olduğu en kuvvetli görüş kabul edilir ise de Büyük İskender, âyetlerde anlatılan niteliği taşımaz. Karn: Çağ, boynuz, hükümdar... anlamlarına gelir. Zu'l-Karneyn, iki çağ veya iki boynuz sâhibi demektir. İskender, dünyânın batısını, doğusunu dolaştığından kendisine doğunun ve batının hâkimi anlamında Zu'l-Karneyn denmiştir. Diğer bir görüşe göre de Karn, nesil demektir. İskender zamanında iki nesil ortadan kalktığından kendisine, bu unvân verilmiştir. Başka bir görüşe göre de İskender'in iki küçük boynuzu varmış. Onun için kendisine Zu'l-Karneyn (iki boynuzlu) denmiş. Kitab-ı Mukaddes'in Daniel Sifri (8/3-20)de peygamber Daniel'in, ru'yâda iki boynuzlu, batıya, kuzeye ve güneye tos vurup bütün hayvanları kaçıran bir koç gördüğü, bunun Media ve Fars kralları olduğu, sonra batıdan gelen tek boynuzlu bir ergecin, bu koçu vurup çiğnediği anlatılır. Zu'l-Karneyn'in, Daniel Sifrinde, iki boynuzlu koç diye işâret edilen Fars kralı I. Dârâ olması da muhtemeldir, fakat kesin değildir. Çünkü Kur'ân'da geçen Zu'l-Karneyn, peygamber olmasa dahi olgun bir velî ve cihangîr bir hükümdardır.
Kehf / 84
  

اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ

Biz onu yeryüzünde güçlü kıldık ve ona herşeyden bir sebep (istediği herşeye ulaşmanın yolunu, aracını) verdik.

Kehf / 85
  

فَاَتْبَعَ سَبَباً

O da (kendisini batı ülkelerine ulaştıracak) bir yol tuttu.

Kehf / 86
  

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً

Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."

Burada 'ayn, su gözesi, hami'e kara balçık diye tefsîr edilir. Demek ki uzak Batıya kadar giden Zu'l-Karneyn, vardığı Atlas Okyanusu kıyısında Güneşin batışını seyretmiş. Allah'ın büyük ve geniş mülkü karşısında Atlas Okyanusu, kendisine bir su gözesi kadar küçük gelmiş ve Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıktaki bir su gözesine gömülür gibi görünmüştür.
Kehf / 87
  

قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُكْراً

Dedi: "Kim haksızlık ederse, ona azab edeceğiz, sonra o, Rabbine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azab edecektir."

Kehf / 88
  

وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْراًۜ

Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükafat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz (onu zor işlere koşmayacağız).

Kehf / 89
  

ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً

Sonra yine bir yol tuttu.

Kehf / 90
  

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, güneşe karşı kendilerine siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.

Kehf / 91
  

كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْراً

İşte (Zu'l-Karneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice bilgi ve yetki bulunduğunu biliyorduk.

Kehf / 92
  

ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَباً

Sonra yine bir yol tuttu.

Kehf / 93
  

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً

Nihayet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.

Kehf / 94
  

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَداًّ

Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, Ye'cuc ve Me'cuc, bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?"

Kehf / 95
  

قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماًۙ

Dedi ki: "Rabbimin, beni içinde bulundurduğu imkanlar, (sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Siz bana (insan) güc(üy)le yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım."

Kehf / 96
  

اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ

Bana demir kütleleri getirin. (Zu'l-Karneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurtup dağlarla) aynı seviyeye getirince: "Üfleyin!" dedi. Nihayet o(demir kütleleri)ni bir ateş haline sokunca "Getirin bana, üzerine erimiş katran dökeyim," dedi.

Kehf / 97
  

فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً

Artık (Ye'cuc Me'cuc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

Kehf / 98
  

قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقاًّۜ

(Zu'l-Karneyn) dedi: "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va'di gel(ip Ye'cuc ve Me'cuc'un çıkması, yahut kıyametin kopması gerek)diği zaman onu yerle bir eder; şüphesiz Rabbimin va'di gerçektir."




Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.