28 Mart 2017 Salı / 30 Cemaziye'l-Ahir 1438

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA | KUR'AN'DA ARA! | FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL

 
FİHRİST
(Cinler)
HARF SEÇİNİZ

A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I - İ
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
 
En’âm / 100
  

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَن۪ينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ۟

(Tuttular) cinleri Allah'a ortak yaptılar. Halbuki onları O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar icadettiler. Haşa O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir!

En’âm / 128
  

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاًۚ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْاِنْسِۚ وَقَالَ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمْ مِنَ الْاِنْسِ رَبَّـنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَٓا اَجَلَنَا الَّـذ۪ٓي اَجَّلْتَ لَنَاۜ قَالَ النَّارُ مَثْوٰيكُمْ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ

Hepsini bir araya toplayacağı gün: "Ey cin(şeytan)lar topluluğu, (der), siz insanlarla çok uğraştınız." Onların, insan dostları derler ki: "Rabbimiz, birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık." (Allah da) buyurur ki "Durağınız ateştir. Allah'ın, dile(yip affet)mesi hariç, orada ebedi kalacaksınız." Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.

A’râf / 38
  

قَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعاًۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ

(Allah) buyurdu: "Sizden önce geçen cin ve insan topluluklariyle beraber ateşin içine girin!" Her ümmet girdikçe yoldaşına la'net etti. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dediler ki: "Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar. Bunlara ateşten bir kat daha azab ver!" (Allah): "Hepsi için bir kat fazla (azab) vardır, ama siz bilmezsiniz." dedi.

Hûd / 119
  

اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَۜ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْۜ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ

Yalnız Rabbinin acıdıkları (bu ihtilafın dışında kalmışlardır). Zaten (Allah) onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin: "Andolsun, ben cehennemi hep cinlerden ve insanlardan bir kısmıyle dolduracağım!" sözü tam yerine gelmiştir.

İhtilâf etmeleri gerekir ki dünyâda rekabet ortamı oluşup, arzu edilen ilerleme gerçekleşsin. İnsanların ihtilâfları, görünürde sevgisizlik, hattâ düşmanlık meydana getirirse de onları yarışa, birbirinden daha üstün ve güçlü olmağa iter. İhtilâfın oluşturduğu gerginlik, insanları ileri itici bir rol oynar. Bu bakımdan Allah, insanlar arasında ihtilâfın olmasını istemiştir. Bu da O'nun hikmeti gereğidir. Ayrıca Allah'ın isim ve sıfatlarının ortaya çıkması için de ihtilâf zorunludur. Çünkü Allah'ın lutfedici sıfatı yanında kahredici sıfatı da vardır. İttifak edenlere lutfedici sıfatıyle, ihtilâf edenlere kahredici sıfatıyle görünecektir.
Hicr / 27
  

وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ

Cinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.

Sâffât / 158
  

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَباًۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ

Allah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir.

Burada iki ma'nâ olasıdır: 1) Halbuki cinler de kendilerinin yakalanıp hesâba çekileceklerini bilmişlerdir. 2) Halbuki cinler de, Allah ile cinler arasında soybirliği, akrabâlık olduğunu söyleyenlerin yakalanıp hesâba çekileceklerini bilmişlerdir.
Sâffât / 159
  

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ

Haşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir.

Sâffât / 160
  

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

Fakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır).

Sâffât / 161
  

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ

(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,

Sâffât / 162
  

مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ

Kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız;

Sâffât / 163
  

اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ

Cehenneme girecek olandan başkasını.

Şimdi söz, meleklerin ağzından söyletilmektedir.
Sâffât / 164
  

وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

Bizden herkesin belli bir makamı vardır.

Sâffât / 165
  

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ

Biziz, o saf saf dizilenler, biz.

Sâffât / 166
  

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

Biziz, o tesbih edenler, biz.

Neml / 17
  

وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

Süleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu.

Neml / 39
  

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ

Cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, dedi, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir."

Sebe’ / 12
  

وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۚ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِۜ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۜ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّع۪يرِ

Süleyman'a da, sabah gidişi bir ay(lık mesafe), akşam dönüşü bir ay(lık mesafe) olan rüzgarı boyun eğdirdik ve onun için katran (petrol) kaynağını da akıttık. Rabbinin izniyle cinlerin bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim buyruğumuzdan sapsa, ona alevli azabı taddırırdık.

Sebe’ / 14
  

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ

(Süleyman'ın) Ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleyman) Yıkılınca (onun öldüğü anlaşıldı ve) anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı.

Hz. Süleymân, cinleri emrinde kullanıyor, Beytu'l-Mukaddes'i yaptırıyordu. Ölümü yaklaşınca, değneğe dayanarak namaza durdu ve öylece öldü. Cinler onu ayakta sanıyorlardı. Nihâyet kurt değneği çürütünce Süleymân yıkıldı ve cinler Süleymân'ın öldüğünü anladılar (Envâru't-Tenzîl). Ömer Rıza Doğrul'a göre Süleyman'ın dayandığı değnek, onun saltanatıdır. Değneğini yiyen kurt da, oğlunun idâresizliği ve zayıflığıdır. Cinler de kendisinin egemenliğine tâbi' olup buyruğu altında çalışan yabancılardır. Süleyman'ın ölümünden sonra onun tahtına geçen oğlu Rehoboam, sefâhete ve zevke daldığından, onun saltanatını kemirdi, çürüttü, sonunda İsrâîl Oğullarına boyun eğip hizmet eden kabîleler, artık onlara boyun eğmediler. Rehoboam'ın elinde sadece bir sıbt (kabîle kaldı), onbir sıbt elinden çıktı, mülk dağıldı. (Tanrı Buyruğu: 2/676, not: 9, Kitapı Mukaddes, I. Krallar, s. 352-356)
Sâd / 37
  

وَالشَّيَاط۪ينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ

Ve şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı,

Sâd / 38
  

وَاٰخَر۪ينَ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ

Ve zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan)ları.

Yani cinleri veya isyancı kabîleleri ona boyun eğdirdik.
Fussilet / 25
  

وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟

Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık. Onların önlerinde ve arkalarında bulunan herşeyi onlara süslü gösterdiler (yaptıkları işlerin güzel olduğunu söylediler). Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan topluluklarına (uygulanan) söz, kendilerine de gerekli oldu (bunlar da azabı hak ettiler), çünkü hep ziyanda idiler.

Âyette kullanılan âêñîÖæÇ fi'li kayd âîêîÖ (kayd) kökünden gelir. Kayd kabuk demektir. Kabuk nasıl özü sararsa, bu kötü arkadaşlar da o adamları öyle sardılar.
Ahkâf / 18
  

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۜ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ

İşte onlar da kendilerine (azab) söz(ü) gerekli olmuş kimselerdir. Kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında (azabın içinde) bulunacaklardır. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.

Ahkâf / 29
  

وَاِذْ صَرَفْنَٓا اِلَيْكَ نَفَراً مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاٰنَۚ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُٓوا اَنْصِتُواۚ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا اِلٰى قَوْمِهِمْ مُنْذِر۪ينَ

Bir zaman, cinlerden bir topluluğu Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (birbirlerine): "Susun, (dinleyin)" dediler. (Okuma) Bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler:

Ahkâf / 30
  

قَالُوا يَا قَوْمَنَٓا اِنَّا سَمِعْنَا كِتَاباً اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ وَاِلٰى طَر۪يقٍ مُسْتَق۪يمٍ

Ey kavmimiz, dediler, biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola götüren bir Kitap dinledik.

Zâriyât / 56
  

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Rahmân / 15
  

وَخَلَقَ الْجَٓانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍۚ

Cin'i de halis ateşten yarattı.

Rahmân / 33
  

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُواۜ لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍۚ

Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz yeterse geçin gidin. Ancak kudretle geçebilirsiniz.

Rahmân / 35
  

يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِۚ

İkinizin de üzerine, ateşten yalın alev ve kıpkızıl bir duman (yahut erimiş bakır) gönderilir, başaramazsınız.

Rahmân / 36
  

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Şimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz?

Bu "yetlerde iki topluluğun da göklerin bucaklarına, yani kenarlarına, köşelerine, içlerine nüfuz etmeğe çalışacaklarına iş"ret edilmektedir. Demek ki iki topluluk da uzaya gitmeğe çalışacaktır. Daha önce cinler, göklerin bucaklarından geçip gayb haberleri çalma girişiminde bulunmuşlardır. Fakat üzerlerine ışınlar gönderilmiştir. Hit"b iki topluluğa yapıldığına göre insanların da bir gün bu işe girişecekleri anlatılır. Sanki uzay çalışmalarını haber veren "yette ilginç bir if"de daha var: Bu iş, ancak sult"n (yetki, kudret) ile yapılabilir, kudretsiz böyle bir şey başarılamaz. Demek ki uzaya gidecek teknoloji ve güç (enerji) bulununca uzaya gitmek de mümkündür. Ama uzaya gitmek de ancak bir ölçüdedir. İnsanın milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilere ulaşması mümkün değildir.
Rahmân / 37
  

فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِۚ

Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...

Rahmân / 38
  

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Şimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz?

Rahmân / 39
  

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذَنْبِه۪ٓ اِنْسٌ وَلَا جَٓانٌّۚ

O gün ne insana, ne de cin'e günahından sorulur.

Allah her şeyi bildiği ve yapılan eylemler bütün ayrıntılarıyle tesbit edildiği için sormağa hacet yoktur çünkü.
Rahmân / 41
  

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِس۪يمٰيهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاص۪ي وَالْاَقْدَامِۚ

Suçlular, simalarından tanınır, alınlar(ın)dan ve ayaklar(ın)dan tutulur.

Başları ayaklarına bağlanarak cehenneme atılırlar.
Cin / 1
  

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ

De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur'an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz harikulade güzel bir Kur'an dinledik.

Cin / 2
  

يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ

Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

Cin / 3
  

وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداًۙ

Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

Cin / 4
  

وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطاًۙ

Meğer bizim beyinsiz (İblis veya cinlerin kafirleri) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.

Cin / 5
  

وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۙ

Biz insanların ve cinlerin, Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk),

Cin / 6
  

وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاًۙ

Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.

Cin / 7
  

وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَداًۙ

Onlar da sizin sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.

Cin / 8
  

وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَد۪يداً وَشُهُباًۙ

Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk.

Cin / 9
  

وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَصَداًۙ

Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur(gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur.

Cin / 10
  

وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداًۙ

Bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.

Cin / 11
  

وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ

Bize gelince, bizden iyiler de var ve bizden başka türlü olan da var. Biz çeşitli yollara ayrıldık.

Cin / 12
  

وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَباًۙ

Biz yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamayacağımızı (yerden) kaçmakla da O'nu aciz bırak(ıp O'ndan kurtul)amayacağımızı anladık.

Cin / 13
  

وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْساً وَلَا رَهَقاًۙ

Biz, yol gösteren (Kur'an)ı işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa (ne hakkının) eksik verilmesinden, ne de kendisine kötülük edilmesinden korkar.

Cin / 14
  

وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً

Ve biz, bizden müslümanlar da var ve bizden doğru yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa işte onlar doğru yolu aramışlardır.

Cin / 15
  

وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَباًۙ

Hak yoldan sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."

Cin / 16
  

وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ

Şayet yolda doğru gitselerdi onlara bol su verirdik (rızıklarını bollaştırırdık).

Cin / 17
  

لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداًۙ

Ki onları, onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse (Rabbi) onu, alt eden bir azaba sokar.

Nâs / 1
  

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ

De ki: "Sığınırım ben, insanların Rabbine.

Nâs / 2
  

مَلِكِ النَّاسِۙ

İnsanların padişahına,

Nâs / 3
  

اِلٰهِ النَّاسِۙ

İnsanların Tanrısına:

Nâs / 4
  

مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ

O sinsi vesvesecinin şerrinden.

Nâs / 5
  

اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ

O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.

Nâs / 6
  

مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım).

Sûrede öyle bir uyum var ki güzelliğini anlatmak mümkün değildir. Ancak dile âşinâ olarak sûreyi aslından okumakla bu güzellik sezilir. Sûrede sinsice insana sokulup kötü düşünceler fısıldayan cin ve insan şeytânlarından Allah'a sığınılır. Konu, fısıltı konusudur. Arapça aslından okuyunuz: "Kul e'ûzu bi rabbi'n-nâs, meliki'n-nâs, ilâhi'n-nâs, min şerri'l-vasvâsi'l-hannâs, ellezî yuvesvisu fî sudûri'n-nâs, mine'l-cinneti va'n-nâs" kulağınıza bir fısıltı sesi geliyor, değil mi? İşte Kur'ân böyledir. Yalnız kelimelerin anlamı değil, kelimelerin kendileri de ses tonlarıyle, anlattıkları konuyu canlandırır (aliterasyon).



Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.