22 Şubat 2017 Çarşamba / 26 Cemaziye'l-Evvel 1438

ANA SAYFA | SURELER  | AYET KARŞILAŞTIRMA | KUR'AN'DA ARA! | FİHRİST | DOWNLOAD | MOBİL
Kullanıcı : Şifre :   Şifremi Unuttum    KAYDOL

 
FİHRİST
(İlim-Araştırma-Bilgi)
HARF SEÇİNİZ

A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I - İ
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
 
Bakara / 129
  

رَبَّنَا وَابْعَثْ ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّ۪يهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟

Rabbimiz, onlara kendi içlerinden, senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin, sen!

Bakara / 151
  

كَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪يكُمْ رَسُولاً مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّ۪يكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَۜ

Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitabı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Elçi gönderdik.

Bakara / 269
  

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْراً كَث۪يراًۜ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

Hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak sağduyu sahipleri düşünüp anlar(lar).

Hikmet, Íã (hkm) kökünden gelir. Hükm, hükûmet ve ihkâm mânâlarıyle ilgili olarak isim ve masdar olabilir. İslâm bilginleri, hikmeti çeşitli şekillerde tanımlamışlardır. Bütün tanımların birleştiği husus, hikmetin, sebep ve netîce ile ilgili, düşünce düzeyinden eyleme çıkabîlen bilgi olmasıdır. Hikmet, derin ve yararlı bilgidir. Bu bilgi ancak düşüncenin ürünü olacağından, yüce Allah "Ancak sağduyu sâhibleri düşünüp ibret alır" buyurmuştur. Kur'ân'ın amaçladığı hikmet, bir yığın işe yaramaz felsefî nazariyeler değildir. Asırlarca insanların kafalarını boş yere uğraştırıp durmuş olan bu tür nazariyelerden kaçınmayı, Hz. peygamber (s.a.v.) Efendimiz bize tavsiye etmişlerdir: "Allah'tan yararlı bilgi isteyiniz, yararsız bilgiden Allah'a sığınınız" (İbn Mâce, Du'â': 3, h. 3843; Beyhakî, Şu'abu'l-Îmân; Feydu'l-Kadîr: 4/108). Kur'ân insanların gözünü kâinİtın yaratılış yasalarını ve bir de kendi iç dünyâlarını incelemeğe yöneltir: "Biz onlara, âyetlerimizi ufuklarda (dış dünyâda) ve kendi içlerinde göstereceğiz" (Fussilet: 53) diyor. İşte Kur'ân, öğrenmeğe değerli iki bilgi yolunu böylece tesbit ediyor: Pozitif ilim ve insanın ruhunu temizleyip ebedî mutluluğa ulaştıracak dîn ilmi, ruh bilgisi. Kur'ân, develerin nasıl yaratıldığını, göğün nasıl yükseltildiğini, arzın nasıl döşendiğini, gölgenin nasıl uzayıp kısaldığını, ayın ve güneşin nasıl ışık verdiğini, gecenin ve gündüzün nasıl değiştiğini, kuşların nasıl gökte uçtuklarını incelememizi bize sık sık emrederken gözümüzü pozitif bilime çevirmekte; bu ilimle kâinât yasalarını keşfedip Allah'a daha gönülden bağlanmamızı istemektedir. Kur'ân, doğa yasalarına Allah'ın âdeti "Sunnetullah" diyor. Allah'ın yaratma âdetini yani sebep ve sonuç arasındaki ilişkileri, tabi'at kanunlarını iyi bilen insan, bu bilgisini imanla da desteklemişse işte Allah'a huşû'un, Allah'tan korkmanın zirvesine varmış, O'nu şuurla ve içten sevmesini bilmiştir. Bundan dolayıdır ki yüce Mevlâ: "Allah'a ancak bilgin kulları gereğince saygı duyar" (Fâtır: 28) demektedir. Kur'ân insan duyusuna çarpan bütün doğa olaylarını Allah'ın varlığının ve kudretinin âyetleri (işâretleri) görmektedir. Müslümanların görevi, bu âyetleri derince düşünüp incelemek, bunların yanından körü körüne geçmemektir: "Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki onların yanından (hiç düşünmeden) yüz çevirerek geçerler" (Yusuf: 105)
Nisâ / 113
  

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍۜ وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يماً

Allah'ın sana lutfu ve acıması olmasaydı, onlardan bir grup, seni saptırmağa yeltenmişti. Onlar sadece kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah'ın sana lutfu, cidden büyüktür.

Mâide / 110
  

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَت۪ي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَۢ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاًۚ وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطّ۪ينِ كَـهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْن۪ي فَتَنْفُخُ ف۪يهَا فَتَكُونُ طَيْراً بِاِذْن۪ي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ كَفَفْتُ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ

Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsa, sana ve annene olan ni'metimi hatırla, hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun, benim iznimle kuş oluyordu; anadan doğma körü ve alacalıyı benim iznimle iyileştiriyordun; benim iznimle ölüleri (diriltip kabirlerden) çıkarıyordun ve İsrail oğullarını da senden savmıştım; hani sen onlara açık deliller getirdiğin zaman, içlerinden inkar edenler: "Bu açık bir büyüden başka bir şey değil!" demişti.

En’âm / 119
  

وَمَا لَكُمْ اَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ اِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ اِلَيْهِۜ وَاِنَّ كَث۪يراً لَيُضِلُّونَ بِاَهْوَٓائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُعْتَد۪ينَ

Üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan niçin yemeyesiniz? Çaresiz yemek zorunda kaldıklarınız dışında, size haram kıldığı şeyleri (Allah) size açıklamıştır. Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Muhakkak ki Rabbin, (evet) O, sınırı aşanları çok iyi bilir.

Enbiyâ / 7
  

وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun.

Ahzâb / 34
  

وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى ف۪ي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَط۪يفاً خَب۪يراً۟

Evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah latiftir, haber alandır.

Fâtır / 19
  

وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ

Körle, gören bir olmaz.

Fâtır / 22
  

وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ

Dirilerle, ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin.

Zümer / 9
  

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِداً وَقَٓائِماً يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟

Yoksa o, gece sa'atlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak sağduyu sahipleri öğüt alır.

Zümer / 10
  

قُلْ يَا عِبَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

(Tarafımdan) De ki: "Ey inanan kullarım, Rabbinizden korkun. Bu dünya hayatında güzel davrananlara güzellik vardır. Allah'ın yeri geniştir. Ancak sabredenlere, ödülleri hesapsız ödenecektir.

Bir yerde Allah'a karşı ibâdet ve tâ'atini yapamayan, inancına göre yaşamayan kimse, bunu yapabileceği başka bir yere göçebilir.
Bakara / 159
  

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَۙ

İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allah la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder.

Bakara / 174
  

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِه۪ ثَمَناً قَل۪يلاًۙ اُو۬لٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

Allah'ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Kıyamet günü Allah ne onlara konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.

Bazı yahûdî bilginleri, Tevrât'ta âhir zaman peygamberinin vasıflarını görmüşlerdi. Hz. Muhammed(s.a.v.)in, o son peygamber olduğunu bildikleri halde bunu gizlediler, halka söylemediler. Âyette gerçeği gizleyip insanları şaşırtan kimseler şiddetle uyarılmaktadır.
Tevbe / 122
  

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟

İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?

Bu âyet, bir ulusun, savaş zamanında dahi bilimsel fa'âliyetlerini sürdürmesini ve ilimle uğraşacak bir zümrenin görevlendirilip, onların sadece bu işe tahsis edilmesini öngörmektedir. Çünkü savaş yıllarca sürebilir. Bir ulusun ayakta kalabilmesi için dîn ve bilim adamlarının bilgi, inanç ve teknik bakımdan savaşan kütleyi beslemeleri gerekir. Bazı kimseler, İslâmda dîn adamı olmadığını söylerler. Gerçi İslâmda dîni seven, kendini ona veren anlamında dîn adamı yoktur. Çünkü dîni sevmek ve dînin yanında yer almak her bireyin üstüne farzdır. Bu anlamda herkes dînin adamıdır. Allah ile kul arasında aracılık yapan kişi anlamında da dîn adamı yoktur. Ancak, dîn uzmanı vardır. Bu âyet, toplumda dîn ve bilim uzmanlarının yetiştirilmesini öngörmektedir. Millet içinde bir grupun, dîn bilimlerini öğrenmek üzere görevlendirilmesini bu âyet, kifâye olarak farz kılmaktadır. Şayet toplumda dîn görevlerini öğretecek ve yönetecek hiç kimse bulunmazsa bütün toplum günâhkâr olur.
Nahl / 43
  

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ

Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Sorun, Zikir ehline; eğer bilmiyorsanız:

Enbiyâ / 7
  

وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun.

Abese / 2
  

اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ

Kör geldi diye.

Abese / 3
  

وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ

Ne bilirsin belki o arınacak?

Abese / 4
  

اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىۜ

Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.

Alak / 4
  

اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ

O ki kalemle (yazmayı) öğretti.




Designed by ÖFK
En iyi 1024 x 768 pikselde görüntülenir.