20 Ocak 2017 Cuma / 22 Rebiü'l-Ahir 1438

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA | KUR'AN'DA ARA! | FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL

 
FİHRİST
(Mucizeler)
HARF SEÇİNİZ

A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I - İ
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
 
Bakara / 243
  

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ اُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِۖ فَقَالَ لَهُمُ اللّٰهُ مُوتُوا ثُمَّ اَحْيَاهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

Şu, binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara, "Ölün!" demişti de sonra kendilerini diriltmişti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.

Müfessirlere göre İsrâîl Oğullarının kasabasında vebâ çıkmış, binlerce kişi vebâdan korkup kaçmışlar. Allah da onları öldürüp, sonra ibret almaları için yeniden diriltmiştir. Ferîd Vecdî'ye göre âyetin şöyle bir felsefî anlam taşıması da olasıdır: Onlar öyle bir korkuya kapıldılar ki ölmemek için çalışmayı dahi bıraktılar, kasabalarını verimsizleştirdiler. Böylece gerilediler, âdetâ ölmüş gibi uyuşuk insanlar oluverdiler. Daha sonra Allah onların içlerine çalışma şevki verdi. Böylece sosyal bir canlılığa kavuştular. Ölümden kaçmanın, aslında ölmenin tâ kendisi olduğunu gösterdi, yok olmaktan kurtulmak için silkinip çalışmayı ve savaşmayı emretti (el-Mushafu'l-Mufesser, s. 50)
En’âm / 35
  

وَاِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ اِعْرَاضُهُمْ فَاِنِ اسْتَطَعْتَ اَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقاً فِي الْاَرْضِ اَوْ سُلَّماً فِي السَّمَٓاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِاٰيَةٍۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدٰى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ

Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi (yapabilirsen) yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkaileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mu'cize getiresin! Allah, dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı, o halde cahillerden olma!

Mu'cizeyi getirmek, peygamberin elinde değildir. Allah, onu istediği zaman peygamberin elinde yaratır. Bu husus, tamamen Allah'ın irâdesine bağlıdır. Allah ne zaman isterse, o zaman mu'cizeyi yaratır. peygamberin istediği zaman mu'cize olmaz. Ancak Allah, gerçekten mu'cize görmekle yola gelecek insanlar bulunduğu zaman İlâhî hikmeti uyarınca, peygamberin elinde mu'cizeler meydana getirir.
En’âm / 36
  

اِنَّمَا يَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ يَسْمَعُونَۜ وَالْمَوْتٰى يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

Ancak işitenler (çağrıya) gelir, ölülere gelince Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.

En’âm / 37
  

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يُنَزِّلَ اٰيَةً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mu'cize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Şüphesiz Allah, bir mu'cize indirmeğe kadirdir, fakat çokları bilmezler."

Yûnus / 20
  

وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ۟

Ona Rabbinden bir mu'cize indirilmeli değil mi? diyorlar. De ki: "Gayb Allah'ındır (görülmeyeni bilen O'dur). Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."

Yûsuf / 105
  

وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

Göklerde ve yerde nice ayet(ler) var ki onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler.

Onlardaki incelikleri düşünüp ibret almazlar. Kur'ân-ı Kerîm'de âyet, Allah'ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren işâret, delîl anlamına geldiği gibi, olağan üstü olay (mu'cize) anlamına da gelir. Zaten Allah'ın varlığını ve kudretini gösteren herşey, olağan üstü bir olaydır. Kur'ân'ın âyetleri de insanların, benzerini getirmekten âciz bulundukları birer mu'cizedir. Tabîat olayları da aslında birer mu'cizedir. Onun için Kur'ân, inen vahiylere âyet dediği gibi., tabî'at olaylarına da âyet demektedir. Demek ki âyet ikiye ayrılmaktadır: Sözlü âyet, sözsüz âyet. Sözlü âyetler, Hz. Muhammed'e ve diğer peygamberlere gelen vahiylerdir. Sözsüz âyetler ise doğa olaylarıdır. Kur'ân anlayışına göre her doğa olayı, dikkatle incelenince insanı Allah'ın birliğini düşünmeğe götüren birer işârettir. Nasıl yola dikilen işâretler, yolcuyu varacağı istikamete sevk ederse, doğa olayları da âhiret yolcusu olan insanı Allah'ın birliğine götürmektedir. Demek ki derin düşünce düzeyine ulaşan insan için doğa olayları da dillenmekte, konuşmakta, birer sözlü âyet oluvermektedir. Kur'ân, Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren bu doğa olaylarının yanından körü körüne geçmememizi, bunlardaki incelikleri ve bunlara egemen olan Tanrı kanunlarını bulup çözmemizi emretmektedir. Doğa olayları üzerinde düşünmeyen, onlardaki İlâhî yasaları keşfe çalışmayanlar, Allah'ın âyetleri yanından körü körüne geçmiş olurlar.
Ra’d / 7
  

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ۟

İnkar edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir ayet indirmeli değil miydi?" Sen, ancak bir uyarıcısın, her toplumun bir yol göstericisi vardır.

Ra’d / 27
  

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ

İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allah, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir."

Ra’d / 31
  

وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰناً سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰىۜ بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَم۪يعاًۜ اَفَلَمْ يَايْـَٔسِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ لَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَم۪يعاًۜ وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا تُص۪يبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَر۪يباً مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟

Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı!.. Hayır, bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hala anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, bütün insanları yola iletirdi? Yaptıkları işler yüzünden inkar edenlerin başlarına ani bela(lar) gelmeğe devam edecek, yahut yurtlarının yakınına konacak (yahut sen onların yurtlarının yakınına konacaksın), Allah'ın va'di gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Allah sözünden caymaz.

Ra’d / 38
  

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةًۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ

Andolsun, biz senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir elçi, bir ayet (mu'cize) getiremezdi. Her sürenin bir yazısı vardır (herşeyin zamanı yazılıp tesbit edilmiştir).

İsrâ / 1
  

سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ

Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki gecenin bir vaktinde kulunu, ayetlerimizden bir bölümünü, kendisine göstermemiz için, Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü. Gerçekten O, işitendir, görendir.

İsrâ / 59
  

وَمَا مَنَعَنَٓا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَۜ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَاۜ وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْو۪يفاً

Bizi ayetler (mu'cizeler) göndermekten alıkoyan şey, evvelkilerin, (onları) yalanlamış olmasıdır. Semud(kavmin)e açık bir mu'cize olarak dişi deveyi verdik, o zulmetmelerine sebeb oldu (deveyi boğazlayarak kedilerine yazık etmiş oldular). Biz mu'cizeleri, yalnız korkutmak için göndeririz.

İsrâ / 60
  

وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِۜ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّت۪ٓي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْۙ فَمَا يَز۪يدُهُمْ اِلَّا طُغْيَاناً كَب۪يراً۟

Bir zaman sana: "Rabbin insanları kuşatmıştır, (suçluları cezalandırmak üzeredir)" demiştik. Sana gösterdiğimiz rü'yayı ve Kur'an'da la'netlenmiş ağacı, insanları(n imanını) sınama (aracı) yaptık. Biz onları (çeşitli biçimlerde) korkutuyoruz. Fakat korkutmamız onların azgınlıklarını daha da artırmaktan başka bir katkı yapmıyor

(182) Bu söz, Bedir zaferinin müjdesi idi. (183) Burada işâret edilen ru'yâ, ya Mi'râc gecesi Hz. peygamber(s.a.v.)e lutfedilen müşâhededir ki Mi'râcın uykuda olduğunu söyleyenler bunu ru'yâ diye açıklamışlar; uyanık iken olduğunu söyleyenler ise, buradaki ru'yâ kelimesini açıktan görme diye tefsîr etmişlerdir. Ru'yâ, uykuda görülen şeylerin adı ise de, asıl kelime anlamı görmektir. Mi'râc gecesi vukubulan görme, bir ru'yâ değil, uyanıklık halinde bir müşâhede (vizyon) idi. Kur'ân'da la'netlenen ağaç da cehennemdeki Zakkum ağacıdır. Putatapanlar bu ağacın adını duyunca: "Muhammed, cehennemin taşları yaktığını sanıyor; sonra orada ağaç bittiğini söylüyor(!)" diyerek alay etmişlerdi. Halbuki bu ağaç, kendi bildikleri türden bir ağaç değil, sembolik anlam taşıyan bir ağaç idi. Bununla Allah, cehennemde biten, cehennemin ürünü olan ağaç gibi insanları temsil etmiş olabilir. Nitekim bu ağacın şeytân veya Ebûcehil veya Hakem ibn Ebu'l-Âs olduğu söylenmiştir.
Tâ-Hâ / 133
  

وَقَالُوا لَوْلَا يَأْت۪ينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰى

Dediler ki: "Rabbinden bize bir ayet (mu'cize) getirmeli değil mi?" Onlara, önceki Kitap'larda bulunan kanıt gelmedi mi?

Enbiyâ / 16
  

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ

Biz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık.

Enbiyâ / 17
  

لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْواً لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّاۗ اِنْ كُنَّا فَاعِل۪ينَ

Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.

Başka bir tefsîre göre: "Ama biz böyle yapanlar olmadık" .
Ankebût / 50
  

وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَاتٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاِنَّـمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ

Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler (mu'cizeler) Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Ankebût / 51
  

اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلٰى عَلَيْهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟

Kendilerine okunan Kitabı sana indirmemiz, onlara yetmedi mi? Şüphesiz inanan bir toplum için bunda bir rahmet ve öğüt vardır.

Ankebût / 52
  

قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ شَه۪يداًۚ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

De ki: "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah'a karşı nankörlük edenler, işte ziyana uğrayacaklar onlardır."

Secde / 15
  

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩

Bizim ayetlerimize o kimseler inanırlar ki onlar, kendilerine öğüt verildiği zaman derhal secdeye kapanırlar; Rablerini överek tesbih ederler, büyüklük taslamazlar.

Ahzâb / 9
  

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً وَجُنُوداً لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراًۚ

Ey inananlar, Allah'ın size olan ni'metini hatırlayın, hani bir zaman size ordular gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görmekteydi.

Hicretin 5. yılında Kureyş ve Gatafân kabîleleri, bütün kollarıyle birlikte Medîne üzerine yürüdüler. Medîne'de oturan Kurayza Oğulları adlı yahûdî kabîlesi de müslümanlarla yapmış oldukları ittifakı bozup bunlarla birleşti. Birleşik ordunun sayısı 12.000 kişiye varmıştı. Allah'ın Elçisi (s.a.v.), düşmanın geleceğini haber alınca Medîne çevresine hendek kazdırmış, arkadaşlarını, hendekten çıkan toprağın arkasına mevzilendirmişti. Düşman hendeği geçemedi. Karşılıklı oklar atılıyordu, fakat göğüs göğüse savaş olmadı. Kuşatma bir ay sürmüştü. Bir mu'cize oldu: Ansızın çıkan soğuk bir fırtına, düşmanın çadırlarını yerinden söküp savuruyor, toprakları kaldırıp yüzlerine çarpıyor, ateşlerini söndürüyordu. Atları birbirine giriyordu. Müslümanların çevresinde görünmez varlıkların tekbîr sesleri duyuldu. Tulayha ibn Huveylid el-Esedî: "Muhammed size büyü yapmağa başladı, aman canınızı kurtarın!" dedi. Ebûsüfyân da devesine bindi ve Kureyş çekilip gitti. Böylece zafer müslümanların oldu. Müslümanlar, kendilerine hiyânet eden Kurayzalıların da dersini verdiler.
Mü’min / 35
  

اَلَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْۜ كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ

Onlar ki kendilerine gelmiş bir delil olmadan Allah'ın ayetleri hakkında tartışırlar. (Bu hareketleri) Gerek Allah yanında, gerek inananlar yanında (onlara karşı) ne büyük bir kızgınlık (doğurur)! İşte Allah, her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler."

Şûrâ / 35
  

وَيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ

Ki ayetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.




Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.